Her şeyden önce ve hiçbir şeyden önce bir zaman vardı. Aslında zaman da yoktu. O vardı yalnızca. Mutlaktı ve bakiydi. Bitmek tükenmek bilmeyen bir sevgi formu vardı. Ama vardı yalnızca.

Var olmak yetmemişti. O sonsuzluktu ve bu sonsuzlukta kendini deneyimlemek istedi. Bu istek öyle yoğundu ki, birden bire zerreler halinde dağıldı.

Bir şeyler oldu. Düşünmek yetmişti bir şeyler olmasına. Öyle muazzamdı düşüncenin gücü. Her yer sonsuzlukla doldu. Yavaş yavaş ama çokta hızlı bir şekilde oldu sonsuzluk. Yaşam geldi sonsuzluğa. Sonra başka yaşamlar geldi. Zihin geldi. Nefis geldi. Et, kemik geldi. Derken, merak geldi. Neydi bu ağacın meyvesi?

Korkak olan, adı üstünde korkuyordu. Cesur olan başka bir yaşamdan destek aldı. Sundu korkağa meyveyi. Korkak olan, korka korka yedi.

Ve yeni bir yaşam geldi. Cesur ile korkak fark etmeden, birlikte kurmuşlardı bu yaşamı. Çünkü böyle olması gerekiyordu. Sonsuz olan kendini deneyimlemeliydi. Ve deneyimliyordu.

Yaşamlar yaşamlara aktarıldı bu sonsuzlukta. Yığınla zıtlık birbirini takip etti. Üzüntü de vardı, mutlulukta. Gece de vardı, gündüz de. Açlıkta vardı, toklukta. Ve daha niceleri...

Sonsuzlukla başlanıldığı için başlangıç yoktu aslında. Bu yüzden bir bitişte yoktu. Ve yine aynı sonsuzluk sebebinden, nereden gelindiği ve nereye gidileceği bilinemiyordu.

Belki de bir önemi yoktu. Düşünceyle başlayan şeyler düşünceyle de bitebilirdi pekala. Nasıl ki zerreler halinde dağılan sevgi bin bir farklı forma büründü, başlangıç ve bitişler de bürünebilirdi.

Bazıları için bitişler yaklaştı. Zaman mefhumunu yitirmiş bir hilkat garibesi gibiydi adeta. Sonsuzluğun başını hatırladı. Rahatladı. Ve yeniden karıştı sonsuzluğa.

Bazıları için bitişler başlangıçtı. Hazırdı ve anlıyordu. Anlamayanlar ona bakıyordu. Korkuyordu anlamayanlar. Anlayanlar da korkuyordu. Çünkü korku da sevgidendi.

Sevgi hep şekil değiştirdi. Peki sevgi neydi? Nasıl sevilebilirdi? Var mıydı tek bir yolu? Her şey sevgiden oluştuysa, olan her şey de sevgi miydi?

Go to top