Herkes kendi zannınca benim yari
Aramadı kimse içindeki esrarı
Mesnevi-i Şerif

Siz de gönlünde ve gözünde büyüttüğü şeyin içine girip de ardında en ufak bir samimiyetsizlik fark ettiğinde hevesini yitirenlerden misiniz? Sınavla postnişin makamının belirlendiği haberiyle başladığım günde Hz. Pir’in yukardaki sözlerine denk geldim ve aklıma bu soru takıldı. Ben öyleydim. Öyleydim çünkü sorduğum sorunun içinde ifade ettiğim gibi o şeyler sadece birer hevesten ibaretti. Yani ibaretmiş. Bir şeyi içselleştirip farkındalığa ulaştıkça asıl gerçeklik görülebilir, çevresini kuşatan sahtelikler sizi çok da etkilemezmiş. Yozlaşmış olanın ardındaki esas hep orada arayanını beklermiş.

Pir sözlerindeki eşsiz uslübuyla geçici heveslerin peşindeki bizleri son derece nazikane uyarıyor. Kendi zannınızca benim yarim olmanızdan ziyade beni ben yapan esrarı araştırın, esas olan budur, o esrara gelin buyuruyor. Ama bizler kendi zannımızca yari olmanın kolaylığından nefsimize hoş gelmesinden ve bizlere verdiği dünyevi nimetlerden vazgeçemiyor tam aksine muazzam bir şahsiyeti ve onun ardından oluşan koskoca bir külliyatı iç ediyoruz. Artık festivaller, filan kongre, falan sempozyum, sünnet düğünü, market açılışı, akşam yemeği aperatifi olarak lokantalarda ya da alternatif turizmin havuzbaşı animasyonlarında, ramazan ayının vazgeçilmez sofralarında, herhangi bir yerde, herhangi bir zamanda her şekilde ve de her formatta sema gösterisi izlemek mümkün. Peki ya Mevlevi ayini şerifi ile şerefyab olmaK, işte o çok zor. Yozlaştırılanın ardındaki esas olan da orada. Ve onu arayan önünde sonunda muradına eriyor.

Mevlevilik müessesi ve adabındaki bozulmadan yola çıkarak asıl ifade etmek istediğim ise Can’lar; Maalesef tüm değerli kavramların içinin boşaltıldığı, manevi öğreti ve inançların popülerleştiği, yozlaşmanın en üst seviyelerde seyrettiği bir çağda yaşıyoruz. Tüm bunlar kalitenin düşüşüyle başlıyor. Kalite emek, özen, bilgi ve belli vasıflar isterken bu kavramlara uzak olanlar için öncelik en kısa, kolay ve ucuz şekilde fayda sağlamak oluyor. Neyin, nerede, nasıl veya ne için olması gerektiğini bilmedikleri için kalitesize meylediyorlar. Ve sonunda bu bir sarmal haline geliyor, kalitesiz seçimler beraberinde samimiyetsizliği de getiriyor. Sonuçta toplumun her alanında kalite düşmeye başlarken yozlaşma da kaçınılmaz oluyor. Olana salt bir hevesle yaklaşanlar da neyi aradığını unutup hayalkırıklığı ve mutsuzluk sarmalının içine çekiliyor.

Yoz; kendin olmamaktır, kendin gibi düşünmemektir, özgün olmamaktır ya da herhangi bir düşünceye sahip olmamaktır. Eğer bir insan kendini bilmiyor, düşünceleri taklitten öteye gitmiyorsa o insan kendi olmak üzere her şeye karşı yabancılaşıyor ve yanında, yöresinde, arkasında kim varsa ondan da aynı davranışı bekliyor. Yozlaşma her cephede aynı, ünvanlar ise sadece kılıfları. Günü kurtarma adına yapılan göstermelik çalışmalar, dengesiz tavırlar, açgözlü davranışlar, maddi ve manevi tatminsizlik, servet açlığı, ayrımcılık yozlaşmayı tetikleyen nedenlerin başında geliyor. İşin doğrusu artık her şey zıvanadan çıktı. Edep sahibi olanlar da kendi köşelerine çekildi çünkü cephe o kadar genişledi ki kime ne söyleyeceğimizi neyi nasıl anlatacağımızı şaşırıyoruz artık. İşin tuhafı kimse bir şey dinlemiyor bir şey de duymak istemiyor, herkes bildiğini ve önüne hazır sunulanı okuyor. Sanki kimse bu olan bitenden rahatsız olmuyor.

“Gerilim ve yozlaşma hayatın her alanını istila etmiş, bilinç yarılması, anlayamama, yabancılaşma, saçmalıkla yüz yüze ve çaresiz kalma bir yaşam biçimi halini almıştır. Böyle bir ortamda her şey anlam ve içerik kaybına uğrar. Aşklar aşka benzemez, intihar girişimleri gülünçleşir, devrimci faaliyet yolundan sapar.” Erendiz Atasü

Niyetini belirleyerek yola düşenlerin menzili de bellidir. Hakikatin ne orada ne burada olmakla, ne onunla bununla hemhal olmakla ne de o kitap bu kitap okumakla ilgisi yok. Bilmemiz gereken tek şey menzilin şaşmaması. İnandığımız, değer verdiğimiz, kendimizi adadığımız ne varsa, ona buna, yamuk yumuk olana aldırış etmeden, hakikatin peşinden yürümeye devam etmek ve o hakikate sahip çıkmamız gerek. Yolda nasibimiz neyse zaten onu yaşayacağız. Gerekli olan şey sadece sarsılmaz bir inanç ve güven.

“Gecenin en zifiri karanlığı, sabahın en yakın olduğu andadır” hakikatiyle bizler de hasretle bekliyoruz güneşin doğmasını.

Vakt-i şerîf hayr ola,
hayırlar feth ola, şerler def‘ ola,
Allâhu azîmü’ş-şân ism-i zâtının
nûruyla kalplerimizi pür-nûr eyleye;
demler, safâlar ziyâde ola.
Dem-i Hazret-i Mevlânâ,
sırr-ı Şems-i Tebrîzî,
kerem-i İmâm-ı Alî
hu diyelim huu

 

Go to top