Bu yazı Hindistan’da Swami Govindānanda’nın rehberliğinde katıldığım “Hatha Yoga Intensive” programı bünyesinde sunulan engin bilginin bir kısmını paylaşmak amacıyla yazılmıştır.[i]

Yazının başlığından da anlaşıldığı üzere konumuz Yoga ve bir kadınlık meselesi olan menstrüasyondur.

Yoga’yı hayatımın merkezine koyalı dolu dolu üç yıl geçti, ancak bu üç yıl içerisinde maalesef bir kaç yazı[ii] haricindeTürkiye’de menstrüasyon ve yoga hakkında ayrıntılı bilgi alabileceğim bir kaynak ile karşılaşamadım. Hindistan’da sadece bir aylık eğitmenlik eğitimimden sonra iki ay süreyle regl olamayışım ve aynı hikayeyi yoga ile derin bir ilişki içerisine giren pek çok başka yogini kadın arkadaşımdan duymam beni bu konuda daha çok araştırmaya ve öğrendiklerimi paylaşmak adına da bu yazıyı yazmaya sevk etti.

İşte “Kadınlık ve Yoga” başlığı altında cevaplamaya çalışacağım sorular: Hatha Yoga nedir? Menstrüasyon döneminde bir kadın Hatha Yoga uygulamalarına devam etmeli midir? Devam edecekse eğer pratiği bünyesinde neyi neden uygulamalı veya uygulamamalıdır?

Öncelikle yukarıda geçen “Yoga” ibaresi altında Hatha Yoga uygulamalarından bahsetmekteyim. Hatha, kelime anlamıyla “güçlü” manasına gelmekte olup birçok fiziksel duruş (asana), nefes tekniği (prānāyāma) ve enerji kilitleri (bandha) ile kişinin içsel hayat enerjisini “güçlendirerek”, özgürleşme/aydınlanmaya giden yolda rehberlik eden bir sistemdir. Günümüzün pek çok Yoga Stüdyosu’nda uygulanan farklı çeşitteki Yoga stilleri, Vinyasa, Yin, Power vs., aslında her ne kadar isimleri ile kendilerini farklı sunsalar da Hatha Yoga başlığı altında toplanabilirler. Ancak şu farkı belirtmeliyiz ki bu stiller Yoga’nın son elli yıl içerisinde Batı’ya taşındıktan sonra Batılılar tarafından geliştirilmiş ve Yoga’nın klasik ve orjinal uygulama biçiminden farklılaşmış varyasyonlardır. Her ne kadar kendi başlarına sundukları amacı yerine getirseler de, klasik ve geleneksel anlamda uygulanan bir Hatha Yoga çalışmasının bütünlüklü işlevini maalesef sunamazlar. Tarihsel olarak Hatha Yoga 15. yy.da yaşamış Swami Swatmārāma’nın günümüze bıraktığı Hatha Yoga Pradīpikā eserine dayanır ve amacı bedende bulunan iki ana enerji akımını denge haline getirerek, Yoga’nın nihai hedefi olan “birlik ve birleşmeyi” kişiye sunmaktır. Kişi, bireysel bütünlüğü içerisinde küçük bir “alem’dir” (kozmos), yani kendi içerisinde bir düzeni, denklemi olan bir sistem. Aynı şekilde, söz konusu bu bireysel bütünlüğün ya da bedensel sınırların ötesinde beş duyu ile algılanan ve iletişime geçilen daha büyük bir “Alem”  vardır. İşte, geleneksel literatürde Yoga bu küçük alem’in büyük Alem ile “birleşmesi/bağlanmasıdır”.

Hatha kelimesi her ne kadar tekil olarak “güçlü” manasına gelse de, kelimeyi oluşturan iki kök ha ve tha sesleri, “güneş” ve “ay” ı simgeler. Yukarıda bahsi geçen “iki ana enerji akımı” bedende güneş ve ayın sembolize ettikleri pingala ve ida enerji kanallarıdır. Bu iki enerji akımının dengelenmesi ile omurga boyunca ilerleyen suṣumnā isimli kanalın aktifleşmesi yüksek bilinç seviyelerinin deneyimi ve idraki ile eşleştirilir. Öte yandan, Yoga literatürüne göre, bedenin fizyolojik fonksiyonlarından beş ana enerji akımı sorumludur. Bunlar: prāna, apāna, udāna, samāna ve vyāna’dır.[iii]

Bunlardan prana ve apana bedendeki fonksiyonları açısından birbirine zıt çalışan en önemli iki enerji biçimidir. Hatha kelime kökündeki “güneş” ve “ayın” bu iki enerji akımını da sembolize ettiği söylenebilir. Prāna, insan bedenin göğüs kısmında hakimiyet gösteren, nefes alıp vermek gibi akciğer ve kalp bölgesinden sorumlu bir enerjidir. Öte yandan “apāna” pelvis bölgesinde yoğunlaşarak boşaltım ve üreme sistemlerinin çalışmasını sağlar. Bir Hatha Yoga uygulamasında, söz konusu asana’lardan (fiziksel duruşlar) tutun, prānāyāma (nefes teknikleri) ve işin daha derinlikli kısmı olan bandha’lara (enerji kilitleri) kadar hepsi yukarı yönde çalışan prāna ile aşağı yönde çalışan apāna’nın bedenin orta kısmında buluşarak yoğunlaşmasını amaçlar. Bu nedenle, her bir asana’yı uygularken bedenin alt bölgelerinde çalışan apāna’nın etkisini tersine çevirerek prāna ile birleştirip yükseltmek isteriz. Prānāyāma, yani nefes teknikleriyle ise bedende stoklanan prāna’nın, yani hayat enerjisinin miktarını ve yoğunluğunu genişletmeye çabalarız.

Şimdi, gelelim Kadınlık Meselelerine… Ana konumuz Menstrüasyon yani kadının her ayda bir gerçekleştirdiği tabir-i caizse “yumurtlama” dönemi. Sağlıklı bir kadının tam olarak Ay’ın Dünya çevresinde dönüş süresince yani ortalama 28 günde bir menstrüasyon döngüsünden geçmesi gerekir. Bu döngünün Ay’ın Dünya gezegeni çevresindeki dönüşü ile eş zamanlı periyotta gerçekleşmesi elbette ki tesadüfi değildir. Ay makrokozmik düzeyde okyanuslar, denizler üzerinde nasıl bir gelgit etkisi yaratıyorsa mikrokozmik düzeyde de bir kadın bedeninin içindeki tüm sıvı akışını kontrol eden ana kaynaktır. Bu nedenle, yogik metinlerde dişi enerji ile bağlantılı olan “ida” enerji kanalının ay ile eşleştirilmesi tesadüfi değildir. Ay, dişi gücü temsil ederken, Güneş eril güçtür. Halk arasında menstrüasyon için kullanılan “aybaşı” teriminin de arkasında bir mantık vardır. Ay’ın Yeniay formunu aldığı (Hicri ayın ilk günleri) kadının menstrüasyon döngüsünün başlaması gerektiği söylenir. Bununla beraber  "bazı kadınların mizaca bağlı olarak hicri ayın 13-14-15-16'sında da adet görebileceği", (yani Dolunay'a denk gelen dilim) ve bunun da "normal" olduğu belirtilir.[iv]. Menstrüasyon, kadının vücudunda biriken tüm zararlı maddeleri, toksinleri düzenli olarak temizleyen doğal bir arınma sürecidir. Doğru bir menstrüasyon sürecinden geçmeyen kadın sadece üreme sistemi ile ilgili değil, bedenin dolaşımdan boşaltımına kadar pek çok diğer fonksiyonunda da problemler yaşayabilir. Geleneksel yaklaşımlara göre eğer kanamanız "hicri aybaşı ve dolunay dışında, 3 günden daha kısa, 4 günden daha uzun" sürüyorsa ve yoğun ağrılar çekiyorsanız bedeninizde yolunda gitmeyen bir şeyler var demektir [v].

Günümüz şehir yaşantısında maalesef tüm bu bilgilerin unutulmuş olmasının ötesinde pek çok kadın menstrüasyon dönemini artık bir fazlalık gibi görmektedir. Eril enerjinin yoğun yaşandığı şehir yaşantısında, haftada 5 gün durmadan çalışmaya çalışmak ve hatta erkeklerle yarışmak gibi yaklaşımlarla kadınlar bu dönemde ne kendilerinin arındığının bilinciyle bu döneme ve bedenlerine saygı gösteriyor ne de yaşam biçimlerinde gereken değişiklikleri uygulayarak dinlenmeye izin veriyorlar. Üstüne üstlük, bu dönemin gereksiz bir fazlalık gibi görünmesinin yanı sıra bazı kesimlerce kadının “kirlendiği”, “pislendiği” gibi bakış açıları da mevcut. Halbuki, bu dönemde kadının kirli görülerek toplumdan itilmesi ve kutsal mekanlara sokulmaması aslında bu mekanlarda yükselen enerji ile menstürasyon döngüsünün engellenebileceği gerçeğinden kaynaklanıyor. Yani amaç kadını “kirli” görerek itmek ve dışlamak değil aksine dönemin gerektirdiği hassasiyetler sebebiyle tıpkı gebelik döneminde de olduğu gibi “korumak”. Yüksek ve yoğun enerjili aktiviteler ve mekanların bu dönemi sekteye uğratması ihtimali kadınların bu tarz manevi pratiklerden ve sosyal ortamlardan uzak durmasını salık veriyor. İşte tam da bu sebepten neden menstrüasyon döneminde belli başlı Hatha Yoga pratiklerinin uygulanmaması gerektiğini anlamaya başlıyoruz.

Yukarıda bahsi geçen “apana” menstrüasyon’dan sorumlu olan enerji akımı. Yazıtlara göre, menstrüasyon başlamasından 2 gün öncesinde apana’nın yoğunluğu büyük bir artış gösteriyor ve menstrüasyon süreci boyunca ise maksimum seviyeye ulaşıyor. Yine bitiş gününü takip eden iki gün boyunca da bedendeki hakimiyeti göreceli olarak azalıyor. Geleneksel metinlere göre, bir kadın Hatha Yoga uygulamalarına tüm bu süreç boyunca, yani ortalama bir hafta, “tamamen” ara vermeli. Evet, kulağa fazla sert geliyor olabilir. Ancak metinler, bunu kadının “kadınlık fonksiyonlarını” korumak ve bu arınama sürecine müdahale etmeyerek diğer pek çok farklı hastalığın oluşumunu engellemek adına gerekli olduğunu söylüyor. Yani eğer menstrüasyon sürecinizin düzenli devam emesini istiyor ve beden sağlığınızı riske atmak istemiyorsanız bu dönem boyunca prana’yı yükseltip, apana’yı engeleyen Hatha Yoga pratiklerine ara vermeniz gerekiyor.

Ancak elbette ki prāna ve apāna üzerinde sadece Hatha Yoga pratikleri değil dışsal faktörlerde etkili. Mesela bol oksijenli bir orman havası ya da dağların tepeleri prāna açısından daha yüksek bölgeler, aksine kirli ve gürültülü ortamlarda prana düşük olacağı için bedende apāna daha yoğun ve aktif. Bu gerçek bize kişinin şehir yaşamında neden daha hızlı yaşlandığını da açıklıyor. Sadece dışsal koşullar değil elbette ne yiyip içtiğimiz de prāna ve apāna üzerinde söz sahibi. Daha saf, doğal ortamında korunmuş ve doğa ile uyumlu bir üretme sürecinde gelişmiş sebze, meyve ve tahıllar prāna açısından zengin, aksine yüksek şeker, tuz, baharat, soğan, sarımsak gibi uyarıcılar ise apāna’yı tetikliyor. Bu yazılanlar ışığında şehirde haftada bir ya da iki kez Yoga uygulayan bir insanın elbette apāna’sının ne denli dominant olduğunu tahmin etmek zor değil. Bir-iki top dondurma, üzerine bol soğanlı baharatlı bir yemek, iki saatlik bir Yoga uygulaması ile aldığınız prāna’yı hayli hayli aşağıya çekecek oranda apāna’yı aktifleştirici.

Ancak tüm bunlara rağmen beslenmenize ve bulunduğunuz dışsal koşullara özen göstererek, yoğun Hatha Yoga uygulamalarına devam eden birisiyseniz o zaman menstrüasyon döneminde hangi teknikleri uyguladığınıza daha fazla önem vermeniz gerekiyor. Hatha Yoga içerisinde uygulanan bazı teknikler apana’yı bloke etmek açısından daha etkili. İşte menstrüasyon döneminde kesinlikle uygulanmaması gerekenler:

  1. Ters Duruşlar: Śirśāsana, Sarvangāsana, Adho Mukha Vrikśāsana gibi tüm ters duruşlar ciddi anlamda apāna’yı kilitleyen pozlar. Kanın tamamen yerçekimine ters, pelvisten başa doğru aktığı, karnın içeri çekilerek karındaki enerji akışını kilitleyen bu pozların menstrüasyon döneminde uygulanması asla önerilmiyor.
  2. Güçlü geri bükülmeler / Burgular: Karın ve pelvis üzerinde yüksek miktarda gerilme ve sıkışma yaratan derin geri bükülmeler ve burgular da yine apāna üzerinde ters etki yaratıyor. Üstüne üstlük, yarattığı yoğun gerilimler nedeniyle kanamaların daha ağrılı ve sancılı geçmesine de sebep olabilir. Zaten yoğun ağrılar hissettiğiniz bir bölgeye ekstra yüklenmek Yoga’nın ilk basamağı olan "Ahimsa", şiddetsizlik prensibine de ters düşer.
  3. Kapalabhati / Nauli / Agni Sara: Bir Şat-Kriya (Temizleme-Arınma) tekniği olan ve Türkçe’ ye Ateş Nefesi olarak da çevrilen Kapalabhati menstürasyon döneminde uygulanmamalıdır. Karnın sık ve hızlı bir şekilde içeri çekilerek diyaframın kontrollü bir şekilde kasıldığı bu teknikte karnın içeri çekilmesi bu bölgedeki enerjiyi kilitler ve aşağıya doğru akan apana’yı sönümlendirerek prāna’yı yükseltir. Aynı şekilde Agni Sara ve Nauli’de aynı prensiple menstrüasyon döneminde bir kadının ihtiyacı olan apāna fonksiyonunu azaltacağı için menstrüasyonun tamamen durmasına ya da zamanından önce bitmesine sebep olabilir.
  4. Bandha’lar: Hatha Yoga’da derinleşmeye başlanıldığının bir işareti olan Bandha uygulamaları, “kilitler”, üç çeşittir ve asla menstrüasyon döneminde uygulanmamalıdır.
  5. Mula Bandha (Kök Kilidi): anüs ve çevresindeki kaslarının yukarıya doğru çekilmesi ile oluşur, özellikle bu bölgedeki apāna’yı durdurur;
  6. Uddiyāna Bandha (Karın Kilidi): karın kaslarının içeri omurgaya doğru çekilmesi ile gerçekleşir, karın bölgesinde enerjinin kilitlenerek kalmasını sağlar, apāna akışını durdurur;
  7. Jālandhara Bandha (Boyun Kilidi) boynun öne düşerek çenenin göğüsle temas etmesi esnasında uygulanır, boyun bölgesinde prāna’nın yoğunlaşmasını sağlar.

Tüm bandha’lar, apāna ve prāna üzerinde bire bir etki göstererek, enerjinin akışını kilitler ve belli başlı bölgelerde depolanmasını sağlar. Menstrüasyon döneminde kesinlikle uygulanmamalıdır.

O halde, Menstürasyon döneminde Yoga uygulamalarına devam etmek isteyen bir kadın ne yapmalıdır? Arınma sürecine yardımcı olan, sinir sistemini yumuşatan ve kanın atılımını kolaylaştıran, karın ve bel bölgesindeki ağrıları dindiren tüm pratikler makuldür.

  1. Mantra Yoga / Meditasyon : Mantra, Sanskrit iki kelime kökünden gelir. "Man" ve "tra", bunlardan ilki "manas" yani "zihin" kelimesine işaret eder, ikincisi "tra" ise “özgürleştirmek” demektir. Mantra, zihni  özgürleştiren ve o formda kalarak dinginliğini korumasını sağlayan ses titreşimleridir. Menstrüasyon dönemindeki bir kadın, belli başlı güçlü ses titreşimlerini tekrarlayarak zihinsel alanını temizleyen Japa [vi] pratiğini uygulayabilir. Aynı şekilde, içten düşüncelerin bir "sessiz şahit" gibi izlendiği, içsel sessizliğin deneyimlendiği meditasyon çalışmaları da uygundur.
  2. Pavanmukta / Yumuşak öne eğilmeler/ Yumuşak geri bükülmeler: Pavanmukta, kelime anlamıyla “eklem-özgürleştiren” demektir ve eklemler üzerinde uygulanan yumuşak, ısındırıcı ve rahatlatıcı hareket serileridir. Asana’lardan pelvis bölgesindeki kan akışını arttıran, özellikle bu bölgeye masaj yaparak canlanmasını sağlayan genelde yerde uygulanan öne eğilmeler Baddha Konāsana (kelebek), Upaviṣta Konāsana (Bacaklar açık öne eğilme), Canu śirşāsana (tek bacak üzerinde oturarak öne eğilme), śaśankāsana (çocuk pozu) gibi pozlar yavaş ve sakin bir biçimde uygulanabilir. Aynı şekilde bel ağrılarına iyi gelebilecek yumuşak geri bükülmeler Supta Virāsana (geriye yatarak kahraman duruşu) ya da Vakrāsana (oturarak tek bacak düz iken burgu) gibi yumuşak burgular yavaş ve yumuşak olmak kaidesiyle uygulanabilir.[vii]  
  3. Prānāyāma: Nefes teknikleri ile özdeşleşen Yoga'nın üçüncü adımı olan Prānāyāma genel olarak apana'yı durduran ve prāna'yı yükselten pratikler içerir. Ancak bunlardan bazıları, Anuloma Viloma (alternatif burun nefes nefesi), Sītkārī / Śītalī (soğutucu nefesler) gibi nefes çalışmaları  arada nefes tutmalar uygulamamak  ve yüksek tur sayılarına çıkmamak koşuluyla yumuşak ve rahatlatıcı amaçlarla uygulanabilir. Ancak bedeninizi ve nefesinizi dinleyin, eğer fazla sıkışıyor, terliyor ve yoruluyor iseniz çalışmayı sonlandırın. 
  4. Yoga Nidra ve Śavāsana [viii]: Doğru ve derinlikle uygulanmış bir Yoga Nidra yani Śavāsana (ceset pozu) içerisinde kişinin fiziksel, duygusal ve zihinsel katmanlarındaki değişimi dengeleyen gevşeme tekniği bu dönemde kesinlikle uygulanmadır. Doğru gevşeme en az 10 dakika sürmeli, ortalama 20-25 dakikaya kadar ise uzatılabilmektedir. Uykuya dalınmamalı, fiziksel ve zihinsel maksimum gevşeme altında farkındalık ve bilinçlilik hali korunmalıdır.

Sonuç olarak, menstrüasyon bir kadının bedeninde arınma ve temizlenme süreçlerinin yaşandığı özel bir dönemdir. Kadının fiziksel, zihinsel, duyusal,  duygusal ve hormonel tüm sistemleri üzerinde önemli ölçüde değişikliğin görüldüğü bu özel döneme gereken özeni ve ayrıcalığı tanıyarak, saygı duymak gerekir. Günümüz şehir yaşantısında, her anın birbirinin aynılığında, iş koşturmacasında bedenin ve zihnin verdiği işaretleri unutuyor, sadece koşuyor, çalışıyor, koşturuyor ve çalıştırıyoruz. Bunları yapmamıza karşı gelen her tür değişimi ise bir engel ve huzursuzluk unsuru olarak görüyoruz. Hâlbuki beden doğayla uyumlu olduğu sürece kendi öz-benliğimize bizi uzaklaştırmaktan ziyade yakınlaştırır. Varlığı, tamamen “varlığından” ötürü olumlamak ve onaylamak erdemlerini geliştirir. Varlığın her hali, her ne şekilde kendini gösterirse göstersin, illa ki daha Yüce Olan’ın bir suretidir.

 

[i] Swami Govindananda’nın kurmuş olduğu Sivananda Yoga Vidya Peetham ve burada sunduğu Yoga Eğitimleri hakkında daha fazla bilgi almak için: www.sivanandayogavidyapeetham.org. Ayrıca beni bu saygıdeğer öğretmen ile tanıştıran İstanbul’daki öğretmenim Hamsa Saraswati’ye de teşekkür ederim.

[ii] https://defnesumanblogs.com/2015/03/06/yoga-ve-kadinlar/

[iii] Samana sindirim sistemi ile ilişkilendirilir; udana boğaz bölgesinde yutkunma, konuşma gibi fonksiyonlardan sorumlu tutulur ve vyana ise bedeni dört bir yandan çepeçevre çevreler.

[iv] Aidan Salih, Geleneksel Tıp: Yitik Şifanın İzinde, (Sade Hayat Yayınları, 2016), sf. 232. Ayrıca bkz. http://www.drnorthrup.com/wisdom-of-menstrual-cycle/

[v] Aidan Salih, Geleneksel Tıp: Yitik Şifanın İzinde, (Sade Hayat Yayınları, 2016), sf. 232.

[vi] Japa: Tekrarlamak manasına gelir, bir mantra’nın belli bir sayıda tekrarlanması ile zihni sakinleştirip, sinir sistemini rahatlatır.

[vii] Daha ayrıntılı pozlar için bkz. http://www.yogapoint.com/yoga-poses/yoga-for-menstruation.htm

[viii] Eller, kollar gövdenin yanında, avuçlar yukarı dönük; ayaklar mat genişliğinde aralık, baş boyun simetrik bir şekilde sırt üstü yerde sert bir zemin üzerinde mümkünse yastıksız bir şekilde yatarak uygulanır. Önce fiziksel olarak beden en gevşek konumuna getirilir ve ardından zihinsel olarak beden aşağıdan başlayarak başın tepesinde kadar içten taranır ve varsa herhangi bir noktada gerginlik, içten gelen zihinsel komutlar eşliğinde gevşetilmeye çalışılır.

 

SİTEDE ARA

Go to top