Ramayana'da sürgün edilmiş Lord Rama ve karısı Sita ormana sığınırlar.

Lanka'nın Şeytan Kralı Ravana onları bulup Sita'yı kaçırıp büyük bir savaş başlatana kadar, keşişler gibi mutlu bir şekilde yaşıyorlardı.

Altın geyik kılığına giren bir iblisin yardımını alarak Ravana, Rama'yı barınaklarından uzaklaştırdı. Başta ormanda iblisler olduğunu bilen ve şüphenelen Rama geyiğin arkasından gitmeyi reddetti. Fakat Sita yalvardı: "O çok tatlı. Biliyorsun ki senden asla bir şey istemem; ama o burada, sürgünde, benim için tatlı bir ev hayvanı olur."

"Pekala" dedi Rama. "Ama dikkatli ol! Ben dönene kadar bu sınırı geçme" diyerek huzursuz bir şekilde ayrıldı.

Rama gözden kaybolur kaybolmaz Ravana yaşlı, dindar bir dilenci kılığında kapıda utangaç bir şekilde beliriverdi. Sita kapıdan bir adım bile dışarıya atmamak için uyarılmasına rağmen, ki bu kapı büyülü mantralarla korunuyordu, Ravana'nın masum görünüşüne aldandı. Sınırı geçti ve onun tuzağına düştü.

Ravana başta Sita'yı şımartmaya çalıştı, kendisinin bir sofu olmadığını onun güzelliğinden çarpılmış ve sadece onunla olabilmek için tahtından feragat eden bir kral olduğunu söyledi. Ona olan aşkı üzerine yemin etti ve hareminde özel bir yer önerdi. Dehşete düşen Sita onu reddetti. Bunun üzerine Ravana dişlerini ortaya çıkarttı, asıl hali olan on kafalı formuna büründü, Sita'yı on koluyla sardı, bir bağırışla vimanasını, uçan arabasını, çağırıp kraliçeyi onun içine attı ve şeytani bir meteor gibi Lanka'ya doğru uzaklaştı.

Uçarak uzaklaşırken Sita umutsuzca ağaçlara, kuşlara, ve hayvanlara seslendi: "Ben Sita, Rama'nın karısı! Şahit olun kardeşlerim, Doğa Ananın çocukları! Rama'ya söyleyin! Yolumu işaretleyin." Ve teker teker mücevherlerini vimananın kenarından attı.

Hint efsaneleri vimanalardan, klasik atlarla çekilen ve askerleri savaşa götüren arabalardan ziyade, kuşlar gibi kendi kendine uçan arabalar şeklinde söz eder. Bunların en ünlüsü ise Ulu Mimar Vishvakarman tarafından zenginlik tanrısı Kubera için dizayn edilen fakat Ravana tarafından sürülen Pushpaka (çiçek gibi) vimanadır. Pushpaka, Lufthansa'nın süper model A380 uçağı gibi, iki kat yüksekliğinde betimlenmiştir. Zarif dış hatlarında bulunan pencereli ferah bölmelerden yolcuları  manzarayı rahat bir şekilde izleyebilirdi. Parlak bir bulut gibi ilerlerken müzikal bir ses çıkarırdı. En özel vasfı ise ne kadar yolcu binerse binsin her zaman boş yer vardı.

Asana:

Bu asana uçan bir makineyi andırır. Savaşçı I'e benzer ama kollar yere paraleldir.

Ayaklarınızı paralel ve kalça genişliğinde açın. Sağ ayağınızla büyük bir adım atın. Sol ayağınızı arkaya götürün böylece sol topuğunuz ayağınızın ön kısmına yığılacaktır. Nefes verirken sağ dizinizi kırın. Aşağı bakın ve ön bacağınızın dik olduğuna emin olun.  Üst bacağınız yere paralel olsun böylece diz doğru açıya sahip olur (eğer kalçanız sıkıysa daha az bir açı yeterlidir; ama diziniz ayak bileğinizi geçmesin). Ellerinizi kalçanızın üzerine koyun. Sol kalçayı öne sağ kalçayı arkaya doğru bükerek kalçalarınızı matın ön tarafına paralel hale getirin.

Nefes alırken kollarınızı omuz hizasına kaldırın. El parmaklarınızın ucu tavanı göstersin, elleriniz dışarıya dönük olsun. Bu hareketin üst kol kemiğinizi omuz cebinize nasıl oturttuğuna dikkat edin. Bunu korurken avuç içlerinizi tekrar yere paralel hale getirin. İman tahtanızın ortasına doğru nefes alın ve verirken kalbin arkasındaki boşluğu genişleterek kürek kemiklerinizden parmak uçlarınıza doğru uzanın. Kollarınızı yere paralel tutun. Kalçanızın tepesini aşağıya bırakın. Kuyruksokumunuzu iki ayağınızın ortasına doğru uzatın. Arka topuğunuza doğru uzanın.

Başınızın tepesini tavana doğru kaldırın. Gözleriniz ve çeneniz yumuşak olsun. Göğüs kemiğinizin üzerindeki deriyi omuzlarınızın tepesine doğru kaydırın ve sırtınızı kürek kemiklerinin altına doğru indirin. Kürek kemiklerinin tepelerini birbirinden uzaklaştırın. Sakin ve yumuşak bir şekilde nefes alın.

Bacaklarınızın yere sıkı bir şekilde oturuşuyla üst göğsünüzün hafifletici açılışının birbiriyle yarattığı yaratıcı gerilimi hissedin. 

Pozdan çıkmak için kollarınızı indirin, öndeki bacağınızı düzleştirin ve ayaklarınızı yan yana alacak şekilde adım atın. Aynı şeyi sol taraf ile tekrar edin. Sonunda iki ayağınıza eşit şekilde basın. Ayaklarınızın altındaki sağlam zemini hissedin.

Derin düşünce:

Çocukluğumdan beri uçtuğum rüyalar görmüşümdür. Bu rüyalarda bacaklarım yerden kesilip gökyüzüne yükselene kadar uzun adımlarla ve kollarım açık bir şekilde koşarım. Ne kadar yükseleceğimi kollarımı kaldırıp indirerek ayarlayabilirim. Çok mutlu ve özgür hissederim.

Büyüyüp ayurveda çalıştığımda uçma hayallerinin aşırı aktif “vata dosha”nın belirtisi olabileceğini öğrendim. Vatanız aşırı olduğunda geçici bir süre enerjik hissedebilirsiniz ama dikkatli olun bir çöküş sizi bekliyor. Çok fazla hafiflik ve hareket, uçak seyahatleri gibi, vatayı emerler.

Jung'çu psikoloji uçma rüyalarının sınırlarımızı aşmak ve bilincimizi genişletmek için arzu duyduğumuzun göstergesi olduğunu düşünür. Bu kendini aşma düşüncesinin dezavantajı kibre dönüşebilmesidir ki bu da bir düşüşü getirir.

Hikayede Ravana’ya olan aynen budur. Sita’ya olan şehveti onu uzaklara götürür. Şişmiş olan egosu onun Sita’yı, kocasını ve onu dizginlemeye çalışan herkesi yenebileceğine ikna eder.

Sita da kendi yoluyla arzulara yenik düşmüştür. O altın geyiği ister ve Rama’dan geyiği yakalamasını ister. Dilenciye yardım etme arzusu Rama’nın onu barınağın dışına çıkmaması konusundaki  uyarısından baskın çıkar. Bu arzuları izleyerek, Sita, Rama’ya olan odağını kaybeder ve ayakları Ravana tarafından yerden kesilir. Ravana kontrolü ele geçirir. Sita kendini kurtaramaz ama yardım çağırabilir ve çağırır da. Bağırarak seslenir ve rotasını belirtecek olan eşyalar bırakır. Şunu fark etmek gerek ki Sita mücevherlerini ve eşyalarını toprağa atıyor. Yer ile bağlantısını sağlamak için yapabileceğini yapıyor.

Ramayana Hindistan’da geniş kitleler tarafından tarihsel bir olay olarak kabul edilse de aynı şekilde didaktik bir hikaye. Çocukluk öğretmenim Sri Brahmananda’nın dediğine göre Sita zihni, Rama Ishvara’yı(evrensel bilinç), Ravana ise tekliğin önündeki engel ya da egoyu, on kafası ve on kolu ise duyuların isteklerini anlatıyor. Bilinç ve Ishvara her zaman bir olmalılar. Ego ya da hissedilebilir nesnelere karşı olan arzu kontrolü ele geçirdiği zaman zihin Ishvara’dan koparılıyor ve fantezilere taşınıyor, ki bu da hikayede Pushpaka denilen lüks araç ile sembolize edilmiş. Pushpaka ile uçmak düşüncelerin ve egonun şahlanmasına ve kol gezmesine izin vermeyi anlamına geliyor. “Bunu yapacağım, buna sahip olacağım, zengin, başarılı, kıskanılan olacağım…” Puspaka’da her zaman bir yer boştur, aynı kontrol edilmeyen düşüncelerin sonu olmaması gibi.

Patanjali’nin engeller listesine (Yoga Sutra 1:30-1:32) umursamama, duyuların çekimine engel olamama, yanlış anlama ve zihinsel dikkat dağıtıcılar dahildir. Bu hikayede hangilerini saptıyorsunuz? Ya sizin hikayenizde? Bir insanın, düşünceler yığınının ya da bazı durumlar ve olayların sizin ayağınızı yerden kestiğini fakat sonradan bunların yanlış ya da tehlikeli olduğunu anladığınızı hatırlıyor musunuz? Hiç hayatınızda bir altın geyik belirdi mi, ki gerçek olmak için çok güzel ama umursamamak için çok çekici? Kendinizi bağımlılık yapan bir harekete ya da düşünceye girerken yakalıyor musunuz? Tabi ki de. Hepimiz yapıyoruz. Sizi toprağa geri bağlayan, ayaklarınızı yere basmanızı sağlayan şey nedir?

Merak etmeyin! Pushpaka ve Sita’nın kaçırılması hikayenin sadece başı. Sonradan Hanuman kurtarmaya geliyor, ki bu da fiziksel çalışmanın dikkati dağılmış zihni “kurtarmada” nasıl bir işlev gösterdiği ve onu nasıl ruh ile tekrardan bir yaptığıyla ilgili. Fakat bu bir başka hikaye…

Zo Newell, Ph.D., ERYT 500

 

Çeviri: Dr. Çağın Çilingir ve Dr. G.Ü. Arya Doğan

Yazının orjinali için aşağıdaki linke tıklayabilirsiniz.

https://yogainternational.com/article/view/the-mythology-behind-vimanasana-airplane-pose

Go to top