2017 ilkbaharıydı. O beş günlük inzivaya gidip gidemeyeceğim bile belli değildi. Öyle ya, oğlum o beş gün için kiminle kalacaktı.

Benim bu inzivaya katılabilmem için İstanbul’da olan eşimin iş yerinden izin alıp Ankara’ya gelmesi gerekiyordu. Aman ne büyük engellerdi bunlar. Acaba gelebilecek miydi, ya izin alamazsa, ya gelemezse, ne yapacaktım? Belki de eğitimin son bölümü olan inzivaya katılamayacaktım. Bir yandan da, “ne yapalım canım, olmazsa da olmaz artık. Akışına bırak olayları”, diyerek soğukkanlı bir duruş sergilemeye çalışıyordum, kendimce.

Zihnim bunlarla meşgulken, kendi kendime şöyle dedim: “Böyle düşünecek olursan, senin aslında ‘Yoga TT’ eğitimine katılman da çok zordu. Hatta, en başta neredeyse ‘imkansız’ idi. Nasıl ki eğitimimin olduğu hafta sonları eşim oğlumu yalnız bırakmamak için İstanbul’dan gelebilmiş ve ben bu sayede eğitimin altı modülünü tamamlamıştım bile. Şimdi de inzivaya gidebilmem için gelebilirdi. Neden olmasın?” Olabilirdi ve gerçekten öyle oldu da.

2016 yılı sonbaharında başlayan “Yoga TT” eğitiminin son ve belki de en zor olacağını düşündüğüm kısmı artık başlamıştı bile. Uçağa binildi, artık yola çıkılmıştı. Başka bir deyişle ok yaydan çıkmıştı. Gidebilecek miyim, olur mu, olmaz mı, derken; birbirinden güzel, cesur ve zarif yirmi kadınla geçen beş günlük inziva unutulmayacak bir şölene dönmüştü. Koşulları dikkate alınca (konuşmama, telefonsuz olma, günde on iki saate yakın yoga, sinek, böcek, sevdiklerinden, ailenden uzak olma), inzivanın şölene dönüşmesini anlamak zor gelebilir gerçi; ama yaşananlar, paylaşılanlar, öğrenilenler, deneyimlenenler, kişinin kendini sınaması, tanıması, sınırlarını görmesi ve zorlaması, çevresini de tanıması, anlaması, olanı olduğu gibi (böceği, sineği, sessizliği, sana sunulan yemeği, arkadaşını, odanı) yargılamadan, sorgulamadan kabul etmesi anlamında eşsiz bir fırsattı o beş gün. 

Keskin sınırlardan kurtulmak, köşeleri biraz yumuşatmak; “yapamam, edemem, hayatta olmaz” dediklerinden kurtulmak için, o “yapamam, hayatta olmaz” dediğin şeylerle yüzleşmen ve yapmaya çalışman, en azından denemen, yola çıkman, aslında kendi kendine koyduğun bu sınırlardan kurtulman için çok faydalı. Sınırlarını biraz zorlamak seni esnekleştiriyor, özgürleştiriyor ve yapabildiklerini görmek cesaretlendiriyor, güçlendiriyor, mutlu ediyor. Yoga bunun için çok güzel bir araç. Fiziksel, ruhsal ve zihinsel anlamda kendine  koyduğun sınırları (burası önemli çünkü bu sınırları senden başkası koymuyor) zorlayarak potansiyeline ulaşmanı sağlayan bir sistem yoga. Derslerde sık sık duyduğun matın üzerinde yaptıklarını matın dışına yani günlük hayatına taşımak böyle bir şey.

Cesaret, güç ve teknik gerektiren el veya baş duruşu gibi zor pozları yapınca, ertesi gün her şeyi yapabilirim gibi bir güç geliyor insana. Daha cesur hissediyorsun kendini. Bu şuursuz bir cesaret değil elbette. Belki de alamadığın kararları almana, atamadığın adımları atmana yardım ediyor bu pozlar. Yoksa bunu böyle görmeyip sadece matın üzerinde yapılan bir güç/gövde gösterisi gibi düşünürsen yoganın zihinsel dönüştürücü etkisini yaşayamıyorsun. Yapılan hareketler de sadece fiziksel aktivite olarak kalıyor. El duruşunu bu kampta arkadaşımın desteğiyle yaptım. Kendime güvenle, ama en önemlisi yanımdakine, kendimi bıraktığım kişiye güvenle oldu bu duruş. Ne çok şey öğretiyor bir poz.  Denge gerektiren savaşçı duruşları, ağaç duruşu gibi pozlardaki köklenmeyi, hizalanmayı ve sağlam duruşu matın dışına taşıdığında günlük hayatında da daha dengeli, daha sağlam, daha güçlü olabiliyorsun. Yaptığın herhangi bir işte başarılı olabilmek için her gün pratik yapmanın ne kadar önemli olduğunu öğreniyorsun/hatırlıyorsun yogayla. Her gün düzenli pratik yapınca en başlarda savaşçı duruşlarında titreyen bacaklarının artık titremediğini, sopa duruşunda sallanan kollarının artık sallanmadığını görüyorsun. 

Sessizlikte, muhteşem doğanın koynunda, dikkatini dağıtacak hiçbir dışsal uyaranın olmadığı, tam tersine kendine dönmeni sağlayacak tüm unsurların doğa tarafından sana cömertçe sunulduğu bir ortamda, neredeyse günde on iki saate yakın yoga yaparak/yaparken bütün bunları düşündüm.

Her şey olması gerektiği gibiydi aslında. Eğitim en başından yani ilk modülden itibaren adım adım beni bu kampa hazırlamıştı zaten. Gerisi, kendini akışa bırakmaktan ibaretti. Fiziksel ve ruhsal anlamda zor, dayanıklılık gerektiren bu beş günü bu kadar inanılmaz bir deneyim olarak geçirmemi sağlayan canım hocama, can arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum.

Dans olduk, şarkı olduk, hikaye olduk, gözyaşı olduk, kahkaha olduk birlikte. Yaşam olduk ve yaşam(ak) çok güzel. 

Teşekkürler Esra Pulak, teşekkürler burada isimlerini tek tek yazamadığım birbirinden renkli yirmi güzel, zarif ve cesur kadın.

Bu yazı, inzivada her akşam üç dakikalık konuşma süremizde söyleyemediklerim aslında. Üç dakikaya sığ(a)mayanlar.

Go to top