“O şehirle bağını koparman gerek, kocana aşık olduğun, bebeğinin doğduğu, ilk evini kurduğun şehirle. Yoksa burda yeni bir yaşam yok senin için, girdiğin her sokakta, attığın her adımda o şehir seni takipte.” Ağlamaya başladı, sarıldık. 

Kristal Çakra Dengeleme seansı yeni bitmişti ve ellerim vücudunun üzerindeki çakralarına yerleştirdiğim kristallerin üzerinde kor gibi ısınarak gezinirken, ve benim ve onun ruh yardımcılarımızdan bizi kutsamalarını, iyileştirmelerini, sevmelerini, yenilemelerini isterken içime doğan dört kelime seans biter bitmez ağzımdan dökülüverdi: “o şehirle bağını kopar”.

Annenin karnından çıkarken kopardığın gibi. Sudan çıkıp havaya, bilinmeyene uzandığın, beslenip beslenmeyeceğini, herşeyin iyi olup olmayacağını bilmeden ötesine atladığın o ilk eşik gibi. Daha korkunun ne demek olduğunu bilmeden seni birinin tutacağına güvenmen, ve evrenin hep ama hep senin güzel kokulu annen olacağını, seni bağrına basacağını içgüdünle bilmen gibi. 

Olanı, olmuş olanı kutsamak. Teşekkür etmek öğrettikleri, yaşattıkları için, bugüne katkıları için. Olmuş olana çiçekler sunmak, onun önünde eğilmek, onu ışıkla yıkamak. Ona güzellikler, mutluluklar, sevgiler dilemek, ”Sana teşekkür ediyorum, seni kutsuyorum, seni serbest bırakıyorum” demek. İnsan, mekan, olay, şehir, duygu ayırt etmeden. Gitmesi gerekene bay bay, gelmesi gerekene merhaba demek.

İçimizdeki mutsuzluk hikayelerinin binbir çeşitlemesi var: Ah keşke orda olsaydım burda değil. Sen keşke böyle olmasaydın. Ben keşke böyle olmasaydım. Keşke böyle olmasaydı herşey. Sen kafamdaki idealden farklısın. Bu şehire, bu işe, bu ilişkiye istediğim zamanda, istediğim koşullarda gelmedim. İstediğim ideal halimde veya yerde değilim. Ailem, geçmişim, iş hayatım, finansal durumum hiç istediğim gibi değil. Sorun ben değilim, çevremdekiler ve koşullarım. Sorun benim, hiçbir zaman istediğim ideallere ulaşamıyorum. Şu promosyonu, şu kıyafeti, şu eşyayı alırsam, şu kiloya gelirsem, şu okulu bitirip şu mastırı yaparsam, şöyle biriyle olursam, şu zamanda hamile kalırsam, şöyle bir çocuğum olursa, şu mahallede ev alırsam çok mutlu olabilirim.

Gözlerini kapat. Sen sonsuzluksun. Sen içinde dile getirilemez mutluluklar, sevgiler, yolculuklar barındıran bir ışıksın. Diğer herşey bir yanılgı. Diğer herşey geride bırakman gereken, seni sadece bugüne, bu anın büyüsüne getirmiş olan bir şehir. Sokaklarında gez bu şehrin; içinden, yüreğinden teşekkür çiçekleri serp her noktasına. Sana öğrettikleri için teşekkür et. Seni sen yaptığı için. Ve sonra senin göbeğinden şehrin göbeğine uzanan kordonun düğümünü yavaşça çöz. Bağların koptuğu yerde evrenin kıymetli yavrususun artık sen. Herşey olması gerektiği gibi. Herşey sadece ışık ve sevgi.

Sevgi ve ışıkla,

SİTEDE ARA

Go to top