Büyüdükçe eskiyen bedenimize sinsice sızan ağrıları büyümenin getirisi kabul ediyoruz. Ağrıları kendimizi ihmal ettiğimiz için kendimizin davet ettiğimizin farkında değiliz.

Ve ağrılar sadece bedenimizi ele geçirmiyor, zihnimiz ağrılara öyle bir takılıyor ki başka bir şey düşünemez oluyor. Sanki bu kaçınılmaz olarak varılacak yer, kaderimizmiş gibi davranıyoruz ki bence en fenası da bu kabullenme ve vazgeçme hali. Her geçen gün bir önceki günü aratır hale geldiğinde korkmaya başlıyor ve hayattan elini ayağını çekiyorsun. İster istemez şöyle düşünüyorsun, hiç bir şey yapmaz kendimi yormazsam belki bu ağrılar geçer. Kısır döngü böyle başlıyor, sen dururken de ağrılar artarak devam ediyor, sen buna inanamıyorsun. En çok kendi kendimizle kötü ilişkiler kuruyor kendi sıkıntılarımızı önemsemiyoruz, neye ihtiyacımız olduğunu anlamamakta ısrarcıyız, kendi ihtiyaçlarımızı anlayamazken başkalarını anlamamız hiç mümkün değil ve sanırım en çok kendimizi kaybediyoruz.

Biz olduğumuz yerde kendimizi anlamaya çalışmadan dururken zaman bizi umursamadan geçip gidiyor. Çoğu zaman kendimi sırıkla uzun atlayan atlet gibi hissediyorum, atlet çıtanın üzerinden, ben yılların üzerinden atlıyorum, bir yıldan diğerini ne kadar çabuk atlayabildiğime bakıyorum. Atladığım yeni senenin bana iyi gelmesini her şeyin güzelleşmesini bekliyorum, beklemenin insanı yavaşça tükettiğini fark etmiyorum. Aslında kendini kaybettiğin hayatın içinde ağrılar kendine gelmen için bir uyarı, ama tabi ki bunu fark etmeyi başarırsan. Kendini kopmaz iplerle bu dünyaya bağladığın yanılgısı içindesin içinde görünür olduğun beden bu dünyanın toprağının malı ve sen onu bırakıp gidinceye kadar ona iyi bakmak zorundasın. Sonsuz olan parçamızın ruhumuz olduğunu nedense bir türlü anlamak istemiyoruz.

Kiracı olduğumuz eve gösterdiğimiz özeni, kiracı olduğumuz bedene göstermeyince kapımıza dayanan ağrıları içeriye buyur ediyor, başa gelen çekiliyor diye kendimizi avutuyoruz. Zamana ve senden götürdüklerine kızarken, bundaki payını göz ardı etmek işine geliyor. Uyanmak için bir alarma ihtiyacın olmamalı sen kendini görmeli ve önemsemelisin yoksa bıkkın bir hayatın içinde kaybolup gitmeye devam edeceksin. Kendi bütünlüğünün görünür parçası olan bedenin hayatın telaşlı akışı içinde sağlığından uzaklaştıkça, ruhunu ve zihnini de beraberinde sürüklemekte.

Büyümeye devam ederken her zaman ilk başlardaki kadar sağlıklı kalacağını düşünmek yanılgısına düştüğün için kendini görmezden geliyorsun. Ağrılar koyu bir karanlık gibi üzerini örtmeye başladığında bu karanlıktan çıkmak için içeriye sızacak ışığa ihtiyaç duyuyorsun. Işık senin kendini fark etmenin belirtisidir, iyileşmeye çalışmak senin seçimindir. Benin karanlığıma sızan ışık yoganın ışığıydı, ben pervane gibi ışığın peşine düştüm. Her karanlığın bir sonu olduğunu, disiplin ve sabırla her şeyi değiştirmeye gücümün yeteceğini önce kendime kanıtladım, insan en zor kendini ikna edebiliyor, derdim kendimleydi ben önce kendi kafamdaki olumsuz düşünceleri temizledim. Çok geç olmadığını düşündüğüm zamanda hayatın bana verilen bir hediye olduğunu ve onu korumak için elimden gelenin en iyisini yapmam gerektiğinin farkına vardım. Amaç bütünlüğümü korumak ve ben onu bırakıp gidene kadar bedenime iyi bakmak, keyifle yaşayabilmek istiyorum. Karanlıktan sızan ışığın peşine takılıp kendimi iyileştirebildiğim, hayatın bana verdiklerini kucaklayabilmekte geç kalmadığım uyarıları görmeyi başarabildiğim için mutluyum bu mutluluk hali bulaşıcı bende etrafımdakilere bulaştırıyorum. Ufaktan ağrılı sinyaller almaya başladıysanız eğer, kendinizi görün, durun ne anlatmaya çalışıyor dinleyin kendinizi iyileştirmenin bir yolunu bulun.

Sevgide kalın, sağlığınız her daim yoldaşınız olsun.
Namaste.

Go to top