Doğduğum gün başlayan yolculuğumun son yedi senesinin yaklaşık dört senesini neredeyse eğitimden eğitime koşarak geçirdim.

O günlerin piyasasında olan kişisel gelişim ve spiritüel çalışmalar konularında pek çok eğitim aldım. “O zamanlar yoga hayatının neresindeydi?” derseniz, hep vardı ama haftada maksimum iki kez yapmaya çalıştığım, lakin pek de bana uygun olmadığını düşündüğüm bir alandı. Fiziksel olarak beni yoracak bir aktivite pek bana uygun değildi. Çocukluğumdan beri yorulmayı sevmezdim çünkü. Okumak, araştırmak, bedensel bir çaba harcamadan bir şeyler yapmak daha keyifli geliyordu doğrusu. Yaşamımın hiçbir döneminde de kilo ile ilgili çokça bir sorun yaşamadığımdan olsa gerek, fiziksel aktivite içeren şeylerden hep uzak durmayı seçtim. Yoga derslerinde de kaytaran, “yapabildiğin kadar” felsefesinin arkasına saklanan, arada yoga ders saatlerine başka çalışmalar denk getirip yogadan kaçan yaramaz bir öğrenciydim ben.

Ta ki üç yıl öncesine kadar…

Üç yıl önce kendi kişisel gelişim çalışmalarımı ve pek çok kıymetli eğitmenle birlikte yürüttüğüm yoga ve aklınıza gelebilecek diğer eğitimleri gerçekleştirdiğim merkezimi yaz başı kapattım. Yaz ayları bittiğinde hayatımda aslında çok da hevesli olmadığım yoganın boşluğunu hisseder oldum ve bir dostun vesile olması ile ustamın kapısına vardı yolum. O gün hayatımda yeni bir dönemin başladığını bilmiyordum elbette, bana daha uygun olduğunu düşündüğüm ve sıkılmadan yapabileyim diye sadece haftada bir gün derslere gitmeye karar verdim.

Ne kadar sürdü bu kararlılığım bilmiyorum. Çok kısa bir süre sonraydı ve ben haftada iki gün derslere gider buldum kendimi. Ne bir teklif ne bir baskı, kendi kendime verdim bu kararı ve sanki çok doğal bir şeymiş gibi karşıladım, hiç şaşırmamıştım kendime 😊 Aradan geçen zamanlarda bir de baktım ki neredeyse haftanın dört günü ustamın kapısındayım ve yoganın felsefesini, bedenimiz üzerinde nasıl işlediğini, bedenimizin ve beden farkındalığımızın ruhsal gelişimimiz üzerinde ne kadar önemli ve tesirli olduğunu dinlemeye doyamıyorum…

Her geçen gün biraz daha içine düştüm yoga deryasının. İlk önce asanaların buzdağının üstte kalan kısmı gibi yoganın sadece yüzde on beşi olduğunu ve kalan yüzde seksen beşlik kısmın buz dağının suyun altındaki kısmı gibi, yoganın asanalardan geriye kalanı olduğunu öğrendim. Merakım her geçen gün arttı. Yoga asanaları bizim bir pozisyonda uzun süre oturma yeteneğimizi geliştirerek, bizi meditasyona hazırlıyordu. “Hazırlıyordu” diyorum çünkü meditasyonun da yapılan değil ol’an yani kendiliğinden gerçekleşen bir hal ve Yoga’nın 4 Yolu’ndan biri olan Raja Yoga’nın sekiz basamağından yedincisi yani Dhyana olduğunu bu süreçte öğrendim.

Sonra “yapabildiğin kadar” felsefesinin gerçek anlamını keşfettim. Evet yapabildiğin kadar ama potansiyelin ne kadar? Potansiyelimi keşfettikçe yapabildiğim kısmın giderek genişlediğini görmenin tarifsiz mutluluğunu yaşamaya başladım. Artık dersler benim için performans harcamayı ve yorgunluğu ifade etmiyor; kendimi, bedenimi, sınırlarımı ve potansiyelimi tanıdığım bir keşif yolculuğuna dönüşüyordu. Görüyordum ki, “bedenim gevşerken zihnimde gevşiyor ve düşünceler akıp gidiyor”.

Tüm bunlar bana disiplinli ve istikrarlı olduğumda yapamayacağım hiçbir şey olmadığını gösterdi. Artık yolculuğum yeni bir hal almıştı. Kendiliğinden gelişiveren bir oluştu bu, elbette ustamın bana verdiği emek sayesinde…

Geçmişte öğrendiğim her şey için müteşekkirim, çünkü her biri beni bu yeni duruma hazırlamak için olmuş sanki. Tüm bilgilerim, eğitimlerim çok daha kıymetli bir hale geldi ve daha anlamlı oldu benim için.

Şimdi ise yoganın içinde daha ileriye daha derine giden bir yoldayım. Bunu da zamanı geldiğinde sizlerle paylaşırım elbette ama bu yeni durum da başladığı ana kadar hiç aklımda olmayan bir şeydi. Beklentisiz olmayı öğrendiğim yoga yolunda, başka ne deneyimler yaşayacağım hiçbir fikrim yok. Tek bildiğim her olan hayret edilecek kadar güzel ve ben her gün kendi keşif yolculuğumda güzellikleri gözden kaçırmamayı öğreniyorum. Hal böyle iken de diğer her şey, daha kolay çözülebilir, kabul edilebilir ve dönüştürülebilir oluyor.

Aşk olsun…

Go to top