Cerrahpaşa’da uzmanlık eğitimini tamamlamıştım.
Hiç aklımda yokken Daver Hocanın önerisiyle kendimi Adana'da buldum.

İlk vizitimde karşılaştım onunla... bir yaşını henüz geçmişti ...

1 aylıkken annesi doktorun kendisine sulandırarak memesini temizlemesi için verdiği antiseptiği yanlışlıkla kaşık kaşık içirmiş,.. tüm ağzı , yemek borusu ve soluk borusu yanmıştı...

Tükürüğünü bile yutamadığı için yemek borusu boynundan dışarı ağızlaştırılmıştı...

Rahat nefes alabilmesi için de trakeostomi yapılmıştı.

Karın cildinden midesine takılmış bir tüpten besleniyordu.

Yıllar içinde birçok düzeltici ameliyat yapmaya çalıştık ama olmadı. Ne tükürüğünü yutabildi ne de trakeostomiden kurtulabildi.

İlk günler bana çok yüz vermiyordu. Bir senedir yattığı kliniğin diğer doktorlarıyla arası daha iyiydi... Fenerbahçeliydi.. gün geçtikçe ısındık birbirimize...

Anne ve babası neredeyse terketmişlerdi... babası senede bir defa gelir eve götürür ama bir iki gün içinde akçiğer enfeksiyonuyla geri getirirdi...

O nedenle hastaneden hiç ayrılamıyordu... Servisin maskotu olmuştu...

Yaşı ilerledikçe her işini kendisi halletmeye başladı... Mide sondasından alacağı gidaların mixerden geçirilmesine yardım eder.. servisteki bebeklerden birisi için proteinden yoğun mama gelmişse hiç kaçırmaz bir kutu araklar ve hemen mide tüpünden kendisine enjekte ederdi...

5 yaşına geldiğinde hastane içinde serbest dolaşmaya başlamıştı. Bazan 3 kat alttaki odama gelir işim yoksa sohbet ederiz sonra yukarı çıkardı...

10 yaşına geldiğinde hala bir yaşında çocuk kilosundaydı. Bir gün konuşurken hayatında hiç restorana gitmediğini farkettim... oyun bahçesine de hiç gitmemişti... sinemaya da...

Tenis Klübümüzün güzel bir restoranı vardı. Ben de yöneticiydim. Bir gün önceden herkese durumu anlattım. Ertesi akşam en güzel kıyafetlerini giydi birlikte restoana gittik ve bize ayrılmış masamıza oturduk.

Garson geldi ”Ne yemek istersiniz M. Ali Bey?” diye sordu. Şaşkınlıkla bana baktı. O hastanede o gün ne varsa dağıtılan yemeği biliyordu. ”Mönü alabilir miyiz ?” dedim...

Mönüyü birlikte inceliyoruz... Bundan isterim... Bundan isterim. Bütün mönüyü istedi neredeyse... Kimse bozuntuya vermedi. İstediklerinden birer parça tabaklara koyarak servis ettiler...

İkimiz yanyana oturuyoruz. Masanın örtüsü altında sakladığımız küçük bir kova var. M. Ali yemeklerden bir parça alıyor ağzında çiğniyor ve yutamadoğı için kimse görmeden önündeki kovaya tükürüyor...

Herşeyin tadına baktı... Çok mutlu oldu.

Arabaya giderken elimi her zamankinden farklı sımsıkı tuttu. Birlkte hastaneye gittik servise teslim ettim ayrılırken sarıldı ”Bi daa gidelim biz o restorana” dedi. Tamam söz dedim...

Ertesi sabah vizitte odanın kapısında beni bekliyordu.

Başıyla içerideki yatağını gösterdi. Benim aldığım Galatasary takımı örtülmüştü.

Asistanların ”Bir yemeğe sattın takımını” laflarına aldırış etmedi...

Ve o günden sonra Galatasaraylılığından hiç vazgeçmedi...

Birlikte çok şey paylaştık sonraki yıllarda. Çocuk bahçesine de gittik... Sinemaya da...

Rotaract lar Adana yöresinde çok görülen ”Yemek Borusu Yanıklarının Engellenmesi” konulu bir farkındalık çalışması başlatmışlardı.

Orada birlikte konuşmacı bile olduk...

Yıllar geçti ... M. Ali 20 yaşına geldi. Ama hala 6-7 yaşında bir çocuk kilosundaydı BiÇok şey yapmıştık birlikte ama bir daha Tenis Klübünde yemeğe gidememiştik

10 yıl önce ki sözümü unutmamıştı...

”Hani bir daha gidecektik Tenis Klübüne ? ” dedi...

”Tamam söz” dedim.

Isviçrede toplantıya gidiyordum.

”Dönünce söz birlikte gidicez ve bütün mönüyü yiycez ”

İsviçrede 3. günüm sanıyorum. Kongrenin öğle yemeğindeyim...

Eski asistanlarımdan İdris arıyor...

” Çok üzüldüm abi... başımız sağolsun” diyor...

Benim yurt dışında olduğumdan haberi yok. Fakültedeyim ve biliyorum sanıyor...

”Başımız mı sağolsun?” kim ölmüş olabilir ki... aklımdan bir sürü kişi geçiyor...

M.Ali olduğunu anlıyorum.

Trakeostomisinden aniden bol miktarda kanama başlamış...

Hastanede büyümesine rağmen acaip korkar kandan.

Kimbilir nasıl korkmuştur kendi kanından diye düşünüyorum...

Çok kötü hissediyorum...

Sonra yemek sözüm aklıma geliyor...

Dehşetli kızıyorum kendime... Neden erteledim ki seyahat sonrasına...

”Söz vermiştin” deyişi aklıma geliyor...

Neden hemen o gün götürmedim ki....

*****

Zaten sonra bir daha Tenis Klübünde yemege gitmedim ben de...

Beni kızdırdığı zaman ”Ben de Istanbul’a geri dönerim o zaman” derdim... Hemen suratı düşerdi...

Gerçekten Istanbul’a dündüğümü görmedi...

Çukurova Tıp Fakültesinde bir zamanlar bir Mehmet Ali vardı.

Yüzlerce öğrencinin, doktorun, hemşirenin anılarında yaşıyor zaten...

Ben yine de yazmak istedim.

Başkaları da tanısın ...

SİTEDE ARA

Go to top