Yoga, imdadıma kendimi yaşamaya dair amaçsız hissettiğim ve bu hayatta kendim için ne yaptığımı sorguladığım bir anda yetişti.

İmdadıma yetişti diyorum; çünkü o zamanlar neyi niçin yaptığım, kim olduğum, neden burada olduğum konusunda hiçbir farkındalığa sahip değildim. Ormanda yolunu kaybetmiş, ardı ardına sıralanmış ağaçların aralarındaki zigzaglı boşlukları yol zanneden bir çocuk gibi, bilinçsizce ve tamamen dış etkenler tarafından yönlendiriliyordum. Çevremdeki insanlar, ormandaki ağaçlar gibiydi benim için; söyledikleri ve yönlendirmeleri ise ağaçlar arasındaki boşluklar. Onlar olmadan yolumu bulamayacağımı düşünüyordum. Gerçek yolun o olmadığını öğrenmem ise uzun sürmedi. Yogaya başladım ve sonrası benim için mucize gibi gelişti.

Yumuşak başlangıç derslerinin ardından, nefret ettiğim bir asana grubu girdi hayatıma. Savaşçı pozları… O zamanlar kimle veya neyle savaştığımı bilmiyordum fakat kendimi ne bir savaşçı gibi hissediyordum ne de bu asanaları yaparken dengede durabiliyordum. Üstelik pozu tamamladığımızda 3 saniyeden fazla pozda durmaya tahammülüm yoktu. Aksi gibi (!) ustam da neredeyse her ders savaşçı pozları yaptırıyordu.

Araya zaman girdi, aylardan sonra ustamla aynı sınıfta tekrar bir karşılaşmamızda, yoga pratiğimizi yaparken sıra savaşçılara gelmişti. Aradan zaman geçmişti ama ben eski deneyimlerimden yola çıkarak, savaşçı pozlarını yapamadığımı kodlamıştım hafızama.

‘Yana doğru büyük bir adım al’

-Eyvah! işte savaşçı pozları geliyor yine-

‘Arka ayağını çevir’

‘Dizini kır ve alçal’

İşte o an hiç beklemediğim bir şey oldu. Hiç bu kadar kolay olmamıştı... Bu sefer değil 3 saniye, olması gerekenden 5 dakika daha fazla durabilirdim sanki. Kendimi hiç bu kadar güçlü ve farkında hissedeceğimi düşünmemiştim. İşte o gün farkına vardım ki, asanalar sadece vücut hareketleri değil. Çünkü aradan geçen zamanda ben hayatta birçok zorlukla karşı karşıya gelmiş ve bunlara karşı kendimi savunma becerisi edinmeye çalışmıştım. Karşılaştığım zorluklar dışardan bana karşı dünyanın sunduğu kötülükler değildi. Kendi zihnimdeki zorluklarla ve farkındalık yoksunluğuyla savaşmıştım ben aslında. Savaşçı asanalarının pratiği aynı zamanda benim hayattaki duruşumun pratikleriydi. Önceleri, karşılaştığım zorluklara karşı duramıyordum ki savaşçı pozlarında dengede durabileyim…

Asananın adının ‘savaşçı’ olması, yoga için düşünüldüğünde anlamsız veya kafa karıştırıcı gelebilir. Yoga hep barışçıl değil miydi? Savaşçı diyoruz oysa Osho “Barış için savaşmaktan bahseden biri, gerçekten barış isteseydi savaşmaktan söz etmezdi” demişti.

Elbette öyle. Ve burada bahsedilen savaşçı da, savaştığı da kendimiziz. Tıpkı Bhagavad Gita’da Arjuna’nın, kendi içindeki düşmanları öldürmesi istendiğinden bahsedildiği gibi. Kendi içimizdeki düşmanlarla savaşmak için savaşçıyız: zihinle, egoyla, tutkuyla…

Bu deneyimle, yapabildiğimiz veya yapamadığımızı sandığımız her asananın, aslında bizim hayattaki duruşumuzu ne kadar iyi yansıttığını ve geliştirdiğini aklımdan çıkarmamam gerektiğini anladım. Artık savaşçı pozları en sevdiğim asanalardan, çünkü biliyorum ki ihtiyacım olan ve beni geliştirecek olan tam da bu.

Her asananın kendine has özelliklerini ve öğretilerini fark edip keşfedebilmemiz dileğiyle…

Namaste

Go to top