Büyük büyük konuşmayı, abartmayı seven bir millet olduğumuz inkar edilemez bir gerçek, erkeklerin müthiş askerlik anıları, kadınların zor doğumları, kadın veya erkek elimizden uçanla kaçan kurtulur hikayeleri, her seferinde biraz daha abartarak anlatmaktayız, sanırım sonsuza kadarda anlatacak gibi görünüyoruz.

Yoga içinde durum aynı, hiç deneyimlemediğimiz duruşları en iyi şekilde yapabileceğimizi düşünmek (dikkat edin yapmak demiyorum) yıllardır disiplin ve sabırla pratik yapmış olmasına rağmen hala bir sürü duruşta kendini düzeltme ihtiyacı hisseden yoga öğrencilerini ve eğitmenlerini küçümsemek gibi geliyor.

İlk zamanlarda bu şekilde konuşanlara, duruşlara öyle kolay girilemeyeceğini, aslında en iyi yapmak ya da mükemmel olmak diye bir şey olmadığını ama en basit duruşu sizi yormadan yapabilmeniz için nefes ve duruşları uyumlamanız gerektiğini bayağı bir süre azimle pratik yapmadan, öyle matın üzerine çıkar çıkmaz duruşları uygulamanın aslında hiç kolay olmadığını anlatmaya çalıştım, baktım sözlerim bir fark yaratmıyor, mücadeleden vazgeçtim, ben iyi yapabilirim diyenleri derslerime davet ettim, çünkü pratik her şeydi günlerce konuşup ikna edemeyeceğim insanı altmış dakikalık ders sonrasında aslında duruşları uygulamanın ve duruşta kalmanın düşündükleri kadar basit olmadığına inandırmam mümkündü, aralarında özür dileyenler, kolay olmadığını itiraf edenler oldu.

Yoga derslerimi öyle büyük bir sevgiyle yapıyorum ki, insanların hayatlarında yoga ile bir farkındalık yaratmak biraz rahatlamalarını ve iyi hissetmelerini sağlamak ve ders sonrası gülümseyen yüzler benim ve çoğu eğitmen arkadaşım için en büyük ödül oluyor. Yoga evrenine adım attığım ilk zamanlarda nasıl kendimden eminim, aman canım ne olacak yapım müsait inceyim, uzunum, güçlüyüm her şekilde yapabilirim ne kadar zor olabilir diye atıp tutmaktayım, ilk dersten sonra Sibel balonu iğne batırılmış gibi patladı, yani bilmediğimiz konuda ahkam kesmemek gerekmiş, süklüm püklümüm, en çok kendimden utanıyorum, fit duruşun hiçbir önemi yok ben bayağı bildiğiniz kalasım eğilip, bükülmem söz konusu bile değil, aşağı bakan köpek duruşunda (adho mukha svanasana) dizler kırık, topukların yere varmasına metreler var parmak uçlarındayım, sopa duruşundan (plankhasana), kobraya (bhujangasana), aradaki çhaturangayı atlayıp düşüyorum, geçmiyorum, bildiğiniz küt diye düşüyorum en fenası uttanasana (öne tam eğilme) ben öne yarım eğilmeden (ardha uttanasana) bile sınıfta kalacak düzeydeyim o uzun kollar baldırlarımın üzerindeyken baş, boyun ve omurga ancak hizaya geliyor, dizlerime kaydırsam hizadan çıkıyorum, belki de pes etmem gerek ama ben çalışırsam başarabileceğimi biliyorum, sabırlıyım ve disiplinle üzerine gidiyorum.

Uttanasanada herkes bir şekilde el parmak uçlarını dahi olsa yere değdiriyor ben havalardayım, kollarımı çekip uzatasım var ama işin sırrı kolların değil, arka bacak kaslarının (hamstring) uzaması gerek, zaman içinde öğreneceğim, çalışkanım derslerime azimle devam ediyorum, sınıfın en büyüğü, en kalasıyım, acaba bir gün bu eller yere değecek mi diye ara sıra düşünüyorum ama moralimi bozmuyorum. Zaman hızla geçerken, ben yoga matım ile peşinden koşturmaktayım, matım, kolum, bacağım gibi bir uzvum olmuş her an benimle, en çokta bu kolaylığını seviyorum matını yaydığın yer senin alanın, pratiğini yapıyorsun, esniyorsun, dinleniyorsun en güzeli kendinle baş başasın vücudun sana ne anlatıyor onu gözlemliyorsun, sınırlarını öğreniyorsun. Her şey aslında ağır çekimde ilerliyormuş, hiçbir değişiklik yokmuş gibi geliyor, arada kendime dışarıdan bakıyormuşum hissine kapılıyorum, insanın önce kendi bedenini tanıması önemliymiş, fark etmeden günden güne yere doğru yaklaşmaktayım, güneşi selamlamanın (surya namaskar) ilk serisinde duruşlarım düzelme yolunda ama hala uttanasana ile imtihanım devam etmekte, kendisinde geçer not almak için yıllardır uğraşmaktayım, sanki bana takmış o dersi başarmamın mümkün olmadığına inanan sıfırcı öğretmen gibi, o benden ümitsiz ama ben cidden başarmak isteyen bir öğrenciyim, yavaş yavaş kendi mucizeme tanık oluyorum, önce parmak uçlarım yere geliyor, o dersin sonunda başarmış olmanın mutluluğundan sarhoşum, sesim çıktığı kadar ellerim yere değdi diye bağırasım var kendimi tutuyorum. Yoga ile kol kola çıktığım yolda altıncı yılımı doldurdum, insan ömründen giden koskoca altı yıl, azim, disiplin, sabır ve pratikle geçti, uttanasana duruşunda başımı dizlerime dayayıp, avuç içlerimi, ayaklarımın yanında yere bastırabilmek için geçen süre bu, her halde sevincimi tahmin edersiniz, yoga evreninde bana rehber ve ışık olmuş eğitmenlerime benden ümitlerini kesmedikleri için minnettarım ama en çok kendime minnettarım yılmadan çalıştığım için, ben yoga öğrenmek isteyenler için istenirse başarılabileceğinin yaşın, cinsiyetin, zayıflığın, şişmanlığın, kısalığın uzunluğun hiçbir önemi olmadığının canlı bir örneğiyim, kendini bu evrene taşıyacaklara tavsiyem sabır ve disiplinle pratik, gerisi düzelttiğin duruşlar, tekrar öğrendiğin nefes, içinde bulduğun kayıp parçaların, uttanasanada yere değen eller, daha ne olsun, yeterde artar bile.

Ben yapabildiysem, herkes yapabilir diyorum, yeter ki isteyin, çünkü istedikçe çalışıp başarmak mümkün.

Sabır ve disiplinde kalın.

Namaste

 

SİTEDE ARA

Go to top