Bu yazı , poliklinikte sıra beklememek için acile gittiğinde; sağlık çalışanlarının o anda daha önemli bir işleri olabileceğini, aç, susuz, üzgün, yorgun ve uykusuz olabileceklerini, çalışma şartlarının çok ağır ve onların da insan olduklarını anlayamayan...

Hastanelerde karşılaştıkları her olumsuzlukta öfkesini, bozuk sağlık sisteminin sorumlularına değil de, bu bozuk sistemin acısını en çok çeken sağlık çalışanlarına yöneltenler için yazılmıştır... Eğer hastanede bir saat kaldığında 3 gün kendine gelemeyenlerdenseniz.

”Allah sağlık çalışanlarının yardımcısı olsun, o koşullarda bir ömür geçiriyorlar” diye dua edenlerdenseniz, yazının devamı size ağır gelebilir okuyup moralinizi bozmayın...

Bir ay önce burada ” BUNA RAZI MISINIZ? ” başlığıyla şunları yazmıştım;

*****

”Siz hiç, genç bir anne ve babaya;

”Yolun sonuna geldik .. Artık elimizden birşey gelmiyor” demek zorunda kaldınız mı ?

Gözbebeklerinin .. 4 yaşındaki biricik oğullarının yaşaması için onları dünyanın en zor sorusuyla karşı karşıya bıraktınız mı?

Ben bıraktım..

Bugün bir kez daha, bir anne babayı bıraktım..

Daha önce 3 kez ameliyat ettiğimiz ve tümörü 3 kez nükseden, radyoterapi ve kemoterapide maksimum doza ulaşıldığı için daha fazla devam edilemeyen ve artık ”Pelvik eksenterasyon” dışında çare kalmadığına karar verilen çocuğun anne ve babasına odamda o zor soruyu sordum.

Çocuğunuzun hayatını ”belki bir kaç yıl” uzatabilecek tek çare, tümörle beraber, mesane, kalınbarsak ve tüm çevre organların çıkarılması.. Sonrasında yaşadığı süre içinde kakasını ve idrarını karnında açılacak deliklerden yapması..

Buna razı mısınız?

Baba sadece dudaklarını ısırarak boşluğa bakıyor bir kelime etmeden.

Anne söylediklerimin hiç bir kelimesini kaçırmamak için bütün dikkatiyle beni dinliyor.. iç çekmiyor.. hıçkırmıyo .. yanaklarından sessizce süzülen yaşlar oturduğu koltuğa akıyor deli gibi.

Bir yandan da kafasını iki yana sallayarak zor duyulan bir sesle ”birkaç yıl mı? istemiyorum.. istemiyorum” diye fısıldıyor.

Ben oğlumun öyle yaşayarak acı çekmesini istemem.. ben onu böyle görmeye dayanamam” diyor aslında.

Acı sessizliği bozmak için bişeyler söylemek istiyorum..

Aklıma o anda söylenebilecek mantıklı hiçbirşey gelmiyor.

Söyleyeceğim gereksiz bir şeyin onları çok zor verdikleri kararlarından döndürmesinden korkuyorum.

Uzun süre birşey söylemeden karşılıklı oturuyoruz...

Sonra... Başka söyleyecek birşeyim yok der gibi kollarımı iki yana açıyorum..

Sessizce kalkıyorlar. Anne ayakta zor duruyor.. Kocası destek oluyor..

Göz yaşları odamın parkelerine akmaya devam ediyor..

Sessizce çıkıp gidiyorlar... acının bütün ağırlığını üzerime bırakarak..

Hekimliğin hiç bir zaman alışılamayacak bu en büyük ağırlığı altında nefesim daralıyor..

O sırada telefon çalıyor. Asistanım yarınki ameliyat listesini söylüyor.

Gözlerim koltukta göl olmuş göz yaşı izine dalmış... onu dinlemiyorum bile..”

*******

Bunu yayınladıktan sonra bir çok dostumdan böyle üzücü şeyler anlatmamam konusunda uyarılar aldım.

Ama ben hikaye uydurmuyorum ki.. olanları aynen aktarıyorum.

Ve insanlarımız bizim ne şartlarda hekimlik yapmaya çalıştığımızı anlayana kadar da yazmaya devam etme niyetindeyim..

*******

Dün polikliniğe yine geldiler.

İlerleyen tümör nedeniyle kaka yapamaz durumda artık Ö..

Kusuyor ,midesi kanıyor.. ve acı çekiyor..

Yatırdık..

Başka çaremiz yok. Barsağını karnına ağızlaştırmak zorundayız.

Anne babayla konuştum. Bu ameliyatın sadece çocuklarının acı çekmesini birazcık azaltacağını tedavi edici olmadığını biliyorlar..

Ayrıca içinde büyüyen tümörün zayıf düşürdüğü bedeninin bu ameliyata dayanabileceğinden de emin değiliz.

Yaptık ameliyatı.

Ameliyat kolaydı ama yordun kalbi dayanamadı ve gece yarısı durdu..

Yoğun bakım doktorları tekrar çalıştırdılar..

Bugün öğle civarı tekrar durdu.

Ben hastaneye ulaştığımda doktorlar bir saati aşkın süredir kalp masajına ve canlandırma işlemlerine devam ediyorlardı.

Artık dönmesi mümkün değildi. Beyin ölümü de gerçekleşmişti.

Son kez okşadım yüzünü…

”Ölüm saati 14.10” dedim yorgunluktan bitap düşmüş genç meslektaşlarıma.

Bütün akrabalar dışarıda bekliyordu. Onlarla konuşmak için çıktım.

Acilin içinden geçerken ” Doktorların keyfi olursa bize de bakacaklar inşallah” diye söyleniyordu bir adam yan gözle bana bakarak..

”Doktorların hiç keyfi yok. Çocuklarını kaybettiler biraz önce. Üstelik çok açlar ve 36 saattir uykusuzlar. Kaşıntınız için pazartesi günü polkiliniğe gelseniz sizin için de daha iyi olur” demek istedim. Diyemedim

Etrafımı saran kalabalık akrabalar arasından anne ve babayı alarak odama götürdüm.

Baba zaten benim bakışlarımdan herşeyi anlamıştı.

”Yolun sonuna geldik” dedim. ”Bu kadarmış. ”

Baba bana sarıldı hıçkırıklara boğuldu..

Anne ağlamıyor sadece boş boş gözlerimin içine bakıyor.

”Oğluma çorba yaptım hocam sabah.. onu içiricem şimdi”

Baba daha şiddetli ağlamaya başladı..

Anneyi ikna edemedim oğlunun öldüğüne..

”Bir yeri ağrıdığında ”Annem elini koy” der o bana , ben elimi koyunca ağrısı geçer hocam.. Bi yeri ağrıyor mudur doğru söyleyin”

Sonra akrabalarının yanına gitmek için kalktılar..

Odadan çıkarken anne bana döndü

” O daha çok küçük hocam 4 yaşında.. neden ölsün ki?”

dedi.

Bir cevap bulamadım.

Doğru.. Çocuklar neden ölsün ki..

SİTEDE ARA

Go to top