İlk gençlik yıllarımda uzun boyum yüzünden dalga geçenlere üzülmekten ve bu yüzden gizli gizli ağlamaktan bezmiş, bir süre sonra alayları umursamamaya başlamayı öğrendiğimde hedef olmaktan çıkmıştım.

Gerçi itiraf etmek gerekirse, Cin Ali’nin karısı ve Safinaz arası bir yerdeydim. Uzun boy, zayıf bir beden, nereye koyacağımı bilemediğim kollar, bacaklar, kendi bacaklarına takılıp düşen sakar bir kızdım. Uzun boyumu gizlemek, arkadaşlarımın ayarına gelebilmek için kambur durmaya alışmıştım. Uzun boylu olmanın beni hedef haline getirdiğine inanıyordum, eğrilen bir ağaç gibi bükülmüştü bedenim ve annem sürekli “niye iki büklüm dolaşıyorsun kızım, düzelt kendini, öyle kalacaksın” diye uyarırdı. Anlayacağınız uzun boy başımın derdiydi. 

Üniversite yıllarımda aslında uzun boylu olmanın o kadar kötü bir şey olmadığını, aslında uzun boylu olmanın bir lanet olmadığının farkına vardım. Artık dik durmak için çaba harcıyordum, çoğunlukla da unutuyordum. Sanırım sırt ağrılarım ilk o zamanlar başladı. Sonra üç hamilelik, emzirme ve iş yerinde masa başında geçen zamanlarla katlanarak arttı ağrılarım ve sonunda hayatımın bir parçası oldular.  Sürekli çekilen ağrılar insanın hayat kalitesini düşürüp, hayattan zevk almasını engelliyormuş. Her zaman ağrıyan dizlerinden bahsettiği için babaanneme kızarken, çektiği ağrılardan yakınan biri haline gelmiş olmaktan gerçekten nefret ediyordum, bu da benim karmam sanırım diyordum.

Hayat böyle ağrılı geçerken arada çocuklar büyüdü, başka bir yerde yaşamaya karar verdik, işimden istifa ettim, yollara düştük, kendimize sakin bir ülkede yeni bir düzen kurduk. Kendime ayıracak dakika bulamamaktan yakınırken, şimdi sınırsız saatlerim olmuştu. Şaşkındım, bu kadar zamanım olunca kendimi daha çok dinlemeye, geçmeyen ağrıların farkına varmaya ve korkmaya başlamıştım. Ne yapabilirim, nasıl geçebilir bu ağrılar diye düşünürken, yogaya başladım. Ağrılarıma iyi gelebileceğine dair hiç umudum yoktu ama boş vaktim çoktu; üstelikte yeni bir yerde yalnızlıktan sıkılmıştım, insanlarla bir arada olmak cazip geliyordu. Haftada iki gün derse gidiyor, derslerden büyük keyif alıyordum. Her geçen gün yoga hakkında yeni bir bilgi öğreniyordum. Beni en çok hayrete düşüren yoganın bir dizi duruştan (asana) oluştuğunu, doğru nefes almayı bilmediğimi öğrenmek olmuştu. Cahilliğimden utanıyor, iyi bir yoga öğrencisi olmaya çalışıyor, başta eğitmenim olmak üzere, yoga ile birbirimizin hayatlarının içine düştüğümüz muhteşem kadınlarla beraber çalışıyordum. Yeni başladığım günlerde duruşlar ve nefes arasındaki uyumu hep kaçırıyordum, eğitmenim hatırlatmasa nefes almayı unutacaktım. Lakin sabırla devam ediyor, zamanla nefes ve duruşlarımı uyumlamayı ve düzeltmeyi öğreniyordum. İnsanın kendine inanmasının öneminin ne kadar güçlü olduğunun, yoga ile dinlenmenin ve iyileşmenin mümkün olduğunun farkına varıyordum. Her gün yeni bir sabaha biraz daha iyileşmiş ve duruşu düzelmiş bir bedenle, sakin bir zihin ve huzur bulmuş bir ruhla uyanıyordum. Öyle mutluydum ki, yoga hakkında bir fikrim olmadan çıktığım yolda, uzun bir aradan sonra beni görenlerin, kendine ne yaptın sorusuna karşılık, yogaya başladım cevabını mutlulukla veriyordum.

Kendim için attığım en önemli adımdı yoga ve beni tümden değiştirdiğinin birinci elden tanığıyım.  Eğitmen olduğumdan beri her günüm yoga ile dolu, yoga hayatımın en önemli parçası, insanın yapmadığında kendisini eksik hissetmesi ve matının üzerine durana kadar o histen kurtulamaması nasıl acayip bir duygu size anlatmam mümkün değil.  Bunu anlamak için önce başlamanız gerek, kendiniz için bir şey yapmak istiyorsanız yogaya başlamanızı tavsiye ederim, eminim pişman olmazsınız. Haydi, gelin. Çıkın yoga yoluna, tanışın bu yeni dünya ile. Adım adım sağlığa, yenilenmeye, kendinle barışmaya ve şifaya ulaşın.

Tüm güzellikler sizinle olsun, mutlulukla kalın. Namaste.

Go to top