Ben pek kedi insanı değilim. Kedi insanı ne demek Devrim diye soracaksınız;

yani hani bazıları olur o kadar çok severler ki, sanırsın bir çocuk var karşılarında. O kadar çok özenirler ki, bana bilmediğim bir his olduğu için garip gelirdi.

Şimdi size başka bir hikaye anlatacağım. Bahçemizde yaşayan 3 kediden bahsedeceğim. Anniş biri, Moris ikincisi, Feliçitos üçüncüsü. Anniş, Feliçitos'un annesi. Moris ise ya babası ya da arkadaşları. Onu tam anlayamadık. Ama aralarında çok güzel bir ilişki var onu aylardır izliyoruz.

Anniş doğum yaptığında yavrularını aldı başka bahçeye götürdü. Ama ara ara bizim bahçeyi ziyarete geliyordu. Uzaktan uzağa tek başına takılıyordu.

Yavaş yavaş onunla konuşmaya başladım onu merak ettim ve arkadaş olmak istedim (yani aslında tabi ki kendi kendime konuşuyordum ama olsun hikayenin bu kısmını bu şekilde anlatmak daha tatlı).

Ona doğru attığım her adımda çok fazla ürküyor ve kaçıyordu. Sokak kedileri için normal aslında bu ama bu kedi ona doğru attığım her adımda önce aşırı irkiliyor ve kaçıyordu. Ardı ardına bunu görmek tabi ki çok üzücü bir şey. Düşün ki sen bağ kurmaya çalışıyorsun hazırsın ama o senin adımlarını tehdit olarak algılıyor. (Nereye bağlayacağımı anladınız mı bu hikayeyi:))

Tam o sırada Somatik Deneyimleme Eğitim'inin modüllerinden birindeydik. Kedinin de aslında benimle yakınlaşma isteği içinde olduğunu ama bedeninin muhtemelen sokakta eziyet edilmiş yada birileri tarafından zarar verilmiş olduğu için verdiği aşırı tepki işte tam da somatik bir seansın konusu olurdu.

Abartıyorsun Devrim diyeceksiniz, tabi ki abartıyorum sonuçta bir meseleyi bir hikaye ile kurguluyorum, anlatmak istediğim bir durum var ve ona biraz masalsı bir hava katıyorum ki sıkılmadan okuyasınız. Sıkıldınız mı? Peki devam ediyorum…

Peki dedim ben bu ilişkiye yani kediyle aramdaki ilişkiye somatik bir yaklaşımla baksam nasıl olurdu? Bir seans yapıyor olsam hangi aşamalardan giderdim. Ve bu şekilde yaklaşmaya karar verdim. Önce kediyi güvende hissedeceği bir ortam yarattım. Her gün mamasını verdim, suyunu verdim. Ona küçük kutudan bir kedi evi hazırladım. Onun bu ihtiyaçlarını karşılamanın dışında ondan bir talebim olmadı. Bazen beni gördüğünde yine ürküyordu ama bunu kişisel almadım.

Bu süreç birkaç ay sürdü. Kendi bize güvendikçe ve onun sınırlarına o istemeden girmeyeceğimizi anladıkça daha yakınlaştı. Artık bahçeden ara ara balkona da girip etrafa bakıyordu ve balkondaki koltukta kıvrılıp dinleniyordu. Hatta arkadaşı Moris 'i de getirmeye başladı yanında. Gerçi hala anlamadık Moris sevgilisi mi, arkadaşı mı, bebelerinin babası mı? Bunları sorunca kocam bana “kediler arasında öyle ilişkiler yok, bebekleri de sütten kesilince artık anneden kopuyorlar” dese de ben onları izlerken karakter ve hikaye koymayı Üzerlerine çok seviyorum.

Neyse efendim, gençler rahatladı, temas kurma isteklerimizde artık o ilk travmatik irkilmeler ortadan kaltı. Yine de önce şöyle bir kaçışıyorlar ama hemen geri geliyorlar.

Sonra bir gün Anniş (hikayenin ana kahramanı) yavrusunu getirdi bahçemize. İşte o gün nasıl mutlu olduk anlatamam. Hem yavru çok tatlıydı hem de bize alışmış olması ve bizimle güvende hissetmesi çok iyi geldi bize. Şimdi 3 kedi bahçede takılıyorlar. Canları istediğinde, acıktıklarında gelip mama istiyorlar. Elimizi uzattığımızda patilerini uzatıyorlar ve biz balkonda otururken gelip bizi izliyorlar. Ya da gitar çalındığında evde tam karşımıza geçip dinliyorlar. Onlar da bizimle iletişim kurmaya ilişki kurmaya çalışıyorlar, hepimizin zamana ihtiyacı varmış o kadar.

Travma da öyle bir şey. Zaman ihtiyacı var, adım adım, sistemin kaldırabildiği ölçüde şifa alınabilir. Şifanın da sinmesi, demlenmesi ve yaraların içine süzülmesi gerekir. Aksi küçük delikleri olan bir yüzeye bolca su dökmek gibi olur. O su ne kadar da şifalı olsa da deliklerden içeriye giremeyecektir. Deliklerin onları alabilme kapasitesi oluşturman gerekiyor önce. Azar azar, her adımda bekleyerek, yeni adım atmanın zamanının gelmesini.

İlişkide böyledir. Sen çok seversin acayip hazırsındır, ona her şeyini (zaten sorun burada) vermek istersin. Karşındakine çok fazla gelir, benim kedi gibi koşarak kaçar gider.

Yoga da öyle, yogaya aşık olursun ona her şeyini vermek istersin. Haftada 8 derse katılırsın, her için sıkıldığında yoga ile rahatlarsın, diğer her şeyle ilişkini (tatmin) kesersin, o eğitimden bu eğitime koşarsın, ama o bağın kurulması için zaman vermemişsindir. Zaten bu bağ kurmak değil bağımlı bir ilişki arayışının başka bir şekli. Bu da başka bir zamanın yazısı…

Güzel haftalar olsun, kedileri sevin, sokak hayvanları için çantanıza minik mamalar atın.

O bebek kediye ne oldu diye merak ediyorsanız, dün gece ilk defa bizimle içerde yattı. İlk defa uzattığımız ellerimize dokundu ve bizimle bedensel temas kurmaya başladı. Gerisi ne olur bilmem ama biz bağımızı kurduk sanırım.

Not: Evet, fotoğraftakilerin kedi değil inek olduklarının farkındayım:)

SİTEDE ARA

Go to top