İlk Hal, METTA

Geçtiğimiz mayıs ayında Jeff Oliver’ın meditasyon etkinliğine katılmıştım. Konuları anca sindirmeye başladım ki, yazmak için bu kadar bekledim. Buluşmanın içeriği “Zihnin 4 Yüce Hali” idi.

Zihni her zaman kötü olarak mı adlandıracağız?  Ona dair iyi nitelikler de var. İnsana has hümanist hallerin varlığını temsil eden bu zihinsel durumlar, hiçbirimize yabancı değil. Hepimizin iç sesimizi dinlediğimizde ve korku, endişe, keder ve öfkeyle örtülenmiş zihindeki perdeleri kaldırdığımızda ortaya çıkan haller.

Aslına bakarsanız öfkeyi, endişeyi ve kederi kötülemiyorum. İnsana dair bu duygular bizim kendimizle bağ kurmamızı ve gelişmemizi sağlıyor. Duygunun altında yatana baktıkça kendimizi tutanın ne olduğunu keşfediyoruz. Bazen bu yalnızlık hissi, kendine değer vermeme ya da tekrar canın yanacak diye sevmekten korkma olarak ortaya çıkıyor. Tabi ki, her şeyde olduğu gibi bu duygularda da denge gerekli. Uç noktalara gittikçe bizi ve dışarıyı yakan bir hal alabiliyor ve fark etmek güçleşiyor. Yani günün moda kelimesiyle “toksik” bir duruma dönüşüyor.

Şimdi yavaşça sizi bu alandan daha ilahi ve mutlak olan alana doğru davet ediyorum.

Zihnin 4 yüce hali de var. Şartlanmışlıklardan arındığında ötede olan boyut bizi bilgilendiriyor ve kaynağımızla bağ kurmaya başlıyoruz. Evren, Allah, Tanrı ya da mutlak olan ,nasıl adlandırırsan adlandır, bu saf farkındalık senin bedeninde ve zihninde ifade buluyor.

Zihnin ilk yüce hali METTA. Sevgi, saf sevgi*. Bu hal tüm varlıklarda ortak olan, olma hali. Genelde bu saf sevgiyi, çocuklara ve hayvanlara baktığımızda hissediyoruz. Onlarda şartlanmışlıklar ve gölgeler daha belirsiz, bizde aslolan saf sevgiyi daha kolay aynalıyorlar. Peki saf sevgi hissetmediğimizde, hangi halleri yaşıyoruz. Öfke, kıskançlık ve nefret. Kulağa korkutucu geliyor değil mi?

Bu duygular geldiğinde yapabileceğimiz şeyler var. Evet, bu duyguların karanlığından sonra ışık var. Sorular çok basit J  Bu benim için gerekli mi? Faydalı mı? Benim istediğim bir şey mi? Gerçekten stresli ve kızgın olmak istiyor muyum? Bu duygu dünyayı daha iyi bir hale getirecek mi? Bana hizmet ediyor mu?

Cevabı aslında biliyoruz, genellikle “hayır” olacaktır. Ama zihni uyumlamak biraz zaman alıyor.

Bu duygular yavaş yavaş zihinden düşmeye başlayınca zihinde bir alan açılıyor ve o zaman işte zihinde METTA halini yaşamaya başlıyoruz. Biraz matematik gibi, biraz yapboz gibi kendimizi yeniden yaratıyoruz. Buna ek olarak sevgili Jeff Oliver diyor ki; “zihni değiştiren farkındalık değildir, bilgelik değiştirir”.

Elbette bu meditasyon buluşmasından sonra ilahi olana kavuşamadım. Hatta hemen sonrasında bu sürece bana negatif hisler veren deneyimlerim de eşlik etmeye başladı.

 O yüzden gönül rahatlığıyla diyebilirim ki, öfkeyi hissettiğimizde ve benliğimizden yükseldiğinde, onun gerekli mi gereksiz mi olduğunu anlamaya çalışalım. Böylelikle bilgelik zamanla bu duygunun yerini alacak ve cehaletimizin yerini yavaş yavaş daha incelikli haller almaya başlayacak.

Belki yine sinirleneceksin ama bu sefer tepe noktasına gelmeden, “ah evet yine o duygu geliyor” deyip daha iyi hissedeceğin şeye doğru yöneleceksin. Kıskanacaksın ama neden kıskandığı fark edeceksin. Titreşimi iyi olmayan bir söz söyleyeceksin ama sonra açıklama yapacaksın.

Kendi pratiğimize döndüğümüzde, meditasyon bu hisleri fark etmek ve içsel sessizliğimizi bulmak için en iyi yollardan biri. Bazı zamanlar öfkeli, kırgın ya da endişeli olduğumuzu anlayamıyoruz bile.

Ve meditasyon sırasında da söyleyebileceğimiz güzel olumlamalar var.

“Güvende olayım. Sağlıklı olayım. Huzurlu olayım. İçsel ve dışsal zarardan uzak olayım. Kendime neşe içinde bakabileyim.” Bunu kendine, çevrendekilere, herkese söyleyebilirsin.

Hayat yoğun, karışık ve çok şey değişiyor. Özellikle ülke olarak değişikliğin hızlı yaşandığı bir toprak parçasında yaşıyoruz. Bu olumlamaları pratik etmek için hatırlamamız gerekiyor. Hatırlamak için de durmak, izleyebilmek gerek...

Kalbimizi ve zihnimizi bu güzel mantralarla birleştirdiğimizde, konsantrasyon kendiliğinden geliyor ve zihin kendiliğinden arınmaya başlıyor.

Böylece METTA duygusunu bloklayan duygularımızı yavaş yavaş anlamaya başlıyoruz. Kendimizle hangi dilde iletişim kurduğumuzu, bir diğeriyle nasıl iletişim kurduğumuzu görmeye başlıyoruz. Sanıyoruz ki, aşk ve sevgi duyguları ötekinden geliyor. Halbuki bu duygular zaten bizde var.

Bu güzel duyguları yaşamak için bir diğerine elbette ihtiyacımız var. Fakat dışarıda aradığımızda bize uğraması yol alıyor. Öyle hemen olmuyor, yollardan geçe geçe, deneyimleri yaşaya yaşaya kendimize varıyoruz, aşka varıyoruz.

Bir de evet affetme meselesi var. Jeff affetmekten şöyle bahsediyor; “geçmişte yaptığını berrak bir zihinle görmek ve bugüne yansıtarak, kendini affetmek, yani kendi kazdığın kuyuya düşmemek, kendini affettiğinde güzel olan bir şey var, işte o zaman yine SAF SEVGİ yani METTA akmaya başlıyor”.

Tüm bunları yazmak bana arayışımı hatırlattı. Deneyimlediğim, yaşadığım ve yoluma çıkan ne varsa, onlara tekrar müteşekkir oldum. Yoga derslerinin sonunda yolumuza çıkanlara teşekkür etmeyi dile getiririm. Bu bir tesadüf olmasa gerek, kendi kulağıma küpe olsun diye söylemişim. Umarım bu yazıyla size de ilham olmuşumdur.

Bir sonraki yazımda ŞEFKAT yani KARUNA ile devam edeceğim. Yine aldığım notlara bakarak ve kendi içimde sindirdiğim gibi kaleme alacağım.

O zamana kadar görüşmek dileğiyle,

Sevgiler,

*Jeff Oliver’ın açıklamasıyla

**Fotoğraf: Sanatçı Matthieu Bourel

SİTEDE ARA

Go to top