Cam gibidir zihin, sert olduğu kadar kırılgan ve saydam. Gizler varlığını, anlamaz kendimiz sanırız onu.

Egosal tutumlarda hep bu cama çarpıp acı ve şaşkınlık içinde kalırız. Perde gibidir öz. Ve ben ne kadar öze yaklaşırsa, onun esnek yumuşak dokusuyla sarılıp sarmalanır. Vazgeçer kendinden aşk ile harmanlanır.

Benliğin perde ve cam arasındaki dansından ibarettir bu yaşam. Zihin var olabilmek için benliği kendine çekmenin yollarını arar hep. Bizi andan koparır, geçmiş ve gelecek arasında işleyen bir saat gibi zamanı hatırlatır bize. Tik tak sesleri ile bir sükunet bariyeri gibidir. Benliğin yüzü öze döndükçe dans anlam kazanır; geçişler yumuşar, esner. Danseden sen değilsindir artık seyredensindir, gözleyensindir.

En sonunda dans olansındır. Velhasıl bir sen vardır senden içeri. Orada öylece kalmak, o hal olmak istersin. Sonra bir ses duyulur; tik tak, tik tak beni unutma. Ben sensiz, sözsüz ne yaparım? Dön bana yüzünü. Zihindir bu kendini hatırlatan, hoş geldin diyelim ona. Senin ben olmadığının farkındayım. Ne zamandan beri bilmem ama artık hiç birşey eskisi gibi değil. Evet, yüzümü sana dönüyorum; en acımasız yargılarını duyuyorum, görüyorum. Kendime ve var oluştaki herşeye karşı en sert yaklaşımlarını olduğu gibi kabul ediyor ve affediyorum. Bu kabul ediş bazen zihin camının kırılıp yüreğime batması gibi olsada, acı ile hazzın aynılığını anlıyorum.

Ve bu zıtlıklar diyarında bir ritm tutturmuşum, perdeyle cam arasında dans ediyorum.

        

SİTEDE ARA

Go to top