Hello,

Ben Adalet. Yok yok ölüm uykusuna yatan değil. Henüz o dersi okumamış, biraz çılgın, biraz depresif, beyni ile ağzından çıkan sözcükler arasında duble yol olan, psikoloji, psikiyatri okumuş ama kendi söküğünü dikemeyen bir garip hatun işte.

Bu ve bundan sonraki yazılarımda sizlere seyrettiğim filmler ve dizilerin peşindeki yolculuğumu anlatacağım.

Yaş 70, iş bitmiş demeden tek başıma alır başımı giderim. Uzun uçuşlardan korktuğumdan genelde Avrupa haritasını önüme alır, film ve dizilerde ilgimi çeken mekanları ararım. Gerisi kolaydır. Artık civarda keyifli bir kasaba veya köy bulurum. Bütçeme bakar, Booking’den oradaki otelleri tararım. En zevkli kısmıdır. Odanın manzarası var mı?  Özellikle kahvaltısı güzel mi? Köyler kazan ve ben kepçe olacağıma göre, tren istasyonuna yakın mı? Görmekle yükümlü olduğum hani o beni yollara düşüren film veya dizi mekanlarına toplu ulaşım araçları nelerdir? Özellikle önemli olan konu da booking sonrası plan değişikliğim olur ise ücretsiz iptale uygun mu? Vee en önemlisi odam en-suit mi? Öyle koridorlarda ortak banyolar istemem tabii k. Banyo odamın içinde olmalı. En-suit dedikleri yani.

Yeri bulduk. Oteli ve ulaşım araçları da tamam. Paramız da bu seçimlere uygun. Heyecan başlıyor artık.

Yıllardır Father Brown dizisini izlerim. Katolik bir papaz. Hoşgörülü,zeki bir adam. Dedektiflik kanında var. İngiltere’nin cennet köylerinin olduğu Cotswolds bölgesinde "olmayan" bir köyde yaşar. Ne hikmet ise bu bölgede sıkça cinayet işlenir. Bizim çakma ama becerikli papazımız olayı çözerek polisi deli eder.

Sezonlar boyunca üç müfettiş değiştirdik. Father Brown bu müfettişleri delirttikçe yeni bir karakterle tanıştık. Bu arada papazımızın Harry Potter filmlerinden hatırlayacağınız Mr.wesley.Ron’un babası rolündeki aktör. Tanıdık ve sevdiğimiz biri yani.

Olaylar aslında varolmayan bir Cotswolds köyünde geçiyor dedik ya... Adalet’i kesmez bu bilgi. Araştırılır ve köy bulunur. Daha doğrusu köyler. Zira bildiğiniz gibi filmler değişik mekanlarda çekilir ve kurgu masasında birleştirilir. Biz de "aman burası da neresi? Bu köy cennet mi ne?" deriz. Aslında 3-5 ya da fazlası cennet köy mekanları birleştirilmiş ve tek cennet yaratılmıştır. İşte bu cennet köyler topluluğu bu yıl mayıs ayında tarafımdan keşfedildi.



Cotswolds Köyleri

Arkadaşlar, bilemiyorum benim duyduğum heyecanı nasıl değerlendirirsiniz? O sokaklarda gezerken, köy kahvelerinde biramı yudumlarken her an köşebaşından bisikletiyle Father Brown çıkacak gibi hissettim. O anlarda dizi gerçek hayata dönüşüyor ve ben o zamanda o köyde kahramanların arkadaşıymışım gibi hissediyorum. Başka bir hayatı yaşamak kısa bir zaman dilimi içinde olsa da harika bir deneyim oluyor. Çocuklaşıyorsunuz. Kahire’nin Mor Gülü gibi. Hatırlarsınız kahramanımız sinema perdesinden içeri dalıyor ve bir anda kendini filmin içinde buluyordu. Tamam şimdi ciddileşmeyelim. O filmde anlatılmak istenenle, benim durumum aynı değil. Kabul.

Bazen de cansıkıcı işler olmuyor değil. Tam ben father Brown ile bira içmek için bir mekana girdiğimde, mekanı tanıyıveriyorum. Aaaa burası Downton Abbey dizisindeki hastahane diyorum ki duvarlarda film karelerinin fotoğrafları beni rüyamdan uyandırıyor. İngilizler ya çok fazla dizi çekiyor, ya da bazı locationlar onlara çok hoş geldiğinden, çekimleri sıkça oralarda yapıyorlar.

Bir diziden bir diziye atlayarak gezimi tamamlıyor ve gerçek hayatıma siz arkadaşlarıma dönüyorum.

Sevgi ile kalın.

















 

Go to top