Şeytan Kral Ravana Sita'yı kaçırıp onu Lanka'ya getirdiğinde doğal olarak Sita'nın ona aşık olacağını düşündü. Sonuçta diğer kadınlar olmuşlardı.

Kendisi yakışıklıydı (on tane yüzü olmasına alıştığınızda), kuvvetlydi, müthiş derecede zengin ve güçlüydü. Sarayı şehvet düşkünü bir insanın hayal ürünü güzelliğinde ve zarif bir şekildeydi. Ravana medeni ve nüfuslu bir uyuşturucu babasından farklı değildi, itici fakat aynı zamanda etkileyici. Sita'ya bir zevkten diğerine  teklif ettiği şeylerden hiç birini Sita kabul etmedi. Onu baş karısı yapmayı önerse de Sita reddetti. Hatta Sita Ravana'nın güzel sarayında bir gece bile geçirmeyi reddetti.

"Ben senin esirinim, misafirin değil." dedi Sita, "ve hiç bir zaman senin kadının olmayacağım. Unutma ben Rama'nın karısıyım ve o beni bulacak. Ve bulduğunda beni hiç bir zaman görmemiş olmayı dileyeceksin."

"Ben cömert bir adamım" diye cevap verdi Ravana. "Her gün sana beni kabul etmeni teklif edeceğim. Bir yılın var. Ondan sonra hala red ediyor olursan seni pişirip yiyeceğim."

Sarayın dışında, duvarların içinde Ashoka ağaçlarından oluşan bir koru vardı. Ashoka "kedersiz" demektir. Ashoka ağaçları Hint folkloründe sevginin sembolüdürler. Ayrıca onlar kuvvetli tıbbi maddeler içeren şifacılardır. Sita bu ağaçların altında yaşadı, Ravana'nın elit hizmetlileri rakshasa kadınlarıyla - yüzleri keçi, balık ve köpek şeklinde olan; alakasız yerlerden kılların fışkırdığı ve alışılmadık sayıda gözü ve uzvu olan canavarlar- çevrilmiş bir şekilde. Gardiyanlara Sita'ya fiziksel zarar vermemeleri emredilmişti fakat onu ruhen yıkmaları için psikolojik yöntemler kullanabilirlerdi. Sita'ya, Rama'nın onu asla bulamayacağını, bulsa bile Lanka'nın büyüyle de korunan zapt edilemez bir ada-kale olduğunu söylediler. Ona Ravana'nın hareminde konforlu bir yaşamın iyi bir anlaşma olduğunu, tatmin olmuş yüz karısının bunun kanıtı olduğunu telkinlediler. Sita gibi güzel ve soylu bir kadının ormanda sürgün edilmiş kocasıyla göçebe olmaması gerektiğini, sarayda yaşamayı hak ettiğini, ona bir kraliçe gibi davranılması gerektiğini söylediler. "Rama'yı unut. Ravana'nın senin için yapabileceği tüm şeyleri düşün. Sonuçta ne de olsa buradan canlı bir şekilde çıkamayacaksın." diye hatırlattılar.

Fakat Sita sırtını ashoka ağacına yaslayarak oturdu, yavaş nefesler aldı ve bekledi. Zihnini Rama'ya tek-noktasal odaklayarak yoğunlaştırdı. Her düşüncede, her nefeste, kalbinin her atışında "Rama... bul beni. Rama. Rama" dedi. Sevgisini ve özlemini ağaçlara gönderdi ve yapraklarının Rama'nın ismini atmosfere yayınladığı hayal etti. Sita, Bhumi Devi'nin -toprağın ta kendisi- kızıydı ve her zaman köklenmiş, büyüyen şeylere yakınlık hissetmişti.

Ağaçlar sabırlı varlıklardır. Uzun ve sessizce yaşarlar, gün ve gecenin, iklim ve mevsimin değişmelerine karşı sağlam durarak. Bu ashoka ağaçları sessizce Sita'ya: "Dingin kal küçük kız kardeşimiz. Bizim gibi sakin ve metanetli ol. Mevsimler değişir biliyoruz, biliyoruz. Bu esaret sonsuza kadar değil. Metanetli ol ve Rama'yı hatırla." dediler.

Ana karada Rama, Hanuman'ı, yaveri maymun süper kahramanı, çağırdı. Hanuman istediği büyüklükte olabiliyordu, uçabiliyordu ve Rama ne isterse onu bir kalp atımı süresinde yapmaya hazırdı. "Git, Sita'yı bul. Ama sakın onu korkutma. Yüzüğümü al; bunu gördüğünde senin benden geldiğini bilir."

Ve bir gün Sita yumuşak bir şekilde bir ismin başının üstünde söylendiğini duydu: "Rama, Rama..." Bu küçük bir maymun şekline bürünmüş Hanuman'dı. Hanuman sevgilisinin ismini Sita'nın da kalbinde duyduğu sevgi ve özlem ile çağırıyordu ve Sita'nın kalbi Sita'ya bu  özgün elçiye güvenebileceğini daha bütün kenarı Rama-Rama-Rama yazılı altın yüzüğü görmeden söyledi. (Hanuman'ın o ashoka korusuna nasıl geldiği başka bir hikayenin konusu. Şimdilik burada onun ziyaretinin Sita'nın lordu ile olan bağlantı hissini onardığını söylemek yeterli.)

Asana

Ayaklarınız bitişik ya da kalça genişliği kadar açık bir şekilde tadasana'da durun. Ayak parmaklarınızı açın. Ayak tabanlarınızı yere sağlamca yerleştirin. Ağırlığınızı bedeninizin sağ ve sol tarafına eşit olarak dağıtın. Ayaklarınızı sanki aşağı kök salıyorlarmış gibi yere yerleştirin.

Sonra ağırlığınızı sol bacağınıza kaydırın. Ayak baş parmağınızın kökü ve topuğunuzun dışıyla aşağı bastırın. Sağ bacağınızı dışarı doğru çevirin ve sağ ayak tabanınızı sol bacağınızın içine dizinizin altına ya da üstüne (ama üzerine değil) yerleştirin. Kalçanızın seviyesini ayarlayın. Hazır hissettiğinizde kollarınızı başınızın üzerinden eller birbirine paralel şekilde uzatın. Omuzlarınızı gevşeterek kulaklarınızdan uzaklaştırın.

Kendinizi koruda bir ağaç olarak hayal edin. Ağaç arkadaşlarınızın sakin ve köklenmiş varlıklarını hissedin. Kıpırdamayan bir noktaya gözlerinizi dikin. Çevresel görüş açınızı genişletin. Eğer bir duvarın önünde duruyorsanız vücudunuz ile arkayı hissederek o sabit varoluşu sezgileyin. Yavaş ve sessizce nefes alın. Eğer gözleriniz sertleşirse ya da etrafta dolaşırlarsa ya da zihniniz çalkalanmışsa dengeniz sallanacaktır. Rahat olun. Zihninizi, nefesinizi gözlemleyin. Bu asana daha önce farkına varılmamış dikkat dağıtan şeyleri açığa çıkarabilir. Bunların arasında topraktan sağlamlığı alabiliyor musunuz?

Vrikshasana'nın (ağaç duruşu) faydaları arasında bacak, ayak ve pelviste dengeyi geliştirmek - aynı şekilde duygularda da- bulunur. Bu asanayı hayat sizin dengenizi bozmuş gibi hissettiğinizde ya da çok hareket ettiğinizde çalışın.

Derin Düşünce

Ağaçlar Hint dini edebiyatında evrenin sembolü olarak ve Tanrı ile birey arasındaki organik bağlantı olarak geçer. Bu asanada kendinizi hem Sita hem de ağaç olarak hayal edin.

Kaçırılan ve esir edilen Sita gücünü ve tesellisini doğadan alır. Toprak ile bağlantısı Rama'ya -tabiki de sadece kocası değil aynı zamanda tanrı, nihai değerin kişiselleştirilmesi- odaklanmasında yardımcı olur. Bedeni kısıtlanmış olabilir ama zihni özgürdür. Hiç derinden doğru olduğunu hissettiklerinize ters düşen bir yaşam tarzı ya da değerler bütününü kabul etmek için aşırı bir baskı altında kaldığınız oldu mu? Tekrardan dengenizi bulmanızı ve korumanızı sağlamakta yardımcı olan ne oldu? Belki de kaçamayacağınız zor bir durumdaydınız. Zihinsel özgürlüğünüzü nerede buldunuz? Doğa yardımcı oldu mu?

Sabırlı, istikrarlı, derince köklenmiş ağaç, dallarının altına sığınanlara, gövdesine sıkıca yaslananlara barınma sunar. Bir dahaki fırsatta sırtınızı bir ağaca yaslayarak oturun ve sizinle birlikte nefes alışını hissedin. Şu ana kadar hiç korumanıza ihtiyacı olan birisine "sırt vermek" için çağrıldığınız oldu mu? Onların sorunları sizin dengenizi bozdu mu? Bir ağacı sallamak kolay değildir. Sırtınız aracılığıyla ağacın derin sükunetini hissedin.

Ramayana (bu hikayenin geldiği destan) öğretici bir efsanedir. Sita zihni ya da bireysel ruhu, Rama efendiyi ya da kozmik ruhu temsil eder. İkisi Ravana'nın, ego, Sita'yı büyülü altın bir geyiği arzulatarak kandırıp kaçıran, entrikalarıyla birbirinden kopar. Zihin efendiye, en yüksek gerçekliğe olan odağını kaybeder ve kendisini hapsolmuş bulur. Şimdi Sita meditatif odağını geri elde etmek zorundadır. Ona yardımcı olan nedir? Efendisini hatırlamak, doğal akışında farkında ve durgun olmak. Ve ona daha da yardımcı olan şey alıştırmalarına başlayınca Hanuman'ın ortaya çıkmasıdır. Sita soğukkanlılığını ve odağını  geri sağlayınca, Hanuman -Rama'nın elçisi- onu bulur ve hediye/sembol olarak ona Rama'nın yüzüğünü gösterir. Sita Rama'yı hatırladıkça Rama da Sita'yı hatırlar.

Hayatımızda böyle olaylar gerçekleşince bunlara tesadüf ya da eş zamanlılık diyoruz. (Tam seni düşünüyordum ve aradın!). Yardım için tanrıya (ya da uygulamanıza) döndüğünüz zamanlardan birini hatırlayın, birden bire dünya evrenden gelen, doğru yolda olduğunuzu temin eden mesajlarla dolu bir hal almış gibi görünür.  Bu gerçekleştiğinde siz ashoka ağacının altındaki Sita, bu tesadüfler ise size Rama'nın da sizi hatırladığını gösteren  hediye/sembol ile gelen Hanuman'dır.

Zo Newell, Ph.D., ERYT 500

Çeviri: Dr. Çağın Çilingir ve Dr. G.Ü. Arya Doğan

Yazının orjinali için aşağıdaki linke tıklayabilirsiniz.

https://www.yogainternational.com/article/view/the-mythology-behind-vrikshasana-tree-pose

Go to top