Yogacitta vrtti nirodhaḥ  (Yoga Sutralar, 1.2)

Yoga, zihin dalgalarının kontrol altına alınmasıdır.

Abhyāsavairāgyābhyām tanirodhaḥ  (Yoga Sutralar, 1.12)

Abhyāsa ve vairāgya ile O (zihin) kontrol altına alınır.

Belli bir süre Yoga ile hemhal olmuş her öğrenci Patanjali’nin Yoga Sutralar’da verdiği ünlü Yoga tanımı ile aşinadır: Yogacitta vrtti nirodhaḥ, “Yoga, zihin dalgalarının kontrol altına alınmasıdır.”

Azimli bir yoga öğrencisi bu tanımı ciddiye alır, saatlerce asanaları (pozlar) uygular, burun kenarları kızarana kadar pranayama (nefes teknikleri) tekrarlar, bacakları uyuşup “artık kesin kangren oldum” diyene kadar meditasyonda oturmaya çalışır, sırf işte o ünlü “zihin dalgalarının kontrol altına” alabilsin diye… Öyle ya da böyle, bir şeyler olur ya da olmaz, ancak Patanjali Yoga yolunda yürümeye hevesli kişilere 2 anahtar kelime verir.

Yoga bir kuş ise der ve sen onunla uçmak istiyorsan, kuşun bu 2 kanadına sıkı sıkıya sarılmalı ve hatırlamalısın:

  1. Abhyāsa (Düzenli tekrar, uygulama)
  2. Vairāgya (İstemekten azat olmak, tutunmamak, bağlanmamak, vazgeçmek)

Abhyāsa

Yoga’ya başlamış her öğrenciye bıkmadan hatırlatılan Yoga’nın ilk kanadı ve temel anahtarıdır, abhyasa, düzenli tekrar ve uygulama. Her ne yapıyorsan ve onda ustalaşmak ya da mükemmelleşmek istiyorsan o şeyi düzenli bir tekrar içerisinde uygulamalısın, hepsi bu.

İyi bir aşçı olmak istiyorsan sürekli ve düzenli yemek yapmalısın; iyi bir doktor olmak istiyorsan sürekli ve düzenli hasta tedavi etmelisin; doğru nefes almayı öğrenmek istiyorsan sürekli ve düzenli doğru nefes alıp vermeyi pratiklemelisin; dürüst bir insan olmak istiyorsan sürekli doğruyu söylemelisin; baş duruşuna kalkmak istiyorsan sürekli ve düzenli baş duruşuna kalkmaya çalışmalısın… Örnekler bitmez.

Her ne yapıyorsan ve onu iyi yapmak istiyorsan, onu düzenli tekrarlamalısın! Bu kadar.

Sadece bir seferde yüksek tazyikte su bir kayaya yönlendiğinde kayayı yerinden kımıldatamaz, ancak bir su damlası düzenli tekrarla sürekli tek bir noktaya çarparsa kayayı çatlatabilir. İşte bunu yapan suyun gücü değil damlaların sürekliliğidir. O yüzden süreklilik ve düzen ustalık getirir.

Dövüş sanatlarının büyük ustası Bruce Lee’nin deyimiyle, “Practice makes perfect”, “Uygulama mükemmelleştirir.”

Ancak böylesi belki yıllar hatta bir ömür alacak düzenli uygulama önemli bir şey daha gerektirir: inanç. Elbette her gün düzenli uygulama henüz orada olamadığın yere bir gün ulaşacağının inancı ile beslenebilir. Görmediğin bir diyar anlatılsa sana mesela, orasının nasıl da güzel olduğu yemyeşil ovalar arasında buz gibi ırmakların aktığı, vs… O diyara onlarca kilometre yürümesi gerekse insanın, işte bir gün o köye varmanın inancı ile atılabilir her adım, inanç kaldırır her yorgunlukta ayağı yeniden ve yeniden ve yeniden…

Abhyasa, inançtan beslenir.

Vairāgya

Gelelim Yoga’nın ikinci kanadına. Neredeyse, abhyasa’nın gerektirdiği inancı bir başka yerden sarsan paradoksal bir kavramdır Vairagya. Vi-rāga kökünden oluşur. Vi- rāga, yani “rāga’dan azat olunmuş hal” anlamına gelir. Peki, o halde rāga, nedir?

Patanjali’nin zihin dalgalanmalarına sebep veren iki ana unsurdan birisidir rāga, yani “istemek”, ya da kendine doğru bir şeyi arzu ile “çekmek.” Raga’nın bir de kardeşi vardır, o nereye giderse hemen peşinde gelir: Dveşa, yani “istememek”, ya da bir nesneyi ya da durumu kendinden “itmek”.

Ya acıkır, yemek “isteriz”, ya da doyarız ve daha fazla yemek görmeye bile dayanamayız, ya ev satın almaya çalışırız ya da satmaya, ya evlenmeye çalışırız ya da boşanmaya... Sarkaç hiç durmaz, bir o uca gider bir bu uca… Sürekli salınırız acı ve haz, istemek ve istememek arasında. Dolayısıyla da zihin dalgalanır durmamacasına, çılgınca…

İşte tam o noktada, Patanjali Yoga’nın ikinci kanadını hatırlatır: Vairāgya. Vairagya, başına gelen vi- ön eki rāga’yı standart bir şekilde olumsuzlayarak “istememek” anlamına sokmaz (ki öyle olsaydı dveṣa olurdu). Vairāgya, bunun daha da ötesidir, “istemekten özgürleşmek/bağımsızlaşmaktır”. Yani vairāgya da istemek kadar istememek de önemli değildir. Ne eksiklik ne de fazlalık vardır, kişi tam ve bütün olduğu algısı içerisindedir. Sadece saf bir varoluş hali vardır, o kadar. Her şey her ne halde ise o hali olduğu gibi kabul ediş ve teslimiyet. İşte o hali biz Huzur diye biliriz. Huzur, tamlık ve tamamlık hissiyatı ile gelir.

Vairagya’yı aynı zamanda, “vazgeçmek”, “tutunmamak” ya da “bağlanmamak” gibi de çevirebiliriz. Çünkü herkes bir şekilde kendini istemek ve istememek hallerinde bulduğu için, kendisini etkilerden arındırmak adına o durumu yaratan nesne ya da kişiye “tutunup/tutunmadığını”, “bağlanıp/bağlanmadığını” ve özgürleşmek adına “vazgeçmeyi” tercih edebilir.

Vairagya’da ustalaşmak için de ilginçtir ki, yine Vairagya’yı uygulamak gerekir ki bu da “abhyasa” yani “düzenli uygulama ve tekrarın” burada da işlediğini gösterir. Denklem basittir, ne kadar çok yemek yaparsanız o kadar iyi aşçı olabileceğiniz gibi, günlük hayatınızda ne kadar kendinizi gözlemleyerek vairagya’yı pratiklerseniz, o kadar vairagya’da maharet elde edersiniz.

Baş Duruşuna Kalkamıyorum, Ne Yapmalıyım?

Abhyasa ve Vairagya, bir Yoga öğrencisinin pek çok sorusunu cevaplayabilir, sıklıkla gelen şu iki soru ile başlayalım:

  • Baş Duruşuna kalkamıyorum, ne yapmalıyım?
  1. Abhyasa: Düzenli tekrarla, uygula. Her gün, iki günde bir, üç günde bir olmadı haftada bir düzenle ve istikrarlı tekrarla.
  2. Vairagya: İnançla tekrarla ancak çalışmanın sonucuna ve meyvelerine karşı beklentide olma, vakur ve teslimkar kal.
  • Meditasyonda oturamıyorum / zorlanıyorum, ne yapmalıyım?
  1. Abhyasa: Düzenli tekrar et. Her sabah, ya da akşam 5 dk, 10 dk. Sadece otur, düşüncelerle boğuşsan da uykun gelse de sen yine de düzeni ve ritmini bozma. Tekrarla!
  2. Vairagya: Meditasyon’a dair beklentilerini gözden geçir ve onlara tutunma. Hiç gerçekleşmeyecekmişçesine otur. Olması ya da olmamasının her iki halinin de üzerinde yarattığı etkilerden özgürleş.

Herkes kendi hayatında daha nice örnek verebilir ve cevaplar hep benzer olacaktır: “düzenli tekrar et ama tutunma”, “düzenli tekrar et ama tutunma”, “düzenli tekrar et ama tutunma”…

Sonuç: Aydın İnsan

Peki, abhyasa ve vairagya’nın ışığında zihin dalgalarını dindirmiş, kontrol altına almış bir insan nasıl olur?

Yoga felsefesinin geleneksel ve temel metinlerinden sayılan Bhagavat Gita’da Arjuna’da aynı soruyu sorar Krişna’ya: “Krşna! Böylesine sabit bir bilgelik de ikamet eden, zihni hiçbir şeyden sarsılmayan bir insan nasıl konuşur, yürür, oturur?”[i]

Ve Krişna, aydın kişinin erdemlerini saymaya başlar:

  • Kendi içerisinde tam ve mutlu[ii]
  • Arzularından arınmış[iii]
  • Öfke-keyif gibi ikiliklerden uzak; bulunduğu hal hiç sarsılmaz bir denge içerisinde (samatvam)[iv]
  • Hiçbir keyfe bağımlı olmadığı gibi hoşlanmadığı bir durum ile de tanımlanamayan[v]
  • Kaplumbağanın uzuvlarını içeri çekmesi gibi vakur ve dingin[vi]
  • Duyuları üzerinde kontrol sahibi[vii]
  • Ayrım gücü yüksek (viveka)[viii]

Bir okyanus gibi olur o kişi, der Krişna, üzerine yağmur yağdığında ne artar ne de ona doğru akan nehirler kuruduğunda eksilir. Okyanus, hep okyanus olarak kalır, üzerine bir şey eklense de çıkarılsa da, o hep tamdır (purnatvam) ve dengededir (samatvam)…

Om Tat Sat.

 

[i] Bhagavad Gita, Çeviri: Swami Dayananda, (Arsha Vidya Publication and Trust, Chennai, 2010) Bölüm 2: 54. Sf. 38.

[ii] A.g.e., 2: 55, sf.39

[iii] A.g.e., 2: 56, sf.39

[iv] A.g.e., 2: 56, sf.39.

[v] A.g.e., 2: 57, sf.39.

[vi] A.g.e., 2: 58, sf.40.

[vii] A.g.e., 2: 61, sf.41

[viii] A.g.e. 2: 61, sf.41

SİTEDE ARA

Go to top