Biliyorsunuz İstanbul’un yoga yapılmamış köşesi kalmadı. Parkta yoga, bostanda yoga, sanat galerisinde yoga, kuledibinde yoga, yolun ortasında yoga filan derken o kadar yaygınlaştı ki, geçen gün bizim bakkaldan “Olgu hocam, burada bir yoga organizasyonu yapsanız,” diye bir talep geldi. Durun, bu enteresan olayı ve bu şahane teklifi nasıl bir fırsata çevirdiğimi en başından anlatayım.

Bütün paramı, hattâ önümüzdeki beş yıl kazanabileceğim miktarı önden yoga eğitimlerine, tatillerine filan verdiğim için fakirim, söylemesi ayıp. Yogayla ilgilenen herkes de eğitmen olduğu için ders verecek kimseyi bulamıyorum tabii, nereden bulayım. O yüzden elimde kalan kırık dökük matımla bir meczup gibi şehirde dolaşıyor, her köşede yoga yaparak halkın ilgisini çekmeye, onları bilinçlendirmeye çalışıyorum. Arada bir iki kuruş para verip ders almak isteyen çıkar diye umuyorum. Bu gezginliğimin ilhamını tabi ki sizlerden aldım canım arkadaşlarım. Bulduğunuz her boş alana insanları toplayıp yoga yaptırarak beni de gaza getirdiniz ve yoganın yaygınlaştırılması kampanyasına katılarak şehrin tüm zorluklarına, önyargılara, bilmeden fikir sahibi olan bilmişlere tek başıma göğüs germe ilhamı verdiniz. Sağolun. Nelerle karşılaştım, neler... Taşlanarak kovulduğum mahalleler, yoga yapmaktan bir lokmacık kaldığım için bana acıyıp çorba getirenler, dalga geçenler, yanıma kıvrılan köpekler, kenara koyduğum yırtık pırtık ayakkabılarımı çalanlar, yoga sutraları yalayıp yutmuş nice alimler... Bir ara anlatırım.

İstanbul kartımda kontör kalmadığı için artık fazla gezemiyorum. Bu yüzden mahallemizin her köşesinde yoga yaparak misyonumu gerçekleştirmeye çalışıyorum. Geçen gün yine sokağın köşesinde matımdan arda kalanları sermiş güneşi selamlıyordum ki, bakkal efendinin çekingen bir edayla yanıma yaklaştığını gördüm. Göz ucuyla gördüm tabi. Driştimi, odaklanmamı, o anda içimde olan biteni araştıran zihnimi, su gibi akıveren nefesimde toplanmış dikkatimi bir bakkalın bozmasına izin verecek değildim. Mırıl mırıl bir şeyler söyleyen bakkalı duymazdan gelerek serimi bitirdim, savasana’da dinlendim ve beni sabırla, inançla beklemiş bakkala döndüm. “Olgu hocam, bizim dükkanda da bir yoga organizasyonu yapsanız,” dediğini anlar gibi oldum. Eh, beyin dalgalarım henüz theta seviyesinde olduğu için bakkal efendinin söylediklerini tam olarak kavramam zordu, beta’ya dönmeyi bekledim. “Bizim dükkanın ortasında bir boş alan var, biliyorsunuz. Bir kaç kişi toplanıp orada yoga yapsanız, cipslerin, konservelerin enerjisi biraz düzelse... Son kullanma tarihi geçmiş peynirler kendine gelse. Akşam 10’dan sonra da müşteriler dolsa, bereket artsa?” Beta meta... Aklımın bunu alması olanaklı değildi. Bizim Yozgat’lı hacı bakkal efendi yoga bilincine ermiş, yogayı kucaklamaya karar vermiş, dükkânını bizim gibi dünyanın en doğru öğretisine gönül vermiş insanlara açıyordu, öyle mi? Sonunda amacımıza ulaştığımızı o an anladım, arkadaşlar. Çabalarımız sonunda meyve vermeye başlamıştı. Her köşe başında yoga yapmanın insanlığa getirebileceği faydaları, dünyamızın nasıl bir güzellikle dolabileceğini ve kurtuluşun yakın olduğunu işte o esnada çaktım dostlar. Şehrin bütün kaldırım taşları, İsparklar, bostanlardaki meyveler, kuleler, köprüler, havaalanları, TOKİ binaları, sokak hayvanları ve insanlar artık tarafımızca kutsanmaya, enerjilerini bize göre ayarlamaya, nefesleriyle akmaya hazırlar! Gün bugündür!

Hemen bakkalla bir organizasyon yaptık. Peynirler için bir şey yapamayacağımızı belirtmedim, boşver böyle bilsin, dedim. Öyle iki üç kişiyle, bedavadan 90 dakikalık bir yoga seansıyla bitirecek halim yoktu. Kaçırır mıyım, bu teklifi retreat ile biten 200 saatlik bir eğitim formatına çevirdim ve bir kazan-kazan stratejisi düşündüm. Her sabah 20 kişinin bakkalın ortasında self-practice yapmasına pek razı gelmeyen bakkal amcaya dükkânı açmayı, erkenden gelen ekmekleri vitrinli dolaba dizmeyi, sabah temizliğini yapmayı önerdim. Bu hizmetler için para istemeyeceğimizi, karma yoga adı altında öğrencileri dilediğim gibi çalıştırabileceğimi anlattım. Çok sevindi. İki haftada bir aynı grupla toplanarak bütün hafta sonu bakkalı işgal etmemize de ses çıkarmadı böylece. Karma yogayı duyan diğer esnaf da konuyla ilgilenince, eğitim sonundaki retreat’i manavda yapmaya karar verdim. Kimsenin gönlü kalmasın. Yeşillikler içinde, taze sebze meyveler eşliğinde yapacağımız retreat boyunca et yemeyi yasaklayacağım için kendisine oldukça yüklü para kazanma fırsatı sunacağımı belirttim. Sevinçten dükkanı şimdiden avokado, hindistan cevizi, santa domingo şeftalisi, cocona gibi kendisinin de tanımadığı bir sürü şeyle doldurdu. Önemli olan meyve değil, sürecin kendisidir, dediysem de dinletemedim.

Mekân kirası vermeden, üstüne gani gani para kazanma fırsatı elde ettiğime mi sevineyim, mahallemin güzel insanlarının yogaya ermesine mi, bilemedim. Yolda inatla, disiplinle, tapasla yürümenin ne demek olduğunu bir kere daha anladım. Biraz daha derinleştim, zenginleştim! Eh ne demiş yüce bilge Sri Pathabi Jois; practice... practice... practice... and it all comes! (Yogayı İngilizce öğrenmenin nasıl ekstra bir derinlik katacağına da başka bir yazımda değineceğim.)

Bakkalda yoga, manavda retreat isimli eğitim ayrıntıları için yüzde 10’luk erken kayıt fırsatını kaçırmadan hemmen iletişime geçin! 30, 50, 100 saatlik ileri seviye çalışmalarımız için dükkânlarını açacak başka esnaflar da olacak, şimdiden müjdesini verelim.

 

Go to top