Saat 14.17  burada , İstanbulda ise gece yarısı 00:17 …

Ne ilginç değil mi, dünyanın bir ucunda birşeyler yeni başlarken öteki ucunda neredeyse tamamlanmış oluyor. Birimiz yoğun bir enerji ile heyecanla yapmak eyleminde iken ateş  elementinde, ötekimiz yapmaktan artık durmaya, ateşten artık suya geçmiş.

Buradaki son birkaç günde enerjimi inceliyorum. Hani saatlerde enerjim düşüyor, hangi saatlerde artıyor, ne zaman dışardan desteğe ihtiyacım var, ne zaman bendeki fazlalığı bırakmam gerekiyor.

Sanırım belli bir zaman sonra artık herşeye böyle bakmaya başlıyor insan. Egzersiz, uyku, beslenme, ilişkiler… Senin enerji durumun nedir ve karşı karşıya kaldığın durumla nasıl bir titreşim içindesin?

Bugün Dr. Yang enerjiyi yükseltip barındırmakla, enerji salmak arasındaki farklardan ve bu iki farklı amaç için hareketi ve nefesi nasıl kullanacağımızdan bahsetti. Ve bedende salınmayan enerjinin nasıl tıkanıklığa yol açtığını ve organlar üzerindeki yoğun etkisinden konuştuk. Günümüz insanının nasıl geleneksel pek çok hareketten yoksun olduğunu ve hastalığın da bedeni doğal ritminde hareket ettirmediğimiz için meydana geldiğini. Tabi ki pek çok başka faktör olduğunu enerji çalışmalarından biliyoruz ama hareket felsefesi açısından bakarsak çok basit. Fazla enerjiyi salmazsa beden kendi kendini yakmaya başlıyor. Yeterince enerji üretemediğinde de kendini tüketmeye…Çünkü enerjimiz kısıtlı ve beden yaşamak için enerji üretmeye devam etmeli.

Burada dünyadaki pek çok ülkeden insan var. Genelde sosyal bir varlık olarak, insanlarla sohbet etmeyi, onları tanımayı, sorular sormayı çok severim. Ama nedense son birkaç yıldır böyle uzun ve yoğun eğitimlerde tüm enerjimi kendime saklıyorum. Egzersiz, meditasyon, yemek biraz sosyallik yetiyor bana. Sanırım artık 40’larına geldiğim için enerjimi  daha iyi muhafaza etmek istiyorum. Her konuşma, her merak, her soru ve o cevapları anlama dinleme, iletişim kurma enerji gerektiriyor. Ve enerjimi de akıllıca kullanmak istiyorum. Yaşamımda da bu dönüşümü yaşıyorum. Daha konsantre ilişkilerim var mesela ilişkilerime doğru enerjetik yatırımlar yapmaya çalışıyorum. Karşılıklı alıp vereceğim, bana birşey katan, geliştiren, dürüst, açık, sınırlarımı bilen, sınırlarını bilen  ilişkiler içinde olmak. Az ama öz derler ya biraz öyle.

Stüdyo dersi vermeyi de bu yüzden bıraktım. Ders vermeyi anlatmayı çok seviyorum. Ama belli birsüre sonra sadece öğretmek istediğimi fark ettim. Stüdyo dersi vermek canlı yayın gibi, o anda oluyor ve çok büyülü, insana çok iyi gelen ve başka bir boyutta iletişim kurduğun insanlarla. Büyüsü de burda zaten o an oluyor ve o enerji bir daha başka bir derste olmuyor. Çünkü o odadaki her titreşim sadece o ana ait. Acayip değil mi. Enerjilerin dansı, sen ise sadece o dansın yönlendiricisisin. Senin bedenin ve ruhun ne kadar akışkansa, o dans o kadar büyülü bir hal alıyor. Dans titreşimler insan ruhuna en iyi gelen şey. Yaşamın özü ile bağ içine sokan, bütünün büyük titreşimin bir parçası olduğunu anlatan (işte bunlar hep 5. Çakra:))

Eski çağlarda yaşasaydım muhtemelen hikaye anlatıcı olurdum. Benim hikayemin şu anki bölümlerinde hocalık eğitimleri ve spesifik eğitimlerle deneyimimi aktarmak ve aktardığım kişinin kendi yolunda o bilgiyi alıp yorumlaması ve kendi öz bilgisi ışığında kullanması beni çok ama çok tatmin eden birşey.

Öğretmenin görevi bence sadece bu, o sana yolu gösterir ama o yolda yürümesi gereken sensin…

Şimdi bu hikayelerimi eğitilerimde anlatıyorum. Sevdiğim biçimde, sevdiğim şekli ile sevdiğim ve denediğim araçlarla. Seneye başlayacak 300 saat ileri seviye eğitimi de tüm bu hikayelerle dolu olacak. Acele etmeden 3 yıla yayılan bir sürede, sindirmek için arada zamanın olduğu. Yakında detayları açıklayacağım. Ama meridyenler, çakralar, elementler, organlar, fasya, chi, felsefe, meditasyon… yani benim 15 yılda beslendiğim herşey...

Bir konuda derinleşmek için uzun uzun çalışılması gerektiğine inanıyorum. Ama yine de aşırı mükemmeliyetçi tarafımı da yumuşatmak istiyorum ki giderek yumuşuyor. Burada mesela Dr. Yang  egzersiz yaparken genelde  düzeltmiyor, akışına bırakıyor, inceliyor, bırak bedenin öğrensin diyor ve tekrarla, zamanla, öz disiplinle zaten öğrenirsin…

Biz de ise 200 saatlik Yoga  eğitimin inzivası bitmeden yeni bir eğitime başlıyor pek çok kişi, koca koca eğitimler alıyorlar, sinir sistemine, kendi yaşamlarına, ruhlarına, bedenlerine  nasıl etki edeceğini düşünmeden. Travma eğitimi alıp 3 ay sonra Somatik 5 saat sonra Kranyosacral öğlen arsı aile dizimi… Bu çok yang bir tavır, deneyime sindirmeye zaman tanımayan, ne yapacaksın o bilgi ile, senin içinde nasıl sinecek… Bedenin, yaşamın, sinir sistemin, ruhun, kalbin hepsinin sindirmek için zamana ihtiyacı var. Her şeyin bir zamanı olmalı, almanın, sindirmenin ve aktarmanın… Hep alıp sindirmezsen sadece pratiğin değil, yaşamın da sıkışıp kalır, bedenin de sindirim organların da muhtemelen. Ya da hiç almadan vermeye çalışırsan da yaşamda da bedende de herşeyi vermeye başlarsın, kendi iç dünyan için birşey kalmaz, üzerinden akar geçer… Onun için durmayı ve olanı olduğu gibi gözlemlemeyi, olanın olduğu gibi olması için izin vermeyi hepimizin öğrenmesi gerek.

Bu da zaten en önemli yaşam tavrı değil mi?

Namaste

 

Devam edecek

Önceki bölümler için tıklayınız.

 

SİTEDE ARA

Go to top