Yaklaşın. Yoga bilmeyenlerin ön yargıları ile nasıl mücadele edebileceğinizi açıklayacağım.

Yogaya gönül verdiğimiz ilk günden beri, ister eğitmen olalım ister öğrenci, yoga hakkında hiç bir şey bilmeyenlerin ön yargılı fikirleri, geçtikleri dalgalar, saldırıları ile karşılaştık, karşılaşıyoruz. Gıcık oluyoruz, dişlerimizi sıkıyoruz ama bir “yogacı” sinirlenmemek zorunda olduğu (!) için o çok içimizden gelen tokadı atamıyoruz. “Ben altı yaşımdan beri” yoga yaptığım için bu yaklaşımlara çok maruz kaldım. Eh serde entellik ve etrafımdaki insanlar da bu minvalde olunca aşırı doz yüklendim. Neyse ki bazı  ön yargılar zamanla hafifledi ama bazıları da form değiştirdi, çoğaldı, yenilendi. Şimdi hepsine tek tek bakalım ve bu tarz yaklaşımlara karşı yanlış ve doğru tavırları karşılaştıralım.

1. Yoga niye paralıcılar. Şahsen en sevdiğim grup bu. Hayatta kalmak için en çok ihtiyaç duyduğumuz şeye, suya oluk oluk para verirken, buna ses çıkarmazken neden yogaya para vermekten çekiniyorlar? Bu grubun içinde farklı yaklaşımlar var elbette ama kabaca üçe ayıralım: Yogayı din sananlar ve spiritüel bir disiplin için para vermeyi gereksiz bulanlar (çünkü anneannesi de biliyor ya yoga yapmayı, isterse ondan öğrenecek),  pintiler (fırsat sitelerinden kupon alıp stüdyolarınızı sırayla dolaştılar) ve pahalılıktan şikayet edenler (bir şey diyemiyorum).

Yanlış: Yoganın paralı olmasından şikayet edenlere karşı en yanlış yaklaşım bazılarınızın sık sık başvurduğu şu cümleler: “Ne yapalım, nasıl geçinelim?” “Stüdyo kirası ne kadar biliyor musun sen?” Bakın bunlar doğru değil, çünkü daha karşınızdaki insan henüz sizin yoga eğitmenliğini neden meslek olarak seçtiğinizi, niye stüdyo işlettiğinizi falan anlamış değil. Bir geçim sağlama yolu olarak yoga anlamsız geliyor. Kurumsal hayatı bırakıp yoga eğitmenliğini seçmiş olmayı hayalperestlik olarak görüyor (ki artık biraz da öyledir).  

Doğru: Yogaya verilen paranın bir teknik öğrenmek için olduğunu belirtin. Teknik dediysem, “yoga spordur” isimli tehlikeli suya dalmadığımı belirteyim. Bir yaşam şekliyse yoga, tekniği de vardır elbet. Sadece aşağı bakan köpek değil, satya da teknik ister, ahimsa egzersiz ede ede kazanılır, sauca için yapılması ve yapılmaması gerekenler vardır. Yoga bir bilgi birikimidir ve siz bu bilgiye erişmiş, hâlâ da çalışmakta olan alimler olarak bilginizi aktarma işini bedavadan yapmak zorunda değilsiniz. Neden? Çünkü kapitalizm bunu gerektirir. Sistemi reddederek değiştirmek de olası değildir.

Peki gerçekten pahalı mıdır ve neden? Gerçekten ucuz değildir, nedenlerini de biliyorsunuz, anlatıverin.

2. Doğudan gelen şey bilimsel değildirciler. Evet bu konu mühim. Arkasında yüzlerce yıllık oryantalist geleneğin yükünü taşıyan bu ön yargı da oldukça yaygın. Neyse ki yoganın faydaları üzerine yapılan bilimsel çalışmalar (ki bunları bir kitapta topluyorum, çok yakında!) bu yargıyı yıkmakta. 

Yanlış: “Bilimsel olmak zorunda mı?” “Nazar da bilimsel değil, ama inanıyorsun?” yaklaşımı. Yahu ne yaptınız? Yogayı bilimden kopardınız, doğu-batı savaşına daldınız. Saçmaladınız. 

Doğru: Kendi varlığı hariç her şeyden şüphe duyan şeye bilim denir. Bilimsel yaklaşım şüphecilik gerektirir. O nedenle yogaya karşı şüpheyle yaklaşılması da doğaldır fakat buradaki sorun, doğudan geldiği için ispatlanamaz inanışlar içerdiğine ilişkin ön yargıdır. Avrupa’nın doğusundaki ülkeleri ele geçirip sömürmek için onsekizinci yüzyıldan itibaren başlattığı koloniyalist akım doğulu olanı mistik, egzotik, bilimden uzak olarak tanımlamış, bastırmıştır. Edward Said’in oryantalizm tanımını/kitabını okumanızı öneririm. Bu baskılama ve sömürme yöntemini pek güzel anlatır. Kelimeyi literatüre kazandıran da kendisidir. Oryantalizm bitmiş değildir ama form değiştirmiştir. Uzun ve derin bir konu, ayrıca değiniriz fakat doğuda mı batıda mı olduğu müphem bir ülkenin insanlarının hem de bu devirde oryantalizme soyunması gülünçtür. Biraz bu konuda derinleşip tartışabilirsiniz. (Konuyla ilgili, bir ders için yazdığım makalenin taslağına göz gezdirebilirsiniz mesela; https://yolyoga.wordpress.com/2016/04/20/yoganin-antropolojisi/ )

Beynin iki yarısının eşit çalışmasından, dünyanın da doğu batısının birlikteliğinden, birinin diğerini bastırmasının arkasında sadece para olduğundan falan da dem vurabilirsiniz. Ne kadar kafa karıştırırsanız o kadar iyi.

Yoga ile uğraşırken batılı bilim adamı, düşünür ve psikologlardan destek almak da istiyorsunuz haklı olarak. Fakat bir Jung’a takıldınız kaldınız arkadaş. Dimağınızı biraz daha genişletmek için araştırmanızı öneririm. Örneğin Spinoza’dan daha çok destek bulursunuz, benden söylemesi. Keza dekonstrüksiyon öğrenebilirsiniz. Bilmiyor, öğrenmek istemiyor ya da bulamıyorsanız, bazı arkadaşların yaptığı gibi “ya şimdi Adler’den girer Barthes’tan çıkardım, anlamak için Lacan’ı yiyip yutman gerekirdi ama şimdi girmeyeyim,” falan gibi bir kıvırmayla işin içinden çıkabilirsiniz.

Bütün bunlara rağmen karşınızdaki nuh diyor peygamber demiyor mu? Yürüyün gidin uzak ufuklara doğru.

3.  Ay ben öyle oturamam, oo ben bu hareketleri yapamamcılar. Yoga duyar duymaz jnana mudra yapıp “omm” diyen fotocelli arkadaşlardan bıktık, değil mi? Bu arkadaşların gözünün önüne gelen şekil padmasana’da gözleri kapalı oturmuş bir figürdür. Boş boş oturmak diye tabir ettikleri meditasyonun hareketli bir versiyonu olduğundan bihaber bu arkadaşlar şimdilerde de instagram’da sergilediğiniz ileri yoga asanalarını görüp ürkmekte, yoganın bu ikisi arasında bir yerlerde olabileceğini düşünmemektedirler. Haklılar.

Yanlış: Komple instagram, facebook hesaplarınızda paylaştığınız aşırı asana resimleri. Yoga “pozu”nu poz vermek olarak algıladığınızdan şüphelenmeye başlıyorum.

Doğru: Meditasyon oturuşunun hedef, final olduğunu açıklamalısınız. Hepimizin oraya varmak, orada rahat kalabilmek için debelendiğimizi öğretmelisiniz. Abidik gubidik, aşırı yoga asanalarını sergilemekten vazgeçmeyeceksiniz biliyorum. Seviyor, güzel görünüyorsunuz, paylaşmak egonuza iyi geliyor, tamam. Ama o zaman “neydim, ne oldum” tarzı bir yaklaşım sergilemelisiniz. İleri asananın altına kimsenin anlamadığı iki dize döktürmek yerine hikayesini yazabilirsiniz; “yıl bilmem kaçtı, daha öne eğilip ayakkabılarımı bağlayamazdım, x yılda düzenli pratikle bu hale geldim, siz de yapabilirsiniz,” gibi. Ya da ortalama asanalardan şaşmayacaksınız. Bir savaşçının asaletini, yukarı bakan köpeğin vizyonunu, bir vrksasananın güçlü dengesini göstermekten çekinmeyeceksiniz.  Hasbelkader  yoga biraz yaratıcılık uyandırdıysa içinizde, en basit asanayı bile harika bir kompozisyonla sergileyebilirsiniz. Var böyle arkadaşlar, sanatçı oldular resmen, feyz alın.

4. Yoga bilgisi Recep İvedik’in taytına, Cem Yılmaz esprilerine sıkışıp kalmışlar. Doğrusunu yanlışını bilmem; ağzının ortasına çakın iki tane.

5. Aa sen yogacısın niye sinirleniyorsuncular. Bakın bunu uzun uzun tartışmamız gerekir. Yoga yapan öfkelenmez, üzülmez, nefret etmez, dedikodu yapmaz (hadi canım, hahah)... Yoga yapan sadece sever, hep mutludur, böcektir, kuştur... Arkadaşlar bunlar nereden çıktı, bileniniz var mı? Kendimizin de inandığı bu saçma fikirlere nereden kapıldık, kim kandırdı bizi?

Yanlış: Öyleymiş gibi davranmaya çalışmak. Et yediğini, sigara içtiğini, öfkelendiğini saklamak. Yani kendine ve herkese yalan söylemek. Yoga bilmeyenden daha cahil olduğunun farkında olmamak, bir yerde patlayıvermek, ortadan ikiye ayrılıvermek.

Doğru: Öncelikle anlamaya çalışalım, neden böyle düşünüyorlar/düşünüyoruz? Bu tuhaf fikirlerin kökenini araştıralım. Bu yalanları yazan kitapları yakalım, söyleyen ağızları kapatalım. Sonra kendimiz anlayalım; yoga sadece belli bir şekilde hissetmek, belli bir doğrultuda hareket etmeye çalışmak değil, hayatın HER ŞEYİ kapsadığını kabul etmek demektir. İçinizdeki şeytanla karşılaştınız diye o şeytan yok olacak demek de değildir. Ha yok olabilir, tavrını değiştirebilir amma bu da iki günde gerçekleşmez ablacım. Salt sevgi böcüğü olmak için basamak basamak ilerlemiş, sınırlarınla uğraşmış (buna kısa hamstring’lerin kadar normatif düzeni mesele etmen de dahildir), üstüne bir gün çat diye aydınlanmış olman gerekir. Öyle biri değilsin, böyle giderse de olamazsın. O nedenle yalan söyleme, neysen o ol. Millete de anlat ki adamı sinir etmesinler, benim gibi doğal birini görünce hemen dudak büküp eleştirmeye kalkmasınlar.

Son olarak, bu ön yargıların yogaya zarar verdiğini düşünüp sızlanmayın. Zarar gören yoga olmaz, yoga sektörü olur, sizin egonuz olur. Yoga sektörünün zarar görmesi ile ego meselesine de ayrıca çakacağım iki tane. Bi bitmediniz. Sağlıcakla kalın.

 

Go to top