8 Mart 2018 günü oğlum için karalamaya başladığım notlar yoga yazısına dönünce, sizlerle buluşsun istedim :)

OĞLUMA MEKTUP

8 Mart 2018. Artık 11 yaşındasın güzel oğlum. Neşe, coşku ve huzurla başladım güne, sen doğdun 11 yıl önce bugün diye. Sen varsın diye.

Ne çok şey öğrendim senden. Olanı olduğu gibi karşılamayı, en basit şeylerden keyif almayı, durduk yerde kıkır kıkır gülmeyi, geçmişe takılmamayı, geleceği düşünerek endişelenmemeyi. Yoğun bir duygu anne olma hali. Mutlu olduğunda kendi mutluluğum gibi, hatta katbekat fazla coşkuyla sevinebilmek, canın yandığında kalbimin en derinden sızlamasına tanık olmak, sevincinin sevincim, acının acım olması, kendimden başka biriyle bu kadar özdeş olmam.

Çocukken hesapsız kitapsız, olanı olduğu gibi yaşamak ne büyük bir lütufmuş meğer. Büyüyünce anlıyorsun. Yaşın ilerlerken duygularını en saf haliyle, içinden geldiği gibi yaşayabilme doğallığından, duygunun içine yerleşebilme lüksünden ve özgürlüğünden uzaklaşıyorsun gitgide. Etiketler, sosyal statü, çevre, toplum, kültür gibi sen “büyürken” seninle büyüyen ve etrafını kuşatan bir dolu unsurla karşılaşıyorsun. Bu davranış kalıpları, olman gereken haller, seni o kadar sarıyor ki kaybolabiliyorsun içinde. Olduğun gibi olmayı, gerçek benliğini, kimliğini, kim olduğunu unutuyorsun. Ya da içeride bir yerde küçücük kalıyorsun. Sonra bir dönem geliyor senin etrafını kat kat saran o etiketler ve rollerden arınıp içerideki “sen”le buluşmak istiyorsun. Özlüyorsun onu çünkü. Sahi ben kimdim, anne olmadan, kardeş olmadan, eş olmadan, iş kadını olmadan önce. 11 yaşındaki halini özlüyorsun, özleyeceksin ileride sen de. Senin şimdiki halini.

Yoruluyorsun bir de, o kadar kimlik arasında. Sadeleşmek, azalmak ve kendine kaçmak istiyorsun, o en içerdekine, “öz”e; büyüdükçe uzaklaştığın, belki de unuttuğun o meraklı, heyecanlı, en saf haline bir göz kırpmak istiyorsun.

Üzerine yapışan, yıllar içinde etrafını ağ gibi saran kimliklerden bir an için de olsa kurtulup özüne, kendine yolculuk yapmak o kadar değerli ki. Yogayı bu yüzden çok sevdim sanırım. “Asana”ları basamak gibi kullanıp, nefesi de arkama alıp, yıllar sonra, özlediğim “öz”e yönebildiğim için. Çok sevdiğim bir söz var yogada: “Bedeni poza girmek için değil, pozu bedene girmek için kullan”. Aslında yoga matının üzerinde yapılan o pozlar; üzerine kat kat giydiğin o kıyafetlerden, rollerden arınıp, “öz”üne gidebilmene yarayan bir araç sadece. Gidebildiğin kadar, yapabildiğin kadar. Her pozu yapma gayreti bile o kadar değerli ki. Denemek, düşmek, kalkıp tekrar denemek. Hayat da böyle bir şey, değil mi? Deneyeceksin, bazen düşeceksin, kalkıp yeniden deneyeceksin. Durman gereken yeri de bileceksin bazen. İşte yogada bir pozu yapmaya çalışırken içinde bulunduğun haller, davranışın, tepkin o kadar “sen” ki.

O yüzden seninle matın üzerinde çok eğleniyoruz belki de. 11 yaşındaki “sen”le, 11 yaşımdaki “ben” buluşup, oyun oynuyoruz el ele. Düşüp, kalkıyor yine deniyoruz. Oynuyoruz. Bundan güzeli var mı?

Hislerini, duygularını cesurca, tutkuyla yaşaman ve hayattan keyif alman dileğiyle. Iskaladığın zamanlar olacaktır, bir yoga matın olsun benden sana tavsiye. :)

Annen.

Go to top