Minimalizim son dönemin popüler akımlarından biri olmaya, üstüne yazılar, kitaplar yazılmaya, yaşamın içinde uygulanmaya ya da daha doğru bir deyişle, uygulanmaya çalışılmaya başlandı.

Okumayı seven bir yazar olarak, sık sık kitapçılara giderim; sosyal medyadan da yeni yayımlanan kitapları takip ederim. Dikkatimi çeken, son dönemlerde farklı ülkelerin sade yaşam tarzlarına yönelik kitapların basılması ve bunların da çok satanlar listelerine girmesi.

Belki, bu satış oranlarının yüksekliğinin nedeni, renkli ciltleri, içeriğinde yine renkli resimlerin yer alması ya da kolay anlatım biçimleri olabilir ancak yine de birilerinin evine giriyor. Eğer ki girdikleri evlerde sosyal medyadaki paylaşımlar kadar okunuyor ve hatta yaşamların içine uyarlanıyorlarsa, ne mutlu bize.

Çünkü biz yoga yapmaya başladığımızda, ilk etkileri arasında sadeleşme önemli bir yer kaplıyor. Giysilerimiz, yediklerimiz içtiklerimiz, evimiz, arkadaş çevremiz, işimiz, kısacası hayatımız sadeleşiyor.

Çokluğun; fazlalık, yer kaplayıcı, gürültü, zaman kaybettirici, israf, zarar olduğunu keşfediyoruz. O nedenledir ki, dolaplara göz atıyoruz önce. Benim giysi dolabımda etiketi üstünde pek çok giysi bulunurdu örneğin. Hadi adını da koyalım: ben bir alış veriş bağımlısıydım.

Baktım iş çığırından çıkıyor, kendimle bir anlaşma yaptım, dedim ki “1 yıl boyunca yeni hiçbir giysi almayacağım.” Anlaşmama uydum. Almadım. Ne oldu biliyor musunuz? Var olanları tepe tepe kullandım. Artık ihtiyacım olmadığı halde tuttuklarımı verdim.

O yılın sonunda da bağımlılığımdan sıyrılarak, sadece ihtiyacım olanı almaya niyet ettim. Aynı mantığı, yaşamımdaki tüm noktalara uyguladım. Fark ettim ki; az olan çokmuş ve huzur verirmiş. Sadeleştikçe, yaşam daha güzelleşirmiş. Gerçek, o sadelikte gizliymiş ve bu da çok güzelmiş.

Dün İngiltere Kraliyet Ailesi’nin üyelerinden ve veliahtlarından Prens Henry (merhum Lady Diana’nın küçük oğlu) evlendi. Dünyanın en tanınmış ve zengin ailelerinden birinin gelini, son derece zarif ve sade bir gelinlik tercih etmiş. Düşünün, elinde o kadar olanak olmasına ve tüm gözlerin üstünde olacağını bilmesine rağmen.

Sonuçta, her genç kızın rüyası bir gün bir prensle evlenmek ve prenses olmaktır değil mi? Ve gerçekleşen bu rüyaya rağmen sadelik ön plandaydı. O kadar zarifti ki, güzelliğine güzellik katmıştı gelinin.

Damadın ağabeyinin karısı Prenses Kate de düğündeydi ve ne giydi dersiniz? Daha önce defalarca giydiği bir kıyafeti. Yine aynı şekilde, elinde onca imkâna, kameralara rağmen daha önce giydiği bir kıyafeti tercih ediyor.

Bir giydiğini bir daha giymeyen, giysileri için binlerce dolar harcayan bir kesim olduğunu hepimiz biliyoruz. Üstelik onlara da özeniyoruz. Ayakkabılar, çantalar, arabalar, saatler vs. renk renk, desen desen, model model.

Bilimsel olarak açıklanmış oysa; çok olan mutluluk getirmiyor, tatminsizlik duygusu yaratıyor.

Belki de o nedenle, artık minimalizme yönelimler artıyor. Nefsimiz ısrarla daha çok, daha çok diye bağırırken, ruhumuz azal diye fısıldıyor ve biz de bu fısıltıyı duymaya başlıyoruz.

Kim bilir?

 

 

Go to top