Sabah kalktığımız andan, gece yatağımıza  başımızı koyana kadar şehir hayatının uyarıcılarına maruz kalıyoruz. 

Şehir hayatı, adı üstünde her şey çok hızlı olup gelişiyor ve biz insanların bu sürede durmaya, ne oluyor diye hissetmeye zamanımız da pek olmuyor. Duramadığımızda, uyarıcıların bizi nasıl etkilediğini fark edecek zamanımız olmadığında da sistemlerimiz daha da karışıyor

Hepimiz halihazırda zaten yaralıyız ( kendi yaralarımızla çalışmayıp), üstüne uyarıcılar eklendiğinde arızalarımız  yüzeye çıkıyor. Bu ”arıza” dediğimiz durum, herkese göre de değişiyor. Kimisi sevilme açlığı çektiği için, kendini sevilmek için hırpalayıp, duruyor. Kimisi alkol, sigara ile hissetmemek için  duyularını öldürüyor. Kimisi sürekli yemek yiyor. Herkesin hikayesi çok başka, benzer hikayeler bile aynı sonuca götürmüyor.

Yani insanın olduğu yerde 2* 2:4 gibi kesinlik ve netlik içeren cümleler de kurmak imkansızlaşıyor.

Eskiden bikinili yoga pratiği yaparken poz çektirenleri ne çok eleştirirdim. Sonra eleştirdiğim ne varsa hepsini kendim yaptım.  Şimdi ise daha derinden anlıyorum ki, ne sebeple olursa olsun herkes kendine iyi gelen şeyi yapıyor ve büyük resimde hepimizin sistemlerinin dengede olması için bunu yapmamıza ihtiyaç var.

Eski bikinili, yoga pratiği yaparken çektirdiğim fotoğraflara baktığımda şu an gülüyorum. Şu an o yaralı kız çocuğunu içime alabiliyorum, oysa o zamanlarda içimde bir yerlerde delice görülmek  ve ilgi istiyordu. Tüm çırpınma halimin nedeni buymuş. (Ben sadece kendi deneyimimi yazıyorum, lütfen bunu kesin doğru olarak alıp, her gördüğünü etiketleme.  Belki  Ayşe’de hiç böyle bir durum hiç yoktur!) Bence en zoru, o hallerini kabul etmek.

Eskiden yaralarımı yama yaparak kullandığım eforu, şimdi onları paylaşmak ve anlatmak için harcıyorum.

Birilerini eleştirmek en kolayı, birçok fikrimiz olabilir bu çok tatlı ama bir fikrimiz olması, onun en doğru olmadığı göstermediği gibi, o fikrimizin de değişmeyeceği anlamına gelmiyor.

Geçenlerde bir arkadaşımla konuşuyorken, sevdiğini  adamı her şartta kabul edebileceğini söylüyordu: ‘Başkasıyla cinsel olarak birlikte olsa da, benimle azcık zaman paylaşsın yeter’ dedi. Bu cümleyi anlamam için zamana ihtiyaç duydum. Sonra tüm kalbinle olan hissin mi? Yoksa o gitmesin diye kendini buna inandırıyorsun  diye sordum.  Gerçek  fikri bu olanlara bir lafım yok ama o fikrin altında başka nedenler yatıyorsa, onları deşebilir misin? Bence cesaret, kendi toprağını kazıma gücünden geliyor. Kazıdıkça eylem niyetlerinin altında yatan gerçeği görmeye başlıyorsun.

Hayatımın çok uzun bölümünde kıskanç olmadığımı söylüyordum. Sevginin olduğu yerde kıskançlık olmaz diye bir cümle ezberlemişim kimi sevdiysem dağıtıp, duruyordum. Seneler geçti,  birilerinin cümlelerini ne zaman dağıtmayı bıraktım, o zaman kıskanç olduğumu ve özellikle yaralarım tetiklendiğinde bu durumun ortaya çıkmaya başladığını keşfettim.

Oturduğumuz yerden birilerini eleştirmek ve fikir üretmek öyle kolay ki, oysa asıl olay kendimize bakmak  ve kendi toprağımızı kazmak, toprak hazır olduğunda belki çiçek ekmek.

Birilerinin hayatını, tercihlerini eleştirirken kendini yakaladığında cesaretle bunu neden yaptığını sormaya ne dersin? Kendi adımlarınla ilgilen ve kendine doğru adım at.

 

 

SİTEDE ARA

Go to top