Yogada birçok poz, bir başka pozla dengelenir. Bu dengeleyici pozlar, arka arkaya yapılır. Örneğin öne doğru eğilme içeren bir pozun ardından arkaya doğru eğilme içeren bir poza gireriz. Özellikle uzun kaldığımız pozlarda buna daha çok ihtiyaç duyarız ve yapmadığımızda yoga dersinden dinlenmiş ve rahatlamış olarak değil, tam tersine bölgesel ağrılar ve rahatsız bir bedenle çıkarız. 

Her birimiz hem bedensel hem de psikolojik olarak bazı pozlara daha yatkınızdır. Bazı pozlarda kendimizi diğer pozlardan daha rahat hissederiz ve o pozları daha çok severiz. Özellikle evde kendi yoga pratiğimi yaptığım dönemlerde, hep daha rahat hissettiğim pozlara meylettiğimi fark ederim ve kendime gülerim. Rahat hissetmekten kastım fiziksel olarak rahat veya kolay olan pozları seçmek değil her zaman. Kimilerine daha güç odaklı veya kendini zorladığı pozlar daha 'rahat' hissettirir. Yoga yapanlar zamanla yoga matında aslında hayatta nasıllarsa öyle olduklarını fark ederler. Hayatta kendini zorlamaya alışmış biri, pozlarda da zorlar. Hayatta 'panda'lığı sevenler, sınırlarının çok daha gerisinde kalarak rahat ederler. 

Yogadaki dengeleyici pozların hayatın içinde de karşılıkları vardır. Hayatta da çoğu zaman kendimizi içinde rahat hissedeceğimiz pozlara sokarız. Hatta durumlar uygun değilse, zamanla durumları da kendimizi içlerinde bu poza sokabileceğimiz hallere dönüştürürüz. Ve bazen bu pozların içerisinde o kadar uzun süre kalırız ve dengelemeyi unuturuz ki, o içinde rahat hissettiğimiz poz bize zamanla birtakım rahatsızlıklar ve sorunlar oluşturmaya başlar. 

Bazen, içimizden gelmese ve keyfimizi kaçırsa da 'konfor alanımız' gibi görünen o alışkanlıklardan çıkıp kendimizi başta bize rahatsızlık verecek dengeleyici pozlara sokmamız gerekir. Çünkü bu dengelemeyi yapmazsak, zamanla hayatımızın omurgasında yere 'hafif ama sağlam' adımlarla basarak yaşamamızı zorlaştıracak kalıcı hasarlar, eğilmeler / bükülmeler / dengesizlikler oluşmaya başlar. 

Sebebi her ne olursa olsun sürekli öne doğru eğilmeye meylediyor ve sürekli başkalarının gönlünü hoş tutmak için sırtınızı zorluyorsanız, biraz da göğsünüzü öne ve yukarı doğru uzatıp hafifçe geriye çekilip kalmayı deneyin durumlar içinde. Veya tam tersi çeneniz ve burnunuz hep yukarı yöne bakıyorsa, azıcık çenenizi serbest bırakıp kafanızın kalbinize doğru eğilmesine izin verin. Sakinleşir ve içe dönersiniz. Belki boynunuz da rahatlar. 

Avuçlarınız sürekli bir şeyleri sıkı sıkı tutmak için kapalıysa, ellerinizi serbest bırakın ve avuç içleriniz ve parmaklarınız özgür kalsın. Belki sıkı sıkı tutmayınca veya tutunmayınca, daha özgür hissettiğinizi fark edersiniz.

Durumlara, şeylere hep aynı yönden bakıyorsanız, biraz da diğer yöne doğru eğilin hafifçe. Belinizdeki uzama ve gevşeme ve değişen bakış açınız size olayların bir de diğer taraftan nasıl göründüğünü fark etme esnekliğini getirir zamanla... Her iki açıdan da bakabildiğinizde, belki fikirleriniz de esnemeye başlar. 

Nazmi Hocam her ders sonrasında Savasanadan önce bir kas-gevşet pratiği yaptırır. Bedenimizi ayak uçlarından kafamızın tepesine kadar adım adım kasar ve gevşetir; en sonunda tüm gücümüzle tüm bedenimizi kasıp bir anda zemine bırakırız. 'Gevşemeyi bilmek için, kasılmayı bilmek gerekir'. İşimize veya kolayımıza geldiği veya rahatsızlıktan korktuğumuz için hep içinde 'iyi' hissettiğimiz durumlarda / duygularda / pozlarda kalmak uzun vadede omurgamız ve ruhumuz için aslında o kadar da iyi bir şey değildir. 

 

 

 

Go to top