Bu yaz minik Cansu ile bolca zaman geçirdik. Kendisi henüz 2 yaşında (şimdi büyüdü 2.5 yaşına ulaştı).

Nereden öğrendi bilmiyorum ama ne zaman bir araya gelsek, hemen yoga matını alıyor, yere seriyor ve başlıyor aşağı bakan köpeğe ve hemen ardından kobra duruşuna geçiyor.

O yaparken de benim de aynı hareketlerle kendisine eşlik etmemi istiyor ve biz böylece paslaşarak bir aşağı bakan köpeğe bir kobraya dönüşüp duruyoruz.

Bazen sadece benim yoga hareketlerini yapmamı istiyor, o zaman da değişik hareketler yapıyorum ki, o da öğrensin.

Yaz böyle geçip gittikten sonra kışlıklara dönüşümüzde de yine görüşmeye devam ediyoruz elbette.

Bazen annesiyle youtube kanalıma videolar çekiyoruz, bazen de sadece çay ya da kahve bahanesiyle sohbet ediyor, hasret gideriyoruz.

Video çekimlerine gittiysem, elbette yoga oyunumuz devam ettiği için rahatım çünkü kıyafetim ona göre, zaten sorun olmuyor hareketleri yapmam ama sadece çaya gittiysem, o biraz sıkıntı işte…

Geçenlerde sadece çay içmeye gittim ve bu durumda özen gösterip biraz şık giyinmeye çalıştım. Fakat Cansu’nun kıyafet filan umurunda değil, beni yakaladıysa hiç affetmiyor ve hooop açıyor matı.

Bu sefer dedim ki “kızım ben bu kıyafetle nasıl yoga yapayım? Evden çıkmışım çaya diye.”

Aramızda kalsın bazen o kurumsal hayattaki şık giyimli hallerimi özlüyorum, hani etek ceket takımlar, topuklu ayakkabılar, fularlar filan.

Uzun süre eşofman gibi spor kıyafetlerle dolaşınca, insan bir değişiklik istiyor. Ben de yoga sonrası sadeleşme dönemine girince, e bir de kurumsal hayattan çıkınca dolabımı bir hayli boşaltmışım, ciddi iş kıyafetlerinin yerini eşofman takımlar, markaların yerini de “ne bulursam” lar almış.

Neyse ki araya kitaplar girmiş, imza günleri söyleşiler derken, dolabımı yeniden ama abartmadan düzenleme fırsatım olmuş, onu da sevdiklerime giderken değerlendireyim ama değil mi?

Yani sonuç olarak, üzerimde kumaş bir pantolon (neyse ki pantolon), üstümde de ona uygun bir şeylerle Cansu’ya yakalandım. Onun masum gözleri pırıl pırıl, eliyle matı işaret ediyor ki ben başlayayım, ardından o da beni takip etsin.

Onu kıracak değilim, bu “saf” davete icabet etmek ve bahanelerden kurtulmak gerek diyerek “hadi bakalım”  aşağı bakan köpeğe geçtim tabii, o da peşimden.

Her yerde yoga karşıma çıkıyor ve her yerde ve her koşulda yapılabiliyor aslında.

Bahaneler bizim zihnimizde sadece. “Onu yapamam, şimdi gidemem, işlerim var, o da olur mu canım” lar hep bariyer oluyor ve bizi yoganın mucizelerinden alıkoyuyor.

Bence şimdi siz bir düşünün; “benim bahanem ne?” diye ve yıkın o duvarları. En yakın yoga stüdyosuna gidin, bulunduğunuz şehirde stüdyo yoksa youtube kanalları var, cep telefonunuza indirebileceğiniz uygulamalar var, harika kitaplar basıldı yogayı anlatan.

Ulaşmak istenirse, yoga yanı başınızda yani. Siz sadece isteyin, karar verin yeter.

Go to top