Gözlerimizi bir an için kapatsak ve dış sesleri dinlesek, hemen şimdi olduğumuz yerde. Ne duydunuz?

Rüzgar sesini, çocukların gülüşlerini, belki de trafik gürültüsünü ya da çevremizdeki inşaatlardaki makinelerin duygusunu yitirmiş gürültülerini kim bilir daha başka neleri.

Tüm bu dış sesleri bir an için bıraksak ve iç ses-sizliğ-imizin alanına yöneltsek dikkatimizi hemen şimdi olduğumuz yerde.

Neler duyarız? Belki kalbin yüksek atışlı zonklamalarını yada sinir sitemimizin rezonansını veya içsel titreşimlerimizi. Belki de kafamızın içinde hiç durmadan konuşan seslerden yani düşüncelerimizin hızlı akışından iç seslerimizi duyamayabiliriz.

Yogiler binlerce yıl önce mağaraların ve dağların sessizliğinde, zihinlerini tüm dış ve iç seslerden mahrum bırakabilmiş, böylece içlerindeki hassas enerji merkezlerine (Çakralara) konsantre olmayı başarabilmişlerdir. Hatta bu yolla yogiler içlerindeki kulaklarını bu enerji merkezlerine yönelterek toplam 49 farklı noktadan yayılan duyarlı titreşimleri işittikten sonra bunları yüksek sesle söylemişler, böylece Sanskrit alfabesinin harflerini oluşturmuşlardır. Sonrasında ise yogiler kozmozun evrensel ritmine akort edilmiş bu sesleri mantralar halinde toplayıp birleştirmişlerdir. O dönemde bu yüksek titreşimli mantralar yazıya dökülmemiş, Gurudan öğrenciye geçirilmiştir.

Böylece meditasyon sırasında Mantranın hassas içsel müziği içeren ritminin tekrar edilmesi, çakraların rezonansını dengeleyerek bu yolla zihnin düzensiz akışını da sakinleştirecektir.

Meditasyon alanında, son yıllarda yapılan bilimsel araştırmalar göstermektedir ki beyin, bilinç değiştiği zaman değişen çok hassas elektro-manyetik dalgalar üretmekte ve bu dalgalar EEG (Elektroensefalogram) ile tespit edilebilmiştir. Bu yöntem ile beyin dalgalarının grafisi çekildiğinde ise beta dalgalarınının (saniyede 13 veya daha fazla titreşim) aktif olduğu günlük stresli yaşamda oldukça hızlı hareket ederken, sakin bir uyanıklık hali olan yoga nidra da alfa dalgalarının (saniyede 8 titreşim), betaya göre hareketinin azaldığı, derin meditasyon haline geçildiğinde ise alfa dalgalarının teta ritmine (saniyede 4 titreşim) doğru azaldığı tespit edilmiştir. Çok derin meditasyonlarda ise bu dalgaların delta seviyesine (saniyede 1 titreşim) doğru yavaşladığı tespit edilmiştir.

Normal bir durumda beynimizin değişik bölümleri bedenin ve zihnin çeşitli faaliyetleri ile meşguldür -hareket, sindirim-konuşma-düşünme vs- böylece farklı beyin dalgaları da kendiliğinden oluşmuş olur.

Bununla berber, meditasyon sırasında Mantraya konsantre olunduğunda beynin tüm farklı bölümlerinin aynı frekansta titreştiği tespit edilmiştir ve bu tek ritm, kalp atışı ve soluk alış verişimiz ile aynıdır.

Bu konuda ilginç öyküler dinlemek, çeşitli eğitimlere katılmak, yeni araştırmaları okumak entelektüel olarak bizleri tatmin edebilir. Ancak en yüce gerçeklikse niyetimiz, araştırma, okuma ve konferanslardan daha fazlasına ihtiyacımız olduğunu artık anlamalıyız. Çünkü sınırlı zihnimiz en yüce gerçekliğe ulaşamaz.

Bu konuda bilgelerin tavsiyesi şöyledir; “Gerçeği meditasyonda ara, kitaplarda ve kutsal yazılarda değil. Ay’ı bulmak istiyorsan gökyüzüne bak, göle değil.”

Buddha demiş ki: Düşüncelerin dizisini tanımlanamaza daldırmayın. O soruları ve cevapları “mmm…… şeyyy……” olandır.


Yararlanılan kaynak: Meditasyon ve Kozmik Bilinç-Evrensel Rönesans yayınları

 

 

 

 

 

SİTEDE ARA

Go to top