İki gün önce sosyal medyada seyahat edenlerin üye olduğu bir grupta genç bir gezgin arkadaşımız Hindistan’da iken orayla ilgili deneyimlerini oldukça negatif bir dille yazdığı bir yazısını takipçilerle paylaştığına denk geldim.

Ona kalpten teşekkür ederim ki bu yazıyı yazmama ilham oldu. İlham olduğu konu Hindistan’ı sever –sevmez klişesinden uzak yazıda kullandığı dil ve uslüp idi. Hindistan‘ın ne kadar pis olduğundan, beklentilerini karşılamadığından her zaman Hindistan hakkında olumlu şeyler yazıldığından bu gerçeklerin de görülmesi gerektiğinden dem vurmuş. O kadar olumsuz bir dili vardıki…

Hindistan’ı görmemiş, belki de Türkiye dışına çıkmamış bir kısım takipçi yazının yorumlarında nefret dilini çıkarıp yargılamaya başlamıştı bile çoktan. Evet Hindistan kimine göre pis bir ülke olabilir (göreceli). Bizlerin olayları veya kişileri yargılayıcı, negatif tarafını görmeye alışkın olduğumuz hallerimizle yersem Hindistan’ı o genç arkadaşımızın yaptığı gibi Hindistan değerinden bir şey kaybeder mi? Ama sakin olun asla böyle bir şey demem diyemem :)

Temmuz ayı için hayatım boyunca iyi ki katılmışım diyeceğim bir yoga eğitimi için tekrar yolum Hindistan’a düştü... Birden kendi düzenimden çıkıp Rishikeş’de bir okul yurdunda buldum kendimi. Tekrar öğrenciliğe dönmek, Yoga bilgimi evinde yeniden öğrenmek, tazelenmek için… Neredeyse bir gün boyunca üç farklı aktarmayla Rishikeş’e gittim. Muson döneminde sıcağı, nemiyle karşıladı beni canım Hindistan. Evet ben de size olumsuzluklarını anlatabilirim ama ne yazıkki benim Hindistanım böyle değil... Benim Hindistanım pislik değil sevgi kokuyor.


Evet şunu bilin; kalabalık, trafikte sürekli korna sesleri, yollardaki inekler, farklı bir kültür, kast sistemi, fakir bir halk, sokaklarda satılan yiyeceklerin hijyenik olmayışı… Lütfen bilin bunları ve bilerek gidin. Hijyenden dem vurucaksanız kendi olmazsa olmazlarınızı yanınızda götürün mesela, çeşme suyu içmeyin, sokakta satılan yiyecekleri yemeyin*... Sürekli negatif bir dil kullanmaya alışkın, herkesi ve her şeyi kolayca yargılayabilen herkes için üzgünüm ama benim manzaram şöyle: Ganj’ın kah çoşkunluğu kah sakinliği, kendilerini tamamen inançlarına adamış dünyevilikten vazgeçen Sadular, bir ay boyunca kaldığımız binayı paylaştığım maymunlar, her gün uğramadan edemediğim dünyanın en güzel Hint İşlerini satan Scorpion, beni tanımadığı halde bana güvenen herkes, yemeğini yediğim restorant, meditasyon yaptığım ashram, asana pratiğimi yaptığım dağ manzaralı teras, herkesi sevgiyle kucaklayan Vişnu, dünyanın her yerinden yoga aşkı için toplanmış insanlar, bütün kızların nazını-stresini evet seni anlıyorum diyerek kucaklayan okul yönetimi, istemediğimde zorlandığımı hissettiğimde Yogada disiplinin önemini vurgulayan hocalarım, seni tanımadığı halde yolda yürürken yüzüne gülen herkes, tatları nefis Hint yemekleri, kalbimi titreten özel anları… çok şükür ki sevginin her halini yaşadığım yer…



Peki ne yapalım sevmeyelim de taşa mı dönelim?

Hayatlarımızda olumsuzluklara odaklanıp onları büyütüp, dışta ve içte mutsuzluk toplumuna bir can da biz mi olalım... Hayır sevelim-sevilelim... Beyaza beyaz, siyaha siyah diyelim... Ama gözler bakarken kalbimizin pusulası sevgi olsun... Sevgiyle görebilecek kadar genişse yüreğin o zaman Hindistan da sana aynı şekilde sonsuz ve yüce bir sevgi vaad ediyor emin ol. Hayat gibi sen ne verirsen hayat da sana onu geri veriyor. O zaman sevelim, sevilelim... Hayatın dokunduğu her şey de yolumuz sevgiden yana olsun... Kalbimiz titresin, aşkla dolalım, aşk olalım, meşk olalım ey canlar…






 

 

*Hindistan’da olduğum süre boyunca sokakta satılan yiyecekleri yedim, arıtılmış çeşme suyunu da içtim. Ancak herkesin bünyesi farklıdır. Tavsiye etmiyorum :)

 

SİTEDE ARA

Go to top