SESSİZLİK NOTLARI 1: 

Başka bir ülkede olmak, fazla konuşmamak, bilmediğin sokaklarda yürümek bir nevi inziva oldu benim için. Düşünüyorum da bazen konuşarak ne çok enerji harcıyoruz. İçerideki herşeyi dışarıya aktarma ihtiyacı kendini ifade için gerekli olsa da bazen de içerde oluşan duygu ile kalamamak, ya da içeridekini dışarı atarak ondan uzaklaşmak değil midir?

Her eğitim, her sistem aynı şeyleri söyler. Sindirmek... Duyguyu, düşünceyi, bilgiyi sindirmek yani onunla biraz yalnız vakit geçirmek, onun senin hücrelerine işlemesine izin vermek ve senle işi bitince senden dışarıya akmasını beklemek.

Bilgi de benzer bir şey, çoğu zaman öğrendiğimiz şeyi o an sindirmek yerine hemen başkasına öğretmek ve başkası üzerinden deneyimlemek heyecanında oluyor öğrenciler. Belki bilgi genişliyor, daha büyük bir kitleye yayılıyor ama derinleşemiyor. Derinleşme ve genişleme farklı kavramlar, genişleme senden dışarı doğru olan, derinleşme ise senden içeri doğru olan bir enerji. Evet bağladım yine enerjiye ama herşey enerji, konuşman, iletişimin, alman, vermen, aldığınla ne yaptığın... Çakra Sistemini öğretirken ilk gün bu farklı enerji yönlerinden bahsediyorum, çakraların sağlıklı işlevi de bu enerjilerin dengeli olamasında, almak( oluşturma enerjisi üst çakralardan geleni alt çakralara indirmek) -sindimek (sende kalması ve o bilginin seni dönüştürmesi) - vermek (özgürleştiren enerji, alt çakralardan yukarı doğru akan) bunlar ana enerji kanalın merkez kanalın boyunca olan, toprak ile gökyüzü, şiva şakti, pranaşakti ne dersen de... ve bu enerji akışlarında bir dengesizlik varsa, yani çok alıp hiç vermiyorsan, hiç almayıp hep vermek istiyorsan v.s. enerji sisteminde dengesizlik oluşuyor. Çakraların enerjisi ya yetersiz oluyor ya da aşırı çalışıyor. Ve tabi ki bunu neden böyle yaptığının altında çok daha derin sebepler var, kökler var, aile var ve en önemlisi anne ile doğum öncesinden başlayan özellikle ilk aylarda kurduğun (annenin senle kurabildiği) bağ var... Neyse, işte dedim ya adı çakra olsun, meridyen olsun, aile dizimi 5 element, ne olursa olsun, sistem yine dönüp dolaşıp anneye geliyor:)) Ben kendi deneyim ve çalıştırdığım sistemlerden harmanladığım farklı eğitimlerde hep döndüm dolaştım bu bilgiye geldim.

Anne demek yaşam demek, anneden almayı kabul etmek yaşamdan almayı kabul etmek, eğer almıyorsan yaşamın akış yönüne müdahale ediyorsun ve tüm sistem bozuluyor temelden alamadığını ne işine, ne ilişkine ne de kendine verebiliyorsun, herşey dengesini kaybediyor..

 

 

SESSİZLİK NOTLARI 2: 

Dedim ya konuşmak üzerine düşünüyorum, eğitimlerimde de çok vurgularım bu konuyu.Ben açıkçası derslerde sürekli konuşan yoga hocasından da yana değilim... Elbette yeni başlayan bir grupsa onlar için hocanın sesini duymak önemli (Paul Grilley der ki, yeni öğrenci için hocanın sesi, annenin sesi gibidir, ah evet burda güvendeyim...) ama öğrenci deneyim sahibi olduğunda biraz kendi alanında kalmak ister, ve tabi ki de artık kendi merkezinde ise(bu da zaman alır), artık hoca konuşmuş, konuşmamış, salonda kuş varmış, sınıf kalabalıkmış ,uzaylılar gelmiş hiç bir şey onu etkilemez. Sadece alanında matında ve yolculuğundadır.

Ama sağlıklı iletişim için öğrenci için kendi yolculuğunda deneyimleyeceği şeyler için güvenli bir alan oluşturmak ve sonra da öğrenciyi kendi deneyimi ile başbaşa bırakmak gerektiğini düşünüyorum.Her anına müdahale edip, her hissini tanımlarsan hoca olarak biraz sınırını da aşıyorsun demektir.

Yıllar önce yepisyeni hoca iken, tek amacımın mükemmel ders vermek iken olan zamanlarımda, bir gün bir yoga dersi veriyordum. İşte biliyorsunuz, ayağını şuraya koy, şunu yap, bakışlar nirvanada, kalpler ormanda :)... hisset, ne oluyor, bak bakalım, içine dön, içinde de oldu, döndün mü, dönersen ıslık çal :) ... (yazaken bile yoruldum:) derken ben huşuuu içinde, çok sevdiğim bir öğrencim matından seslendi -HOCAM BİR SUS TA HİSSEDELİM-... Bir an şok geçirdim tabi ki...

O an şimşek gibi çaktı beynime. Kulaklarımda hep bu sesi duydum, hocam bir sus ta hissedelim:) benim için hocalık yolunda çok önemli bir adımdı. Beraberce güldük ve ben çok rahatladım... O zaman anladım ki her an salondaki her alanı kaplama isteğim biraz manipülasyona giriyor. Öğrenciye kendi hisleri ile bağ kuracak zamanı, sindirecek zamanı tanımadan, onun işini de ben yapmaya çalışıyordum. Bu tabi ki herşey çok iyi olsun gibi masum isteğimden kaynaklanıyordu. Ama senelerce kendimle çalışmaya başladığımda bu masum isteğin altında başka türlü ihtiyaçlarımın olduğunu fark ettim. Ayrıca kendini yoga salonunda o kadar var etmen de gerekmiyor. Hoca olarak rolün, bir poza güvenli bir şekilde sokmak, alternatifleri sunmak, destekleri söylemek ve sonra herkesi kendi alanına bırakmak... (tabii ki işin sadece teknik kısmından bahsediyorum, yani giriş kapısı, asıl o kapıdan içeri girdiğinde başlıyor gizemli yolculuk) Bunun için senin de kendi yolculuğunda olman gerek. Ve senin varlığın zaten alanı etkileyen ve değiştiren şey oluyor kaç poz yaptırıp kaç mum yaktığın değil.

Ve şunu da unutmamak gerekiyor, Yoga'nın kendisi senden daha güçlü ve derin... Sana o kadar da ihtiyaç yok alanda, yoga yapacağını yapıyor. Sen sadece aracısın. Donanımlı ve kendi merkezinde bir araçsan eğer (kendi yolculuğun sağlam adımlarla devam ediyorsa), zaten her an yoga oluyor o matın üstünde. Yoga yaptırman gerekmiyor. Yaptırdığın şey yoga değil, sadece asana, Yoga yaptırılamaz, Yoga olur... Hayattaki her alanda olur, Asana ile başlar, çünkü görmesi, hissetmesi daha kolaydır, ama yoga olur... İşte o zaman verdiğin her derste her an 1. sutra gerçekleşiyor demektir..

ATHA YOGA-ANUSHASANAM

 

SESSİZLİK NOTLARI 3:

Kim demiş kalplerin sınırı var diye

Yalan inanma! 

Ülkelerin sınırı var çünkü birileri öyle istiyor.

Irkların tanımı var çünkü birilerinin işine geliyor. 

İsimlerin tanımı var çünkü birileri sınırda kendini buluyor. 

Ama sevginin sınırı var mı? 

Kalbin sınırı var mı? 

Ruhun sınırı var mı? 

Yok, olamaz, Ruhun varlığına aykırı,

Sevginin tanımına aykırı zaten sevginin mesela tanımı var mı? 

O da yok...

Sevgi sadece alanda oluyor, 

Sevgi kendini var ediyor.

Sonsuzluğun sınırı olabilir mi ki?

Sen kimsin ki sonsuzluğa bir sınır getireceksin?

Sen kimsin ki yaradanı parçalara böleceksin.

Hepimiz aynı Tanrının çocuklarıyız.

Hepimiz aynı anneden doğduk.

Aynı kalplerde aynı çoşkuyu yaşıyoruz.

Sadece unuttuk.

Sadece unutturulduk.

Ame sevgi öyle birşeyki, bizden bile üstün.

Bizden bile bağımsız.

Bizim dışımızda gelişiyor.

Biz ölçemiyor, biz biçemiyoruz.

Sevgiyi ne tanımlanbilir, ne de kısıtlanabilir.

Sevgi sadece oluyor.

Sevgi zaten var.

Sevgi zaten hep var.

Sevgi zaten hep var olacak.

Biz sadece gelip geçeceğiz.

Sevgi hep baki kalacak...

Onun için dostum, bırak artık üzülmeyi

Bırak artık aramayı

Aradığın zaten tam da içinde 

Aradığın tam da kalbinde

Kalbine iyice eğil bir bak

Orda göreceksin yaşamın izini

Orda göreceksin Tanrının sesini

Orda bulacaksın kendi özünü

O özü bulduğunda ise anlayacasın ki

Sevgi tam da orda 

Sevgi tam da yanı başında

Sevgi zaten seni var eden şey.

Sosuzluktan geldin

Sonsuzluğa gideceksin

Sevgi senin yolculuğun

Esas yolculuğun Sevgi.

Sadece sakin ol, ve arkana yaslan.

Çünkü onu hissetmek için hiç ama hiç birşey yapmana da gerek yok. 

Sevgi yapılan birşey değil.

Sevgi olan birşey.

Sevgi olanı anlaman

Sevgi sadece durman 

Sevgi sadece var olman

Olanı olduğu gibi anlaman...

 

 

 

SİTEDE ARA

Go to top