Görsele bakın, ne kadar basit gözüküyor değil mi? Alt tarafı kendini arkaya doğru atıp, ayaklarını başının arkasında yere değdireceksin. Ama benim için öyle değil işte. İnanın burada kitap olur Halasana kalemimden :)

Neyse; ben yine de kısaca anlatayım. Yogaya başladığım günden beri benim için zor bir asana kendisi. Belimi yerden kaldırmam güç ya da belim onu havaya kaldırmamam için direniyor. Zaten spor ile hiç işi olmayan biri olarak hiçbir zaman esnek bir vücudum olmadı. Sadece yedi sekiz yaşlarımı hatırladığımda düz hatta ters takla atmayı pek sevdiğimi hatırlıyordum o kadar. Bu kadarla kalsa iyi. Bacaklarımı arkaya atmak, yani bir nevi ters dönecekmiş gibi yapmak benim için bir kabus. Kendi kendimi “bana uygun bir asana değil, yapabildiğim kadar” diye telkin etmekten başka çözüm bulamadım uzun süre.

Ama ustam hiç vazgeçmedi. Ne zaman Halasana'ya geçsek, başımda ve bana destekti. Bir gün ustamın dediği gibi, asananın bir adım önüne geçtim ve bu nasıl oldu bilmiyorum ama kendimi geçmişte yaşadığım bir deneyimin içinde buldum…

“Dokuz yaşındaydım. Bir cumartesi günüydü ve babamla birlikte bana spor ayakkabı almaya gidiyorduk. Evin kapısından çıktık, annem kapıdan bizi geçirmeden ve merdivenlerden artık görünmez olana kadar kapıyı kapatıp içeriye girmezdi. Ben önde, babam benim arkamda duruyordu. Annem bizi uğurladı, ben de merdivenin ilk basamağından son bir kere daha el sallamak için arkamı döndüm ve işte tam o sırada oldu ne olduysa. Babamın Servet diye bağırdığını ve elini uzattığını gördüm. Sonra apartmanın merdivenlerinden iki kat aşağıya yuvarlanmıştım işte. Her bir kat on sekiz basamaktı. Biliyorum, çünkü sonradan defalarca saymıştım.

Çocuk işte yuvarlanacak merdiven kalmayınca ağlayarak ayağa kalktım. Herkes başıma toplandı. İyiydim, fiziksel olarak yani. Sadece o günden sonra bir daha hiç takla atmadım. Bir de birkaç ay sonra nefrit oldum ve komşu teyzeler bu olaya bağladılar durumu. Merdivenlerden düşünce böbreklerim sarsılmıştı ve kanama olmuştu işte. Neyse o ayrı bir hikaye, geçti gitti.”

İşte o ders olan buydu. Bu anının her anını yeniden yaşadım. Her halasana yaptığımızda aynı korkuyu yaşadığımı fark ettim. Geriye doğru düşeceğim ve beni tutabilen birisi olmayacak. Gözyaşlarıma hakim olamadım. İçimdeki çocuk onu tutamadığı için babasına kızgın ve öfkeliydi. Oysa ben bu konu ile ilgili birçok çalışma yapmıştım, o kadar çok ağlamıştım ki bittiğini düşünmüştüm. Ama öyle değilmiş. Yaşadığımız deneyimler, hele de küçük yaşlardaysak daha derin izler bırakıyor ruhumuzda. Benim babacığıma bir kızgınlığım ya da küskünlüğüm yok. Ama çocuk Servet’in varmış hala demek ki.

Bitecek biliyorum. Biraz hafife almışım, daha çok üstünde durmam gerekecek o kadar. Şimdi farkındayım artık. Halasana benim için fiziksel olarak yapılamayacak bir asana değil. Halasana benim çocukluk yaram, küçük benin korkuları, güvensizliği, kırılan cesareti; kendi kendime “bir daha takla atmayacağım” diye verdiğim sözün bedeli, gözyaşlarımı akıtacak kadar derinlerde hissettiğim, iyileştirmem gereken bir duygu.

Fark ettiğim için mutluyum. Bundan sonrası daha kolay olacak, çünkü teşhisi koydum :)

İşte yoga böyle bir şey. Eğer onu yapılan değil, olunan bir şey olarak görürseniz sizi asananın önüne geçirecek bir deneyim. Yani farkındalık kazandıran, dönüştürmeniz gerekenleri dönüştürmek için cesaret veren ve sizi iyileştiren bir yaşam biçimi yoga.

Elbette dönüştürmem ve iyileştirmem için beni o anıya götürecek kadar asananın ötesine geçmeyi öğreten ustama sonsuz saygı ve sevgimi sunmadan bitirmeyeceğim. Namaste ustam.

Aşk’la…

 

 

Go to top