İç dünya dış dünya… İçerisi nasılsa dışarısı öyle, yukarısı nasılsa aşağısı öyle…

Doğanın içinde…

Üstümde gökyüzü, altımda yeryüzü ve ortada ben…

Deniz ve doğanın ortasında doğayla tekrar buluşuyorum.

Sessizliğin içindeki devinimle doğanın ritm ve döngülerini tekrar fark etmeye başlıyorum. Manzara uzun süre aynı kalsa bile hikaye her an farklı. Doğa her an birşeyler anlatıyor. Sadece bakmak ve görmek yeterli. Gözlerim yorulduğunda kalp gözümle görmeyi hatırlıyorum tekrar. O an hikaye daha da farklılaşıyor.

Doğanın ritmini izliyorum. Gece sonlanmadan yıldızların yavaş yavaş parlaklıklarını yitirmesini, güneşin ilk ışıklarıyla birlikte kuş cıvıltıları ve ağustos böceği cırıltısının aynı anda başlamasını…

Gece üstümdeki yıldızları izliyorum. Bazı geceler arada gözlerimi açıp gökyüzüne bakıp gülümsüyorum ve hiç uyanmamış gibi kaldığım yerden devam ediyorum.

Doğadaki herşeyin canlı olduğunu ve herşeyin bir ruhu olduğunu tekrar anlıyorum.

Doğadaki elementleri ve kendimdeki karşılıklarını izliyorum… Her bir yönde elementlerin farklı etkisini algılıyorum…

Toprağı ve ağaçları izliyorum. Luna ve Merlot’nun sabah akşam karaya çıkmadan evvelki heyecanını izliyorum ve toprağa bastıkları andaki sevinçlerini…

Denizi izliyorum bol bol. Sup üstünde durmaya çalışırken bol bol denize düşerek tadına bakıyorum suyun. Keyfine varıyorum ağzıma burnuma deli gibi su kaçmasının. Bazen özellikle kendimi suya bırakıveriyorum… oynuyorum suyla…

Havayı izliyorum kulaklarımdaki ve tenimdeki havayı gece gündüz aralıksız.

Güneşin ışınlarında ateş elementini izliyorum. Denizin, göğün ve bulutların renginde.

Doğanın ritm ve döngülerini hepsinden önemlisi doğayla birlikte akmayı deneyimliyorum… Herşeyin bir olduğunu tekrar öğretiyor bana doğa…

 

 

SİTEDE ARA

Go to top