Ülkemizdeki devlet okullarında yabancı dil eğitimi malumunuz, sistem sanki öğretmeme hatta dilden uzaklaşma üzerine kurulu gibi, yüzlerce yabancı dil öğretmeni elini kolunu bağlayan müfredata mahkum.

Şimdilerde dokuz yıl olan yabancı dil eğitiminde, dil bilgisi, fiil çekimleri, bu ek gelir şu ek çıkar gibi konularla boğuşurken, sınıf geçmek için dersleri ezberliyoruz, gerçi artık öğretmenler sınıfta Türkçe konuşmayı yasaklıyor da çocuklar konuşma pratiği yapabiliyorlar. Her şeye rağmen yabancı birini gördüğümüzde bana bir şey sormasın diye dua ediyoruz, çoğu zaman anne ve babamız tarafından konuşmaya zorlanıyoruz, bizim yabancı dili öğrendiğimizi zannettikleri için, konuş çocuğum ne istiyormuş sor bakalım? Cümleleri ile sıkça karşılaşıyoruz ya da karşımızdaki bize bir şey sorma gafletinde bulunuyor, ayıkla pirincin taşını, öylece kalakalıyorsun, ne diyor bu yahu diye düşünüyorsun, ucundan azıcık anladıysan ne cevap vereyim hangi zamanı kullanayım şimdi diye kıvranıyorsun, onca sene yabancı bir dil öğrendiğini zannedip konuşamamak çok ironik.

Dil öğrenmek beceri istiyor bunu kabul ediyorum, yine de sistemin bu işi zorlaştırdığı konusunda ısrarcıyım. 1980 ihtilalinde ortaokul birinci sınıfa gidiyorum, yabancı dil öğretmenlerinin çoğu politik görüşlerinden dolayı meslekten atılmış, onlar şanslılar, birçoğu hapiste, bazıları başka ülkelere kaçmışlar. Yabancı dil dersimize sosyal bilgiler öğretmeni giriyor, derste What is your name? My name is Sibel, en fazla this is a pencil öğreniyoruz, sınavlarda sorulanların bize öğretilenle uzaktan yakına ilgisi yok, sınav kağıdına öylece bakıyoruz, eviriyoruz, çeviriyoruz sanki cevaplar kendiliğinden ortaya çıkacakmış gibi, tabi ki çıkmıyor. Sınav sonuçlarını açıklıyor, sınıfta not aralığı sıfır ile iki arasında gidip geliyor, iki alana zeki gözüyle bakıyoruz. Kimsede hocam ama biz bunları öğrenmedik deme cesareti yok. Bizim zamanımızda bunu söyleyebilmek için yürek yemiş olmak gerekiyordu, öğretmen bir çarptı mı karşı duvarda resminin çıkma ihtimali vardı. Kaderimize razı oluyorduk, evdekiler bu not ne diye soruyorlar, öğretmen, öğretmediklerinden sınav yapıyor diyoruz. Bu seferde inandırıcılığımız yok kimseyi inandıramıyoruz sen çalışma sonra suçu öğretmene at diye, klasik ebeveyn cevabını alıyoruz, çareyi ezberlemekte buluyoruz, amaç öğrenmek değil, sınıf geçmek, okullar bitince sanki onca sene hiçbir şey öğrenmemiş gibi hissediyoruz, zerre kadar pratiğimiz yok, tesadüfen konuşmak gerekirse panikten dut yemiş bülbüle dönüyoruz.

Türkiye’de yaşayınca sorun çıkmıyor, öylece idare ediyorsun, gidiyor. Hayat hep aynı yerde durmuyor bazen tercihler, bazen tesadüfler seni başka bir ülkenin sokaklarına bırakıveriyor, ondan sonrası öğrenmeye çalışma mücadelesi başlıyor, önce yiğitliğe pislik sürmüyoruz ben ne öğrencem ya, onlar öğrensin Türkçe'yi diyoruz. Türkçe’nin ana dil olduğu bir ülkeye düşmüş olsak da çevremizde başka milletlerden arkadaşlarımız var, onlar Türkçe öğrenmeye, ben İngilizce öğrenmeye çalışırken birden bire aydınlandım, nasıl konuşursam konuşayım beni anlıyorlardı, tıpkı benim onları anladığım gibi, çok fazla kasmamak rahat olmak gerekiyordu. Şimdilerde her şey daha basite indi, karşındaki seni anlamayı istiyorsa saatlerce sohbet bile edebiliyorsun, ne biçim konuşuyorsun diyen bir tek Efe kaldı. Yaparsın diyenlere, güvenmek gerekiyormuş, yıllardır yoga derslerimi kendi dilimizde yapıyorum, hep şöyle düşünüyordum bir taraftan yoga yap, bir taraftan anlat yeterince zor bir de dersi İngilizce anlatmam mümkün değil. Öyle değilmiş korkup kaçtıkça, denememekte direndikçe bilemiyormuşsun, bahanelerden kafesine saklanıyormuşsun, kendine bir kez olsa dahi denemeye izin vermen şartmış, sonunda ölüm yok demek gerekiyormuş. Bugün ilk kez yoga dersimi İngilizce yaptım, savasanadan kalktıklarında öğrencilerimin övgüleri ile karşılaştığımda şöyle dedim ‘’I can do it’’ korkularından kaçmamak, onların üzerine gitmek gerekiyor. En mükemmeli olma sadece dene, bu hayatta başarabilirim, yapabilirim demek önemli, tabi ki bana güvenen, beni cesaretlendiren arkadaşlarımın da desteği büyük, korkularınla yüzleş ve seni yenemeyeceklerini göster onlara, yapabilirsin yeter ki başarmayı iste, kendine bir şans ver.

Sevgiyle kalın.

Namaste

 

Go to top