Omurga yoga terapi yöntemleri hakkında konuşmaya başlarken, ilk başta onun yapısını ve işleyişinin temel ilkelerini göz önünde bulundurmak gerekir. Bu bize yoga terapi uygulamasını anlayış ve farkındalıkla oluşturmak için olanak sağlayacaktır.

Yoga terapistin pratiğinde omurga hastalıkları en sık: osteochondrosis ve intervertebral fıtık ile sürekli veya patoloji olarak, daha da ciddi hastalıklarda çalışılıyor. Bu nedenle, omurga yoga terapi prensiplerini anlamak – yoga terapi niteliklerinin temelidir.

Omurga dört ana bileşen içeren karmaşık bir yapıdır:

  1. Tek tek yapısal elementlerden omurlardan oluşan omurga iskeleti;
  2. Omurları sabitleyen ligamentler;
  3. Omurganın genel esnekliğini ve omurları birbirlerine mobiliteyi sağlayan eklem birimi; bu bileşen için omur eklemleri ve omurlar arası diskleri kapsar;
  4. Omurgayı çevreleyen kaslar, ayrıca kendisiyle direk bağlantı olmayan kas grubu, fakat konumu üzerinde önemli bir etki sağlar (örneğin karın kasları);

Omurga iskeleti bireysel fragmanlardan, omurlardan oluşmaktadır. Tüm omurlar aynı prensibe göre düzenlenir. Omuru oluşturan parçalar şunlardır: omur gövdesi, omur laminası, çıkıntılar. Omur gövdesi plakaya benzer, omur laminası ise gövdeye bağlantılıdır ve bu şekilde kapalı delik oluşturur; topluca bu delikler birbirinin üzerinde yatarak omuriliğin yer aldığı omurilik kanalını oluşturur.

Laminaya bağlanan her omurun birkaç çıkıntısı vardır (genellikle 7 çıkıntı). Spinöz çıkıntı arkaya bakar, hemen hemen tüm insanlarda yedinci servikal ve birinci torasik vertebra çıkıntılarını yoklamak mümkündür, özellikle başı öne eğmede çok belirgin olur. Transvers (her omurda iki adet) aynı şekilde laminaya bağlanmıştır ve yönü yan taraflardadır.

Transvers çıkıntı alanında omur arası deliklerin oluşturulması için kesmeler vardır, onlardan omurganın üzerinden omuriliğin sinir kökleri çıkar. Köklerde hareket ve duyu lifleri bulunur; ve burada omurganın en zayıf yeri vardır: omurga arası deliklerde fıtık veya başka bir oluşum sık sık sinir sıkışması yaşatır, ve bu ağrıya yol açar, duyu ve hareket fonksiyonlarının bozuklukları yaşanır.

Spinöz ve transvers çıkıntıları temel olarak bağ ve kas sabitliği için tasarlanmıştır. Ayrıca, çıkıntılar manivela olarak işlem görür – çıkıntı ne kadar uzunsa, o kadar çok kas tarafından büyük kuvvet ve  çekme, uzatma veya dönmeye yönelik hareketler daha etkili olur. (yani, omurların birbirine göreceli rotasyonu).

Her bir omurun 4 eklem çıkıntısı vardır; onlar da omur laminasına bağlıdırlar. Bunlardan ikisi yukarı doğru, diğer ikisi aşağı yönlerdedir. Her bir çift eklem çıkıntısı, bitişik benzer çift eklemlerden oluşturur (yukarı veya aşağıdaki omur), bu şekilde intervertebral eklemler oluşturur. Sonuncu omurların birbirlerine göre hareketini sağlar ve bunların biyomekanik doğru etkileşimidir.

Omurların hareketliliği bağlar ile sınırlıdır: sıkı demet bağ dokusunun ana işlevi – kemik elemanlarını birbirinden çok uzaklaştırmamaktır. Bu nedenle, genellikle bağ dokusu oldukça kötü esner. Bağ yapısının esnekliği genetik olarak koşullandırılır – genler ve kalıtım bağ protein bileşimini kodluyor; ve farklı türde (kolajen ve elastin) proteinlerin oranına bağlı olarak, bağlar daha da fazla veya az esnek olacaktır. Kolajen sert ve kötü esneyen proteindir, onun ana işlevi – ‘gitmesine izin vermemektir’. Elastinin ise spiral, sarmal bir yapısı vardır, tıpkı yaya benzer daha da kolay gerilebilmesine izin verir. Bu iki proteinin yüzdesi doğuştan bağların esnekliğine bağlıdır. Genel olarak ligamentler hareketleri sınırlamak için tasarlanmıştır ve onun özellikleri omurlar arası eklem hareketliliğine böylece de tüm omurganın hareketliliğine bağlıdır.

Omurga eklem birimini iki kategoriye ayırabilir: birincisi, omurların eklem çıkıntılarla oluşturan eklemler. Burada konuyu dağıtarak , genellikle insan eklem aparatında görülen, çalışma prensiplerine ve temel patolojik durumunu anlamak için, soyut eklemin yapısına bakmak zorundayız.

Boyut, tür ve karmaşıklıktan bağımsız bir şekilde, bizim bedenimizdeki her bir eklem tüm eklemlerin çalışmasını etkileyen temel elementler içerir.

Bu elementlere kısaca bakalım:

Eklemleri oluşturan kemikler ve onların eklem yüzeyleri, yani kemik yüzeyleri birbirleri ile etkileşim halinde ve uyumlu olmalıdır, birbirine form olarak maksimum uygun olmalıdır.

Eklemlerin kongrüansı kemik düzeyinde genetik nedeni var ve genellikle sağlıklı bir kişinin sorunlarının nedeni değildir. Bu durumda, eklemleri oluşturan kemiklerin yüzeylerinin farklılığın etkileşimi eklemlerin hareket derecesini belirliyor; böylece, kalça eklemlerinin özelliklerine sahip olan bir kişi Samakonasana’ya oturabilir, diğer kişinin ise kalça eklem özelliklerinden dolayı Samakonasana’ya hiçbir zaman oturamaz, çünkü nedeni eklemleri oluşturan kemiklerinin formudur.

Eklem kıkırdağı eklemleri oluşturan kemiklerin yüzeyini kaplar. Onun temel görevi eklemlerde daha az sürtünme olması içindir. Birbirine gelen yüzeylerin ne kadar az sürtünmesi olursa, o kadar da sürekli hareketlilik aşınması daha da az olur. Bu nedenle, eklem yüzeyini kaplayan kıkırdak çok düzgün ve kaygandır; ayrıca, eklem üzerinde eksenel yüklerin amortiseyi sağlamak için sağlam ve elastik olmalıdır. Kıkırdak dokusu sürekli sürtünme etkisine maruz kaldığı için, zamanla kaçınılmaz olarak yıpranacaktır ve parçalanmaya maruz kalacaktır, buna kıkırdak dokusunun yenilenmesi ve sentez işlemleri karşıttır. Anabolik (sentez) ve katabolik (dağılma) işlemlerini endokrin mekanizmaları düzenler. Kıkırdak yüzeylerinin, uygun bir şekilde çalışması için endokrin işlemlerinin süreçleri, aşınma ve fizyolojik onarımı dengede olması gerekir. Bu durumda, kıkırdak hayatı boyunca yavaş düzenli rejenerasyon kabiliyetini tutar.

 

Eklem kapsülü – periost ile birleşen ve hermetik kapalı eklem boşluğu oluşturan yoğun bağ dokusu kılıfıdır.

Trofik fonksiyon ve yağlama görevini yapan eklem içi sıvı (sinovyal sıvı) – kıkırdak yüzeyleri birbirine uygun kayma sağlar, ayrıca, kendi damarları olmadan kıkırdak dokusunu besler. Sinovyal sıvının miktarı absorpsiyon işlemine ve onun eklem kapsülünün iç yüzeyini kaplayan hücrelerinin dağılımına bağlıdır. Suyun yanı sıra bu sıvı karmaşık kompleks, yağ, protein, hormonal ve biyolojik aktif maddeler içeriyor ve kendi içeriğiyle kan plazmasına benzer, ancak ondan farklı olarak büyük miktarda hyaluronik asit içerir.

Araştırma çalışmaları gösteriyor ki, sinovyal sıvı yapısız değildir, karmaşık bir iç organizasyonuna sahiptir. Hyaluronik asit kompleksi, proteinler ve polisakkaridler küresel bir şekle sahiptir ve bir araştırmaya göre, eklem boşluğunda bilye kafesi gibi hareket etmektedir – kıkırdak yüzeyi boyunca küresel protein kompleksleri ve hyaluronik asit kendi ekseni etrafında dönebilirler, böylece, kıkırdakların birbirine olan hareketini önemli ölçüde sürtünme işlemini azaltır. (veriler J.M.Chernyakova, E.A. Sementovskii tarafından gösterilmiştir).

Damar hattı ve kıkırdak arasındaki değişim işlemlerinde sinovyal sıvının metabolizmada ve kıkırdak beslenmesinde önemli rolü var. Eklem hareket yaparken sinovyal sıvıya kıkırdak dokusundan ‘sıkılarak’ onun interstisyel (yani hücre arası ve dokusal) sıvısı sinovyal sıvısı ile karışır; kıkırdak sıkışmasından sonra, ters işlem oluşur, sıvının kıkırdağa girişi ve böylelikle onun beslenmesi ve içeriğin yenilenmesi oluyor. Dolaysıyla, kıkırdak dokusu, bir yandan kendi metabolik ürünlerinden kurtulur, diğer yandan da gerekli besinleri alır. Sinovyal sıvının çıkışı lenfatik kılcal damarlar sistemiyle oluşur, böylelikle eklem ve onun dokuları gereksiz son ürünlerden kurtulur.

Yukarıda anlatılan işlemler kıkırdak dokusunun normal hayati fonksiyonu düzenli hareket ile mümkündür ve eklemdeki metabolik madde sağlayan değişken yük koşulları altında mümkündür. Ve aksine, eklemde hareketin yokluğu, normal metabolizma sinovyal sıvı ve kıkırdak doku arasında ihlal olur, bu kıkırdağın dejenerasyonuna yol açar, normal özelliklerin kaybı yaşanır.

Antik doktor, Çin tıbbı kurucusu Hua Tuo'nun sözü hatırlanır: ''.... eklemler kapı menteşesi gibidir, hareketsiz kalırsa, paslanırlar''.

Böylece, eklemlerin optimum sağlığı için, onlara dinamik hareketlerin pratiği gösterilir. Omurga yoga terapisinde ve kas-iskelet sisteminde farklı eklem grubuna yoğunluğu değişen derecede – en yumuşaktan daha da aktive giden sukshma vyayama kullanılır, yanı sıra (omurga ve eklem aparatı için de) farklı düzlemlerde omurgayı çalıştıran dinamik vinyasa uygulaması kullanılır.

Dinamik vyayamalar ve vinyasalar – eklemlerin kıkırdak dokusu üzerinde fizyolojik etkileri için çok uygun yöntemtir. Sinovyal sıvı alışverişini stimüle ederek, yenilenme , lenfatik drenajı ve eklem dokularının yenilenmesini arttırır.

Tabii ki, statik modda asana uygulaması da omurga yoga terapisinde önemlidir – uzun süreli sabitleme, aynı zamanda eklem aparatı üzerinde olumlu etkilere sahip olabilir; şöyle bir fikir var, nispeten uzun süreli eklem germesi, onun kapsülü ve bağ aparatı da sinovyal sıvı ve kıkırdak metabolizmasının değişimi uyarabilmektedir. Ancak, eklem ve omurga patolojisinde asana girişlerine seviyesi ve zamanlaması dikkatlice dozlanmalıdır ve ayrıca, başka seçenekleri de seçmek gereklidir.

Omurgada omurlar arası diskler. Bu özel benzersiz oluşuma ‘omurganın ruhu’  denilir. Omurlar arası diskler omur gövdesi arasındaki önemli bir biyomekanik işlevi yerine getiren bir tür ‘ara tabakadır’.

Omur arası diskler iki bölümden oluşur: halka (anulus fibrosus) ve disk çekirdeği (nucleus pulposus). Halka omur arası disk çevresi etrafında bulunur ve farklı düzlemlerde ve yönde iç içe bağ demetlerinden oluşur, böylece, periost omurları ile birleşir ve zor bir yönlü alan gerginliği sağlar.

Halka (anulus fibrosus) çevresi boyunca (dolaysıyla tüm omur arası disk) onu çevreleyen dokudan ayıran hiyalinli plaka ile çevrilidir.

Disk çekirdeği (nucleus pulposus) omurga arası diskin merkezinde bulunur ve eşsiz bir dokusu vardır, asıl özelliği – hidrofilik ( yani, bir jel gibi şişerek su biriktirme özelliği) Matriks çekirdeğin kimyasal içeriği, kendi içeriğini içinde tutarak su molekülleri ile dayanıksız elektrokimyasal etkileşim içine girebilir. Sonuç olarak, sağlıklı bir kişinin nükleus kitlesini % 80-88 su içerir. Bu yüzden elastiktir ve merkez bölümün omurganın bir amortisör sistemidir – yürürken titremesinin, koşma, zıplama ve diğer hareketlerde telafi ederek, tüm omurga boyu omur gövdeleri arasında ‘yaylar’ olduğu söylenebilir. Ayrıca, disk çekirdeği fazla eksenel yükü ve omur arası eklemlerin yaralanmasını önler. Omurlar arası disk bütün olarak, omurları birbirine birleştirir ve eklem işlevini yerine getirir, hareket ekseni nucleusten geçer.

Gün boyunca nucleus pulposus sürekli eksenel yükün altında kalır (bedenin oturma ve ayakta konumu), ‘düzleşerek’ su kaybeder; gece ise omurga yatay konumdadır, disklerden eksenel yük kalkar ve onlar aktiv bir şekilde su ile doyurulur ve sonuç olarak diskler sabah yüksek olur. Bundan dolayı omurganın toplam uzunluğu da artar – gün boyu kişinin boyu birkaç santimetre değişebilir (sabah ve akşam arasındaki boyu farklıdır 2 ile 4 cm).

22-25 yaşa kadar omurga arası disklerde dokuyu su ve besin maddelerle sağlayan kendi vasküler sistemi vardır, ancak, ileride damarların birleşmesi, dağılması ve erimesi olur. Daha sonra omurga arası diskler difüzyon yoluyla çevresindeki dokulardan (kemik ve kas) besin alır. Bu durumda, dokuyla, kasların zengin damar ve kan akımı ile beslenir – yani özellikle buradan diskler çok ihtiyacı olan suyu çeker. Eğer omurga kasları aktiv çalışıyor ise – o zaman kan akışı güçlüdür ve nucleus pulposus gereken kendi hidrofiliği koruyabiliyor. Eğer kas aktivitesi zayıf ise, o zaman kan akımı orta düşüktedir ve sadece kas liflerinde kendi metabolizmasını sürdürür; bu durumda omurlar arası disk su kıtlığı ve yaşam bileşenlerin gerekli koşullarındadır.

Ortaya şu soru çıkıyor: Bedenimizin doğasından neden omurlar arası disklerin damarların kayboluşu yaşanıyor ve onu çevredeki kan dokularına muhtaç bırakıyor ise? Tanınmış yerli Y. Y. Polepyanski vertobrologiste göre, diskin kılcal damarlarının kayboluşundan sonra hiyalinli plaka süreklilik kazanır ve omurga arası disk ‘mükemmel olarak fonksiyonel-mekanik koşulu’ sağlamaya başlar. Yani bu süreçten dolayı, biyolojik başlangıcına tekabül ve onun görevleri ile ilgili, omurga ‘üst forma’ girer. Fakat, (ve özellikle yetersiz kas çalışması ve kaslarda uygun kan akışı) kendi damar ağının olmaması negatif faktör olarak rol oynamaya başlar.

Osteokondrozis süreci ve onun daha sonraki aşamaları – protrusion ve fıtık – tam olarak omurga arası disklerde olmaya başlar. Omurga yoga terapi ana yönleri (ilk başka omur fıtığı yoga terapi) koşul yaratatmak için yönlendirilmiştir, omur arası disk ve onun bileşenleri su ile doyurulması kendi yapısını geri yükleyecektir. Her şeyden önce, omur arası disklerin hemen yakınlarında bulunan kasların optimal rejimde çalışmasıdır.

Omurganın kas korse bileşenlerinin dinamik kas çalışması – ilk başta kan akımını daha da aktiv hale getirmek için ki, omur arası disklerin dokularına su emme, difüzyon koşulları yaratmaktır. Böylece, yumuşak dinamik vyayama ve vinyasa pratiği, kas dokusunun kasılma ve gevşeme alternatifini oluşturarak, kas liflerinin çalışması, onların aktif kan akımını gerektiren – omurga yoga terapinin önemli bir unsurudur.

Omurga arası disklerin kanlanmasını etkilemek için ikinci yol - paravertebral kas kütlesinin artış elementleri (omurga yakınındaki), sadece egzersiz sırasında değil aynı zamanda sürekli olarak kan akımının artışı (çünkü hipertrofik kas dokusu fazla kan akışı gerektirdiğinden sabittir). Bunun için, asanalar statik yükte erişebilir şekilde kullanılabilir, onlar yeterli telafi edici gerilmelerle tamamlanmalıdır.

Üçüncü en önemli yol – disklerden eksenel yükün etkin bir şekilde kaldırılmasıdır, yani omurga traksiyonu (çekme, germe) bölgesel veya tamamı. Bu omur disklerinin basıncını düşürür ve diske daha da aktif difüzyon sıvı akışını sağlar, çoğu durumda – fıtığı kademeli olarak ‘yeniden konumlandırmayı’ elde etmektir. Omurgaya eklenmiş traksiyon yükünü dikkatli seçmek gereklidir.

Yukarıda belirtilenmiş omurga yoga terapi yönleri ayrıntılı olarak bir daha ki özel makalelerde açıklanacaktır.

 

-----

Rusça dilinden Türkçe diline Ayman Sozakbayeva tarafından çevirilmiştir.

Kaynak: http://yogatherapia.ru

 

 

 

 

 

 

SİTEDE ARA

Go to top