Yoga yapabilmek için yaşıyor olmamız lazım. Ölüler yoga yapamaz, yogayı yaşayamaz. Yaşamak için önce yaşatmamız lazım, dünya kuru bir çöle dönerse biz de yaşayamayız.

Yeşili korumalıyız, kendimiz için yeşili korumalıyız. Artık her yerde beton var, her yer gri. Çocuklarımız elmaların ağaçta yetiştiğini bilmeden büyüyorlar. Hiç çilek tarlası görmediler. Çam ile akasyayı ayırt edemezler. "Christmas"ta evde süslediğimiz yapay çamları saymazsak... 

En son ne zaman ağaç diktiğimi sordum kendime. Sanırım ortaokuldaydı. Kırsaldaydım, köydeydim o günlerde ve doğayla haşır neşir olmak çok kolaydı. Zaten evler topraktandı. Tek gri okul binasıydı. O grilik de hakkını verirdi, her sene öğrencileri toplar, ağaç dikmeye götürürdü. "Bir dikili ağacın olsun" derler ya, bir dikili ağacım var bir yerlerde. Ama yetmez. Bir ağaç dikmek bizi kurtarmaz. Her gün elinizde olan romanları basmak için kim bilir kaç ağaç kesiliyor. Farkında mıyız? Defterler, kağıt mendiller, kalemler, o çok para verip de aldığınız masif ahşap masanız, kapılarınız, kitaplıklarınız, koltuklarınız, çaldığınız keman, gitar, piyano... Hepsi bir zamanlar nefes alıp veren ağaçlardı. Yeşillerdi. Şimdi değiller. Etrafımıza göz atalım. Sizce bugüne kadar kesip şekillendirip kullandığımız ağaç sayısı kadar ağaç diktik mi? Kütüphanenize bir bakın, hesap edin kaç ağaç yatıyor orada sessizce? Onları geri yerine koyabildik mi diktiğimiz ağaçlarla. İtiraf edeyim ben koyamadım. Hayatın kargaşasında yeşili telafi etmeyi unuttum. Hoşuma giden her kitabı aldım, ama o kitapların nereden geldiğini unuttum. 

Fakat unutmayalım ki, eden ettiğini bulur. Şu an biz onları yok ediyoruz, gün gelecek onlar bizi yok edecek. Keserek mutlu olduğumuz ağaçlar, bir gün nefesimizi kesecek. Biz onları kesip yerlerine bina dikmeye devam edelim. Hava artık temizlenmeyecek kadar kirlendiğinde, yeterli yeşil alan kalmadığında, bizleri o binalar kurtarmayacak. 

Siz bu yazıyı okurken geçen sürede, dünyada 10 hektar orman alanı daha yok edildi. Onları oturduğumuz yerden koruyabildik mi? Yerlerine yenisini diktik mi?

Onları koruyalım, çoğaltalım. Onlar bizim için yaratılan köleler değiller. Onlar bizimle, karşılıklı fayda prensibiyle (mutualist) yaşayan canlı varlıklar. Sırf biz onları anlayamıyoruz diye onların de bizi anlamadığını zannetmemeliyiz. Her ağaç ve çiçek canlı, etrafının da farkında. Sırf sesleri çıkmıyor diye onlara bunca eziyeti çektirmemeliyiz. Onlar için yapamasak da kendimiz için yapmalıyız. Yeşili korumalıyız. Bu dünyada yaşamaya devam etmek istiyorsak başka çaremiz yok. 

Tabii, Mars'a kurulacağı varsayılan kolonide yer alacaksanız dikmenize gerek yok, kalanlar düşünsün. :)

 

Go to top