Biz uyandığımızda gitmiş olurdu... Biz yattıktan sonra gelirdi babam. Doktordu. Birlikte kahvaltı yapabildiğimiz tatil sabahları sayılıydı ya biz kahvaltı yaparken nöbete gider ya da biz kahvaltıdan kalktıktan sonra nöbetten gelirdi... Onu görebilmek için nöbetlerinde hastaneye giderdik.. Bisiklete binmeyi bir hastanenin arka bahçesinde öğrendim mesela...
Kızardım bize vakit ayırmıyor diye... Oysa onun bizi bırakıp nöbete giderken neler hissettiklerini, yıllar sonra çocuklarımı bırakıp nöbete giderken çok iyi anlayacaktım...
Ben de onun gibi çocukluklarımın çocukluğunu ıskaladım...
Anneler gününde karım...
Babalar gününde ben nöbetçi olurduk...
Tersi olunca sevinirdik... Sevinirdi çocuklarımız...
Bir ömür geçirdim hastanelerde. Kendi çocuklarımdan ayırdığım zamanı başkalarının çocukları daha iyi olsun diye harcadım... Dünyanın her yerindeki hekimler gibi...
Hiç sevmez çocuklar hastaneleri... Düşünsenize...
İğne olmaktan korkan küçücük çocuklara büyük ameliyatlar yapıyorsunuz...
Canları acıyor...
Korkuyorlar... Serum takılmasından... pansuman yapılmasından nefret ediyor karşı koymaya çalışıyorlar.. Bazıları çığlık çığlığa bağırıyor... Bazıları dişini sıkarak ağlıyor...
Onlara hastaneyi sevdirebilmek mümkün değildir ama hiç olmazsa daha çekilebilir bir yer haline getirmeye çalışır tüm sağlık çalışanları...

İşte biz de bugün hocamız Funda Bozkurt’un yönetiminde ”Çocuk Yogası” yaptık servisimizde... Önce kapıdan çekingen baktılar... Bir iki kahraman arkadaşlarını görünce teker teker katıldılar. Geçici olarak idrar torbalarından, serumlarından ayırarak yardımcı olduk biz de...

1 saat boyunca hastane ortamından koptular... Oyunlarla... Taklitlerle... Hareketlerle bambaşka bir dünyaya gittiler...
Bittiğinde hepsinin yüzünde bir mahzunluk vardı... Yakında tekrarlayacağımıza söz verdik.

Onlar mutlu oldular.. Biz mutlu olduk...
Go to top