Yoga’ya başlamadan hemen önce, belki de zihinsel olarak en çok ürktüğüm şeylerden biri duruşta kalma fikriydi.

Öylece hareketsiz durmak, son derece sıkıcı bir eylem izlenimi yaratıyordu bende. Ne de olsa eylemsizliğin ve gözlemci olmanın tadına hiç varmamıştım. Gölde sağa sola yüzen ördeklerin suyu dalgalandırması gibi, zihindeki düşünceler de dalga dalga bedeni yönlendiriyor, ‘’Kıpırdamadan mum gibi durulmaz öyle’’ diyordu.

Katıldığım ilk seansta aldığım keyif ve yoganın hayatımda edineceği yeri hissetsem de, asana farkındalığının nasıl birşey olduğunu tam olarak anlayamamıştım. Duruşu en güzel şekilde uygulamaya çalışıyordum, halbuki daha güzeli hep vardır. Teknik olarak uygulama tammış gibi görünse de, içsel olanın alana yayılması duruşun sizdeki halini değiştirir.

İlk başlarda; bedeni ve nefesi düzgünleştirme çabasıyla hiç gereği yokken kasılan yüz, göz, göz çevresi, boyun kaslarını farkettim. Ardından; yeterince güçlenmemiş bedenin yorulmasıyla, zihnin ‘’Çıkalım artık duruştan’’ feryatları duyuldu kulağıma. Asana; duruşta kalış, hoş duruş, hoşnut oluş demek değil miydi halbuki? Öyleyse bir bak kendine dışarıdan. Bu sırt bu bacaklar düzelecek, beden her yöne bükülecek, denge zamanla gelişecek. Olduğu kadar uygula, zihinsel sınır koyma ama sınırlarını da zorlama. Çaba düzeyi ahimsa nezaketi içinde olsun. Zihninle, nefes ve bedenine gözlemci olmanın tadını çıkar. Hatta bazen, Öz ben’le hepsine gözlemci olmanın.

En sonunda bil ki daha iyisi hep var. Bunun farkında olarak duruşa gir ve duruşta kal. Öyle bir kal ki; tıpkı zihin kalıplarının kırılması gibi önce yoga minderinin keskin köşeleri silinsin, silikleşsin. Minder alanda dağılsın.

Zihnin, evrenin müziğini dinler gibi kendi nefesini dinlesin.

Bak bedenine, dışarıdan gör ne haldesin? Kabullen, hoş ol, hoşnut ol.

Zaman algın değişsin, An’ın içine dal.

Duruşta kalır gibi yaşa, yaşar gibi duruşta kal.

Go to top