Vata dosa sende de baskınsa enerji zihinde hep daha fazla. Hava ve eter yani boşluk elementinden oluşan Vata’nın ayaklarının yere basması çok zor. Hem beden hem zihin sürekli bir kıpırdanma halinde.

Nerede hızlı hızlı, elini kolunu sallayarak, mimiklerle konuşan birini görürsen anla ki Vata dosa baskın. Yaşla birlikte bedenimdeki kıpırdanma azaldıysa da zihnim kendimi bildim bileli hep hareketlidir. Doğrusunun öyle olduğunu zannediyordum ta ki 2000 yılında meditasyon yapmaya başlayıncaya kadar. Tabi öyle birden durmadı bu hareketlilik. Şu an yapabildiğim sadece zihnimi biraz dizginlemeye çalışmak. Sürekli fikirler uçuşur zihnimde. Yeni bir blog konusu veya yeni bir workshop konusu ya da sürekli yaptığım yemeği farklı şeyler katarak denemek. Bunlar benim doğal halim. Ayaklarım da yere basmıyorsa benimkinin geldiğini anlarım. İşin açıkçası hiç gitmez ama ara sıra kendini daha çok hissettirir. 

Neler mi yapıyorum? 

Yaz sıcağında bile kalın kalın yatak çoraplarıyla dolaşan birilerini görürsen işte orada şüphelenmeye başlayacaksın. Bu kalın çorap hali gün içinde de devam edebiliyor bazen. Hele bazen iyice komikleşirim. Hem kalın çoraplarımı giyerim hem de yorganı katlayıp ayaklarımın arasına sıkıştırırım ki iyice bir ısınayım. Yatarken öyle kolunu, bacağını, ayağını dışarı çıkaranların üstünü iyice bir örtmek geçer içimden.

Ha bu arada yaz dahil ders verirken giymek için yoga çoraplarımı çantamda taşırım. Çantamda taşıdığım yoga çoraplarım epey bir konu olmuştur.

Sıcak, sulu şeyler rahatlatır beni öyle çok fazla kuru yemiş aşırı kuru gıdalar yaramaz bana. Hele soğuk su içmek filan zorlar beni. Yaz sıcaklarında bile çok soğuk su içmemeye çalışırım. Kendime hep bir iş yaratırım; yemeği buzdolabından çıkartıp biraz oda ısısında tutup öyle yemek, meyveyi yemeden önce buzdolabından çıkartmak gibi. Neyse ki yaz sıcaklarıyla birlikte biraz pitta artar rahatlarım ve dondurma yesem bile çok sıkıntı çekmem. 

Salata gibi hafif, içi boş gıdaları ancak yazın yersem rahat ederim. Kışın yemek istersem o da azıcık. Önce sıcak yemekle içimi ısıtırım sonra azıcık ucundan salata. Yediğimde ne mi olur ya hazmedemem ya da ayaklarım iyice yerden kesilir. 

Çok fazla kahve veya çay iyice hareketlendirir zihnimi. Başı kesik tavuk gibi evin içinde dolaşmaya başlarım. Bunun dışında tabi ki uyarıcı tüm içecek ve besinler; tuzlu çerezler, alkol, gazlı içecekler Vata’ya pek yaramaz. Vata’nın zaten hareketli olan zihnini iyice bir çalkalar. 

A bu arada gaz olayını anlatmadım. Kuru fasulye gibi çok büyük bakliyat ve çiğ beslenmek beni şişirir. Olası patlamalara karşı çevre emniyeti açısından pek öyle şeyler yemem. Bilmeden yediğim durumlar da olur. Mesela Amerika’ya eğitim için gittiğim dönemlerde yemeklerde en çok verilen öküz gözü iriliğindeki kırmızı fasülyenin bana pek yaramayacağını daha ilk baştan anlamıştım. Ama tabi ki aşramda bir önceki öğünde yemediğin şeyleri karıştırıp başka şekilde sunduklarını ilk başlarda kavrayamadığım için epey bir sıkıntı çekmiştim. Oda paylaşınca daha zor tabi. Uyumadan evvel uzun uzun yürüdüğümü bilirim. Sadece beni etkilememişti bu muhteşem kırmızı fasülyeler. Hele bir akşam neredeyse bütün eğitim grubu dışarıdaydık. Sonrasında kahkaha patladı tabi. Neler denemedim ki bu gaz olayları için? Deneye yanıla buldum sonunda. Neyse ki artık kimyon, acı biber, karabiber veya tarçın gibi baharatları ekleyerek idare edebiliyorum. Pişirmeden evvel uzun süreler suda bırakmayı söylemedim. Nohut mesela suyunu değiştirerek neredeyse 2-3 gün suda bıraktığım olur. Dedim ya kendime hep bir iş yaratırım diye.

Vata dosanın arttığını hissedersem ara sıra sıcak su yudumlamak iyi gelir bana. Kış aylarında zencefilli su içerim. Mataramdaki patatese benzer şeyler zencefildir aslında. Boğazımı ısıtması için. 

Ayaklarım yere basmadığında uçmaya başlamışsam kök sebzelere saldırırım biraz köklenmeme yardımcı olsun diye. Pancar, havuç ve patates ayaklarımı yere basmama yardımcı olur. 

Sonbaharda havaların serinlemesiyle birlikte hatta serinlemesine de gerek olmadan benimki kendini daha çok hissettirir. Zihnim iyice kıpırdanmaya başlar. Bütün bu yaptıklarımı biraz daha abartmaya başlarım. Sabah evden çıkarken akşam yemeğini buzdolabından çıkartmak gibi. Tabi değil sebze, meyveyi dahi çiğ yemem. Meyve kısmına olabildiğince diyeyim. Tabi hoşaf filan yapacak halim yok. 

Evimdeysem düzenimi olabildiğince korumaya çalışırım. Yaklaşık aynı saatlerde yemek veya uyku gibi. Bazen kendimle dalga geçerim bebek üşüdü veya acıktı diye. 

Aynı anda birkaç şeyi yapmaya çalışırsam zihnim iyice bir çalkalanır. Zihnim hareketliyse ve çalışmam gerekiyorsa kendimi bilgisayarın başında tutmak için yerimden olabildiğince az kalkmaya çalışırım ve aklıma gelen şeyleri o an yapmak yerine önümdeki kağıda not almaya çalışırım.

Çok konuşmak Vata dosayı arttırır. Çok konuştuğumda evde inzivalarla bunu dengelemeye çalışırım.

Bu arada daha komiğini anlatayım birkaç yıl önce hormonal dalgalanmalarla birlikte bedenim birazcık ısınmaya başladı, ‘Oh dedim sonunda! 20 yıl sonra yoganın faydasını artık görmeye başladım,’ diye seviniyordum ki bu ısınmanın menopozla ilgili olduğunu anladım. Pek de uzun sürmedi o ısınmışlık hali. Yine bulup çıkardım kalın çoraplarımı dolaptan. 

Bazen görenler şaşırır: ‘Saçlarını hala boyamıyor musun?’ diye soran olur. Vata dosa baskınsa saçlar çok beyazlamıyor. Saçları erken beyazlatan pitta dosa.     

Önceleri vata dosanın çok baskın olduğu dönemde rüyalarım bile değişirdi. Ne zaman ki rüyada kendimi elimde valiz uçağa veya çalıştığım iş yerinin servisine yetişmeye çalışırken görürsem anlardım benimkinin yükseldiğini. Elimde valiz Beşiktaş meydanında koşarak uçağın peşinden koştuğumu bilirim. E ne yapalım rüya bu? Nerede koşacağım belli olmuyor.  

Bunların dışında uyanınca kahvaltıdan evvel asana yapmak, nefes çalışması ve meditasyon beni rahatlatır. 

Belki şu an yok artık diye düşünüyor olabilirsin ama gerçekleri yazdım. Vata dosayı dengelersem hem zihnim sakinleşir hem de yaratıcılığımı daha rahat kullanabilirim. 

İşte bu da benim hikâyem. 

SİTEDE ARA

Go to top