Bugüne dek uzun süreli çalışma fırsatı bulduğum iki yoga hocamın da derslerinde sıkça duyduğum bir ifadeden yola çıkarak belirledim bu yazının konusunu. Konu: "Sınırlarını ötelemek”

Sınırları ötelemenin yogada anlamı şu: Herhangi bir yoga pozundayken, bedensel veya psikolojik sınırınız saydığınız yerin gerçekte son sınırınız olmayabileceği ihtimaline açık olmak. O gün, o mat üzerinde, o pozda sınırınızın ne olduğunu sadece ve sadece o anda deneyimler ve bilirsiniz. Eğer kendinizi bu ihtimale açabilir, yani ezberinizi bir kenara bırakabilirseniz; o gün, o mat uzerinde ve o pozda, geçmişten getirdiğiniz sınırlarınızdan farklı bir yere varabilirsiniz.  Yoganın “şimdi ve burada olma” halinin en büyük kazanımlarından biri, değişmeyen sabit bir şey olarak kabul ettiğiniz “bilgi”nin de evrendeki her şey gibi değişime tabi olduğunun farkına varmaktır.

Yoga yaparken her defasında sınırınızı bir parça daha ötelemeyi öğrenirsiniz. Bu şu demektir: Bir pozun içindeyken, nefesiniz yardımıyla o pozda belki şimdilik sadece bir nefeslik daha derinleşmek, o poza kendinizi bir nefeslik daha bırakabilmeyi deneyimlemekten korkmamayı öğrenmek. Bunu öğrenmek zaman alır. Çünkü ezber, bir çok şeyi olduğu gibi nefesi de bozar. Ezber, geçmiştir. Nefes, şimdi. Siz gerçekten nefese kendinizi bırakmadıkça, ezber sizi ve bedeninizi otomatik pilota alır. Sınırlarınız da hep bildiğiniz ve sizi pek de şaşırtmayan sınırlarınız olarak kalır. Sınırların amaçlarından biri de bu değil midir zaten? Sizi başka birçok şeyden olduğu gibi şaşırmaktan da korumak. Oysa hayret, sevinç de barındırabilir.

Zaman ve Sınırlar

Değer verdiğim bir tanıdığım, 40’lı yaşların ona en büyük öğretisinin “sınır çizmek” olduğunu söylemişti bir sohbet sırasında. Kendi sınırlarını çizmeyi öğrenmek, herkesin sınırları olduğunu bir parça daha kabul edebilmek ve bu sınırlara – kendimizinkiler dahil- saygı duyabilmek. Bunu öğrenebilmek yaşamın esaslı bir 40 yılını alabiliyorsa, öğrenmeden önce maruz kaldığımız sınır ihlallerinin telafisi kim bilir ne kadar zamana mal oluyor hayatlarımızda – tabii telafi diye bir şey mümkünse.

Bedenin Sınırları

Beden, insanın mevcudiyetinin en uç sınırı olabilir mi? National Geographic’in Tabu belgesel dizisinin bir bölümü, dövme ve piercing konusunda “aşırı”ya kaçan kişilere ayrılmıştı. Hikayelerden aklımda kalan bir tanesi, ufak bir dövmeyle başlayıp zaman içinde tüm bedenini dövmelerle kaplatan bir kadına dairdi. O kadın için dövme yaptırmak, geçmişte maruz kaldığı bedensel ve psikolojik sınır ihlallerinin telafisiydi. Her dövmeyle, belki biraz daha “Varım.” diyordu dünyaya. İhlalin onda yarattığı tahribatın telafisini ancak bedenini kendince yeniden üreterek koyuyordu dünyanın karşısına.

Sınırlarımızın ihlal edilmesi, bizim için "ben” diye bildiğimiz şeyi tehlikeye atan bir şey değil mi? Bizi yok sayan? Kim olduğumuzu –kendimize dahi- tanımlarken ta bebeklikteki “ben ve öteki” ayrımından başlayarak sınırlara ihtiyaç duyuyoruz. O halde, o sınırların ihlalinin, fiziksel olarak olmasa da psikolojik olarak bir “var olmama”, hatta belki “yok olma” deneyimi yaşatma ihtimalinden bahsetmek çok mu abartılı olur?

Sınırlarla yüzleşmek – ister kendi sınırlarımız, isterse başkalarının sınırları olsun- bu yüzden de korkutucu olamaz mı? Sınırların ötesini bilmiyoruz. Sadece var-sayıyoruz. Sınırın öte yanı, yani bu taraf ise yine başka türlü bir varsayım. Ama var olmak için varsaymak ve tutunmak zorunda olduğumuz bir varsayım. Her iki taraf da korkutucu olabiliyor. Ezberlerimiz bu yüzden bu kadar fazla. Sınırlarımız da.

Sınırları ötelemekle sınırların ihlali hakkında yazdıklarım birbiriyle çelişkili gibi gelebilir ilk anda kulağa. Bir yandan “Sınırları verili kabul etmemeli mi acaba?” diye sorgularken, diğer yandan sınırların ihlalinin kişi için ölümcül olabileceğinden bahsetmek. Oysa arada çok önemli bir fark var. Birinde sınırlarınızı sorgulayan, dinleyen, ötelemeye açık olan sizken; sınırlarınızın ihlali başkaları tarafından size dayatılan bir şey. Tıpkı karın kaslarınız henüz güçlenmemişken ve siz bunu bilirken sizi zorla kafa üstü duruş yapmaya davet eden yoga hocaları örneğinde olduğu gibi. Bu ihlali kendinize bizzat kendiniz de yapabilirsiniz elbette. Yapmak istediklerinizle yapabilecekleriniz arasındaki mesafeyi tek bir nefeste aşmaya zorlayabilirsiniz kendinizi. Sınırlarınızı keşfetmeye değil fethetmeye kalkışabilirsiniz. Aslına bakarsanız bu da bir çeşit dayatmadır. Öznesi ve nesnesi aynı kişi yani kendiniz olsanız da, kişinin kendine bir şey dayatması da başkalarının dayatmaları kadar zorlayıcı ve sakatlayıcı olabilir.

Yoganın en temel yapı taşlarından olan nefese dönecek olursak, bedenimiz bilincimizden daha bilge. Nefes, durumlara uyumlanma ve uyumlanarak durumları dönüştürme gücüyle bizim için yoga matında ve hayatta her zorlanmamızda orada ve yardıma hazır olacağına güvenebileceğimiz bir dost. İster sınırlarımızı ötelemek için kullanalım, ister sınırsızlık hissini deneyimlemek için…

İster bir yoga pozunda derinleşmek istiyor olalım, ister anlık bir panik duygusunun içinde sakin kalabilmek. Nefesin farkına varalım ve bizi şaşırtmasına izin verelim.



* Görsel: Alex Noriega

 

 

 

Go to top