Cevabı her insanın kendi nefesinde saklı olan bir sorudur.

Geçenlerde bir hastam, genç ve oldukça sağlıklı olmasına rağmen, elleri ayakları titreyerek "kalp krizi geçiriyorum" diyerek acil servise geldi.

Hastanın durumunun kalp kriziyle bir alakası yoktu. Sadece öyle korkmuştu ki stresten ne yapacağını bilmiyordu. Kendini sıktığı için bedeni titriyordu, ama nasıl titremek... Üşümek gibi değil, zangır zangır titremek... Ekg bile çekemedik, çünkü öyle titriyordu ki, alet hastanın kalp ritmini algılayamıyordu, hemşireler hastaya rahatlamasını söyledikçe hasta kendini daha çok sıkıyor ve daha çok titriyordu. Ona "nefeslerini burnundan karnına doğru al ve ağzından ver, içinden alırken dörde kadar say ve verirken dörde kadar say" dedim ve yavaş yavaş da olsa Ekg hastanın kalp ritmini okumaya başladı, titremesi yavaşladı ve hasta sakinleşmeye başladı. Bir süre sonra titreme kesildi, hasta stabilleşti. Eğer hastanın başında "sakinlesene be adam" diye diretseydik asla başaramayacaktık. Zaten nasıl rahatlayacağını bilmediği için bize gelmişti. Çünkü çoğumuz stres anında rahatlamak isteriz, fakat nasıl rahatlayacağımızı bilmeyiz.

Akciğer hacmi sağlıklı bir insanda yaklaşık 4 litredir, lakin her nefes aldığımızda bu 4 litrenin dördünü de dolduramayız. Bebekler diyafram nefesi alır fakat yaşları ilerledikçe nefes diyaframdan göğüse yükselir. Çünkü korkarız, heyecanlanırız, kısa kısa nefesler alırız ya da nefesimizi tutarız, kısacası duygularla birlikte nefesimiz de değişir. Yani duygular nefese kaydolur. Artık kısa, yüzeysel nefeslerle yaşamaya başlarız ve bu alışkanlık haline gelir, yerleşir, vücut sürekli alarm halindedir, kısa ve yüzeysel nefeslerle bedeni sürekli stres varmışcasına hazır olda tutarız. Acelemiz vardır ve bu yüzden genellikle rahatlamaya vaktimiz olmaz. İnsan rahatlığında eğer bilinçli ise nefesi diyaframa iner, fakat rahatlamak için nefesi diyaframa indirmeyi bilmeyen bir insan için bunu yapmak çok zordur, rahatlamak ister fakat nasıl yapacağını bilemez. Sinirlenir, nefesi değişir, eskiden kaydettiği gibi  kısa kısa  göğüs nefesleri alır ve böylece sinir onu ele geçirilir. Bir olay üzerine saatlerce düşünür, olayı kafasında saatlerce tekrar tekrar yaşar ve atlatması uzun sürer. Günler hatta yıllar sonra bile hala birinin bir lafına ne kadar da sinirlenebileceğimizi tahmin edersiniz. Halbuki olayın içinden tereyağından kıl çeker gibi çıkmak basittir. İyi ya da kötü diye düşünmektense geçmişi değiştiremeyeceğimiz bilinciyle, sakince geçmişin izlerini zihnimizden silebiliriz. Geçmiş değişmez tabiki ama artık bize verdiği zararı engelleyebiliriz. Nefesi diyaframa indirerek sakinler ve olaylara daha geniş bir bakış açısıyla bakabiliriz.

Her zaman diyafram nefesi mi almalıyız peki? Tabii ki hayır, gerektiğinde nefes hızlanmalı. Stres anında kısa kısa, sert nefesler alırız, çünkü "kaç ya da savaş" emri gelmiştir amigdaladan. Kaçmak ya da savaşmak için diyafram nefesi almak yanlıştır. Diyafram nefesi bizi yavaşlatır, sakinleştirir. Eğer dinazorlardan kaçıyorsanız, nefesinizin en az bacaklarınız kadar hızlı olması lazımdır, yok diyafram nefesi alayım derseniz, rahatlamış yumuşamış bir akşam yemeği olursunuz. :)

Bedeni, gerektiğinde nefesi göğüse çekerek hazırola alabilmeli ve gerektiğinde diyaframa indirerek rahatlatabilmeliyiz. Bu, bizim elimizde olan bir şeydir. Bu, farkında olan bir insanın elinde olan bir şeydir. Nefesi hissediyorsan farkındasındır, hissetmiyorsan uykuda...

Nefesi doğru kullanmayı öğrenerek hayat kalitemizi, beden gücümüzü ve moralimizi yükseltebilir; aynı benzinle daha çok yol alabiliriz.

Bir gün Ustam, "İnsanın nefesi sayılıdır, boşa harcamayın." demişti. Meselenin bu sayılı nefesleri kaç günde harcadığımız değil, nasıl harcadığımız olduğunu idrak etmemiz zaman alabilir.

Kaliteli nefesler aldığımız nice günler diliyorum...

SİTEDE ARA

Go to top