Yaklaşık 5000 yıllık tarihi olan Yoga günümüzde bedensel, zihinsel ve ruhsal denge için uygulanan yöntemlerin başında geliyor. Avrupa ve Amerika'da en yaygın olan Yoga türü  Hatha Yoga’nın temelinde nefes alıştırmaları ve bedensel duruşlardır (asanalar) yer alıyor. Nefes ve derin düşünme (meditasyon) ile zihinsel; asanalarla ise bedensel dinginlik sağlanıyor. Bütünüyle bir fayda sağlamak içinse düzenli uygulama yapılması gerekiyor.  


Türkiye’de, son yıllarda sayıları artan yoga merkezleri dikkat çekiyor. Bu merkezlerin birçoğu İstanbul’da yer alıyor. Yoga merkezleri, özellikle yaz aylarında, çalışmalarını şehir dışında yapmayı tercih ediyor. Açık ve temiz havada, doğal ortamlarda gerçekleşen, daha hafif ve sebze ağırlıklı gıdalarla beslenilen, bu sağlık dolu tatillere “Yoga Kampı” ismi veriliyor.

Milli yüzücümüz Sebla Tanık Tali bizi kırmadı ve çok keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik kendisiyle. Gündemde çok tartışılan “Yoga, spor mudur?” tartışmasına bakın kendisi ne cevap verdi. Uzun senelerdir yoga uygulayan bir sporcu olarak yoganın anlamı kendisi için derin olsa gerek!

Merhaba Sebla Hanım. Milli gururumuzsunuz. Kısaca kendinizden bahseder misiniz?
Gösterdiğiniz yakın ilgi için size teşekkür ediyorum. 1967 İzmir doğumluyum. İlk ve orta okulu İzmir'de okudum. Yüzmeye 1976'da Altay Kulübü'nde başladım. 1980'de İstanbul Yüzme İhtisas Kulübü'ne transfer oldum. Spor hayatım boyunca yedi farklı branşta (200-400-800 mt serbest, 100-200 mt sırtüstü, 200-400 mt karışık) 60'ın üzerinde Türkiye rekoru kırdım. (13/14 yaş ile gençler ve büyükler kategorileri) 100'den fazla kez milli takımlarda yer aldım. Uluslararası yarışmaların yaş gruplarında çok sayıda madalya kazandım. Eğitim ve spor amacıyla gittiğim Amerika'da eyalet ve okullararası yarışmalarda birincilikler elde ettim. 1986 yılında Amerika'nın Connecticut eyaletindeki Cheshire Academy'den mezun oldum. 

Antrenmanlara hala düzenli olarak devam ediyor, masterlerda yarışıyor ve hem ülkemi hem de kulübüm ENKA'yı temsil ediyorum. Yaş gruplarında Türkiye rekorlarının sahibiyim. Ağustos ayı başında Montreal'de yapılan FINA Masterler Dünya Şampiyonasında 800 metre serbestte 14'üncü sırada yer aldım. 

1989 senesinde TRT'de spor spikerliği yapan Barbaros Talı ile evlendim. Bizim gibi sporun içinde yer alan iki oğul sahibiyiz. Her ikisi de ENKA Okulları'nda yüzmeyle başlayan spor hayatlarına sutopu ile devam ediyorlar. Hem ENKA Spor Kulübü'nde, hem de üniversite takımlarında oynuyorlar. Milli takımlarımızda görev yapıyorlar. Büyük oğlum University of Toronto'dan yeni mezun oldu. Küçük oğlum ise aynı üniversitenin ikinci sınıfına geçti. Ben de onlarla birlikte Kanada'da yaşıyorum. Eşim bizi sıklıkla ziyaret ediyor.     


Yogaya ne zaman ve nasıl başladınız?
İş hayatımın yoğun olduğu, evdeki sorumluluklarımın ağır gelmeye başladığı 2000'li yılların başında, hem bedenime hem de ruhuma hitap edecek, beni dinginleştirecek farklı şeyler yapabilmenin arayışı içindeydim. ENKA'nın Sadi Gülçelik spor tesisinde Rus Viktor hoca ile karşılaştım. Yoga ile tanışmam da onun sayesinde oldu. 

2003'de, reiki eğitimi aldığım hocamla birlikte İstanbul Alkent'te şivananda yoga çalışmalarına katıldık. Bedenimde yarattığı iyileşmeden, zihnimde ve ruhumda açtığı farkındalık ve özgürleşmeden etkilenerek araştırmalarımı derinleştirdim ve Yoga Şala'yı keşfettim. Zeynep Aksoy ile çalışmaya başladım. 2004 yazında Fethiye'nin Kabak koyunda düzenlenen yoga kampına katıldım. 

Ankara'da yaşayan Yoga Eğitmeni Taylan Yağız ile son derece keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. Yogadan, rock müziğe, yoga spor mudur değil midir sorusundan, "Sertifikana Sahip Çık" kampanyasına kadar herşeyden konuştuk. Bir ter damlasının hissettirdikleri neymiş ve bir yoga eğitmeninin gözünden yoga neymiş, okuyalım.

Merhaba Taylan. Bize biraz kendinden bahseder misin?
Kendimden bahsetmek hmm... Pek sevmediğim bir şey.. 38 yaşındayım ve huzurlu olmanın peşindeyim :) Bir çok değişik işte çalıştım. Hep aradım, iş gibi olmayacak, sevgi ile isteyerek koşa koşa gidilecek bir şey aradım ve yoga ile tanıştım. Ayrıca doğayı çok seviyorum ve umarım bir gün onunla iç içe yaşarım. Ağaçlara dokunmayı ve onlara sarılmayı saymıyorum :)

Yoga ile nasıl tanıştın ve nasıl yoga eğitmeni olmaya karar verdin?
Yoga ile tanışıklığım 2010 yılı Kasım ayı ortalarıydı. Aslında eskiden yaklaşık üç aylık bir deneyimim olmuştu. Ama hiç birşey anlamamıştım. Sonra 2010 da yoga ile yeniden tanışınca, “evet, budur” dedim. Beden ile çalışmayı çok seviyorum. Hayatımda spor ve hareket hep oldu. Bence beden ile çalışmak kendini tanıma yolunda en güzel başlangıç noktası. Bedeni tanıdıkça, ruhunu da tanımaya başlıyorsun. Ruhundaki değişikliklerin bedene nasıl yansıdığını ya da tam tersi pratik yapmanın ruha dokunuşunu görmek harika. Yoga eğitmeni olmaya karar vermem yukardaki kısa birkaç cümleden dolayı oldu. İstediğim, aradığım buydu ve karar verdim. Sonrasında Chris Chavez ile Ankara’da bir yemekte tanıştım ve Chris beni çok cesaretlendirdi ve uzun eğitim boyunca da bu hiç bitmedi. Kısaca yolculuğum böyle başladı.

Yoga yolculuğundaki en keyifli anını bizimle paylaşır mısın?
Birçok keyifli an yaşadım ama en yakın zamanda yaşadığım bir an'ı yazıya döktüm. Harika bir an’dı. Keyifli ve benim için çözüm sunan bir An'dı... O yazıyı sizinle paylamak isterim.

BİR TER DAMLASININ HİSSETİRDİKLERİ..
Alnımdan gözüme giren bir ter damlası hissettirdi bu yazdıklarımı.

Benim gibi sabırsız ve hiperaktif bir adam nasıl oldu da dört seneye yakındır uyguladığı ve yaşadığı yoga’dan soğumadı. Bıkmadan usanmadan pratiklerine devam etti. Ben ki sayısız değişik işe girmiş çıkmış zevk alamamış, sıkılmış bir adam.

Yoga ile tanışmadan önce aklımda bir yerde okuduğum bir söz vardı hep ” hayatın boyunca çalışmak istemiyorsan, sevdiğin bir şey bul ve onunla uğraş ”. Çok sevmiştim bu sözü. Ama ne olabilirdi ki ? Böyle diyerek epey zaman geçti. Ve otuz dört yaşımın sonlarında yoga ile gerçekten tanıştım. Aslında önceden birkaç denemem olmuştu ama farkında olamamıştım. Derken bu tanışma ile bir kapı açıldı ve bir yol vardı orada.

Genç bir Yoga Eğitmeni ve Sosyal Medya Uzmanı Özde Çolakoğlu ile Yoga Sutra’ların birinci basamağı Yama'ların ilk değeri “Ahimsa” dan bahsettik. 

Patanjali’nin Yoga Sutra’larında etik değerler açısından birinci basamak Yama'lar. Yama'ların da birinci değeri Ahimsa. Ahimsa’nın bilinen anlamı şiddetsizlik. Fakat son zamanlarda birçok yoga eğitmeni bu değerin gerçek anlamının “şevkatli ve merhametli olmak” anlamına geldiğini söylüyor. 
Ahimsa’nın sizin için anlamı nedir?

Ahimsa, sizin de dediğiniz gibi şiddetsizlik demek. Benim için ise; eylemde, düşüncede, kalpte şiddetsiz olmayı araştırmak anlamını taşıyor. Araştırmak diyorum, çünkü modern şehirde bu tanımın pek de kolay olmadığının hepimiz farkındayız. O yüzden farkına varmanın ya da farkında olmanın bizi tarafsız bir bölgeye taşıyacağını düşünüyorum. Bu şiddetsizlik hali sadece dışarıya değil, aynı zamanda kişinin kendisine karşı da yürüttüğü bir araştırma aynı zamanda… Bence ahimsa, dünyada nefes alan tüm yaşam formlarının aynı kaynaktan geldiğini, birbirimizin sureti olduğunu, görünmeyen bağlarla birbirimize bağlı olduğunu keşfettikçe kelimenin gerçek anlamını yaşamaya başladığımız bir yol.

Peki bu Ahimsa’yı günlük yaşamınızda nasıl uyguluyorsunuz?
Farkında olmaya duyduğum açıklık ile… İstanbul’da şehir hayatı çok hızlı, sabahtan akşama kadar ruh hallerimiz, hislerimiz öyle uçlarda geziyor ki, ama nefes ile kurduğum bağ yönümü bulmamı sağlıyor. Yolda kavga edenler, kediye tekme atanlar, sinirli satıcılar, taksiciler, bildiğim tüm Türkçe ile yine de anlaşmayı başaramadıklarım, kendisine dev aynasından bakanlar… Liste o kadar uzun ki aslında, ama en önemlisi bunları yaşarken bedenimin verdiği tepkiyi izlemek, sakin kalmak için kendime baskı uygulamaktan ziyade o an için en doğru olanı yapmak, genelde bunları yapınca yüzümde kocaman bir gülümse beliriyor ve ben iyi olunca etrafımda her şey iyi olmaya başlıyor. Tüm dünyayı kurtarmak gibi bir amacım yok, kusurları olan bir insan olduğumu biliyorum, gözlemliyorum. Birkaç ay önce İstanbul’daki bir parkta bir teyzenin kökünden bir çiçeği söküp götürdüğünü gördüm. O teyze için sevginin tarifi buydu. Gerçek sevginin sevdiğini sahiplenmekten geçtiğini düşünüyor, muhtemelen çocuğuna da kendi istekleri ya da yarım kalan hayallerini yaşatmak için uğraşıyor. İşte bu da şiddet! Ben nasıl uyguluyorum? ‘Ahimsa uygulamam lazım, şiddetsiz olacağız. Kuşlar, böcekler, çiçekler..’ şeklinde yaşamıyorum. Gerçek olan dışarıdan içeriye doğru yol almaz, içerden dışarıya yol alır. Bir böcek, bir karınca gördüğüm zaman ‘öldürmemem lazım’ diye değil, içimde büyüyen kocaman sevgi yüzünden öldürmüyorum. Örnekler büyür ama içerden çıkan o sıcaklık bakidir! 

Yoga yapan birinin bu ilk basamağın ilk değerini ve diğerlerini tam anlamıyla uygulamadan yoganın diğer basamaklarına geçmesinin mümkün olmadığı söyleniyor. Bu konu hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?
Şu uygundur, bu uygun değildir gibi kesin, katı hallerin hepsine karşıyım! Yurt dışında hapishanedeki insanlar bile yoga dersi alabiliyor, bir canlıya zarar vermiş biri yoga yapabiliyor ama tabi sorduğunuz soru temelde farklı. Gerçekten bir öğrenci, bu yolda yürümeye başladığı zaman doğal olarak hayatında bu basamağı uyguluyor ya da uygulayamıyorsa da ‘neden, niçin’ gibi soruları sormaya başlıyor. Yani yoga’nın sekiz basamağı uyulması zorunlu kurallar bütünü değil! Bence bir şekilde ‘uyarsan senin için güzel olur’ diyen yaşam basamağı ve güzel olan kimseyi zorlamadan içerden gelen hislerle bu yolda yürütüyor. Soruna gelecek olursak, basamaklarının kendi içinde bir dinamiği var ve bu basamağı hakkıyla geçen, diğer basamakların farkındalıklarına kucak açabiliyor ama unutmamak gerekir ki bu basamağı geçtim, bitti diye bir şey yok! Yaşam, devam ettiği sürece bitişler değil, sonsuzluğa doğru değişimler mevcuttur.

Go to top