Gezmeyi sever misiniz? Yakın uzak seyahat etmeyi, yeni yerler keşfetmeyi. Çoğunuzun cevabı evet olabilir diye düşünüyorum. Kimileri kendini oradan oraya savurur. Arkasını dönüp koşarak kaçıyormuş izlenimi bırakan bir gezidir bu. Kimden ve neden kaçtığını bilmeden, hatta kaçtığının farkında bile olmadan. İçeriden gelen cılız bir ses (bastırılan, aslında gümbür gümbür), koş ve uzaklaş der ona. Bu ses ağlayan bir çocuk gibidir bazen. Küçükken oyuncağı elinden alınmış, itilip kakılmış bir çocuk gibi. Çocuğun sesini duymamak için, içeri, derinlere yolculuk yapmamak için, dışarıda çok uzaklara gitmek isteyen erişkin hayatlarına şahit oluruz. Halbuki ne kadar cesurca içe doğru derinleşebilirsek, dışarıda da daha farkında ve anlam kazanmış bir gezgin olma şansımız var.

Elbette yeni yerler keşfetmek güzel. Kimileri kendi kutsalına ulaşmak için yollara düşer. Halbuki Varoluş’un kendisi de kutsaldır, yaratılanı Yaradan’dan ötürü sevmek bundandır. Her fırsatta gitmeli, içeri ve dışarı yolculuk etmeli. İçeri doğru bir meditatif hale girmeli mesela. Bilincin dönüşüm yolculuğunda; konsantrasyon ve sonrasında meditasyona doğru uzanırken gelen renkli görüntüler, bilinçaltından karşımıza çıkan sürprizler yolun eğlenceli halleri. Bazen de karanlık köşelerden hortlayıp önümüze dökülen zihinsel izler, kanayan yaralar. Yola gözlemleyerek devam ettikçe, sessizlikte varlığı ve tamlığı duyumsayan bir bilinç hali. Ve bu halin dışarıdaki yolculuklara yansıması.

Bu yansıma yanlış anlaşılmasın. Yoga yaptıkça sinirleri alınmış bir insan gibi yaşamaktan söz etmiyorum. Her türlü koşuşturmaya rağmen bir çiçeğe, bir ağaca, gökyüzüne ve daha nicesine bakarken ya da bir kuşun, dalgaların, rüzgarın sesini dinlerken o an orada durup, derin bir nefes almaktan bahsediyorum. Olmaktan söz etmiyorum, sonsuzluğa uzayıp giden bu varoluş yolunda, her geçen gün biraz daha fazla farkındalıkla kalmaktan bahsediyorum.

SİTEDE ARA

Go to top