Aşık olmaktan korkmak, insanın kendine hayatta sağlam bir duruş sergilemek için geliştirdiği bir tavır olsa gerek. Yoksa neden herkes aşkın zamanla bittiğine inansın ki…

“O aşk denen şeyi ilk hissettiğimde kalbimdeki durdurulamaz gümbürtü, midemde uçuşan kelebekler, yüzümdeki tebessüm ne oldu peki, nereye gitti?” diyorsanız, aslında bir yere gitmedi çünkü bunlar sadece bizim bildiğimiz aşk tanımına uygun olan biyolojik dürtülerden başka bir şey değil ve elbette gelip geçiyorlar, biz de aşkın tükendiğini, bittiğini düşünüyoruz ya da öyle düşünmek istiyoruz. Çünkü derinlerde hissettiğimiz şeyler, bu dürtülerin çok ötesinde bir şey ve çoğu zaman korkutucu geliyor insana. Öyle özgür ve mutlu hissediyor ki insan kendini, sanıyorum bir an geliyor bunu kaldıramıyor. Bu kadar çok özgürlük, bu kadar çok mutluluk kontrol edilemezse problem çıkaracakmış gibi hissediyor. Dengelerinin bozulduğunu düşünüp, ürküyor. Oysa Ye, Dua Et, Sev Kitabı’nda Ketut diyordu ki; “Bazen aşk için dengeyi bırakmak, dengeli bir hayatın gereğidir.” Ama çoğu insanın bunu yapabilecek cesareti olmadığı için vazgeçtiği bir şey aşk. Biraz ayaklarımız yerden kesilince paniğe kapılıyoruz, çok fazla mutlu olduğumuzda nedense endişeleniyoruz ve her şey kontrolden çıkıyormuş gibi geliyor. Bunların sonucunda da vazgeçiveriyoruz aşktan. Hiç arkamıza bakmadan, kaçıp gidiveriyoruz. Ya da aşk çoğu zaman, her şeyi kontrol altına almak için aşk adı altında sevgiliyi prangalara vurduğumuz bir drama dönüşüyor. Sevgilinin sevgilisi değil de sahibi olmayı istiyoruz. Bizim istediğimiz gibi olsun, bizi mutlu etmek önceliği olsun diye düşünüyoruz. Sonunda her iki tarafta ya katlanarak bir ilişki sürdürüyor ya da yine “aşk bitti” diye suçu aşka atıveriyor.

Aşkın pek güzel anlatıldığı kitaplar vardır. Osho’un Aşk Özgürlük Tek Başınalık kitabı da bunlardan biri sadece. Bakın Osho ne güzel tanımlamış aşkı ve aşık olmayı: “Kendini sev… Birbirinizi sevin ama aşktan bağlar üretmeyin. Aşk bir armağan olmalı ama bedeli olmamalı. Aşk bağlılığa dönüştüğü anda ilişki haline gelir. Aşk taleplerde bulunduğu anda hapishaneye benzer. Özgürlüğünü elinden alır; göklerde uçamazsın, kafeslenmişsindir. Aşkın özgürlük verici bir kalitede olması lazım, sana zincir vurması değil. Aşk sadece vermeyi bilir ve asla karşılık beklemez; aşk koşulsuz paylaşımdır. Gerçek aşkı asla hayal kırıklığına uğratamazsın çünkü zaten baştan bir beklenti yoktur. Gerçek olmayan aşkı ise asla tatmin edemezsin çünkü öylesine büyük bir beklenti içindedir ki, yapılan her şey az gelir. Aşk yaşamının en büyük deneyimidir ve aşk enerjisi ile deneyimlere girmeden yaşayanlar, hayatın ne olduğunu asla öğrenemezler. Fazla derinlere inmeden, yaşamın yüzeyinde kalırlar. Aşk olduğu zaman, seven ve sevilen birlikte aşkın içinde kaybolur. Eğer özgürlük ve aşka sahip olursan başka şeye ihtiyacın kalmaz.”

İşte böylesine özgürleştirici bir aşk ile karşılaşmadığımız için “aşk geçicidir, biter, heyecanı söner” diyoruz. Oysa olan ya bir aşk yanılgısıdır, özgürleştirmek yerine seni boğan ya da gerçekten Aşk’a düşmüşsündür de, tanıdığın hiçbir şeye benzemediği için korkup kaçmayı seçmişsindir.

Aşk bitmez; sadece seven ve sevilen Aşk’ın içinde kaybolur.

Aşk olsun o halde Can’lar, kaybolun Aşk’ın içinde, mutlu bayramlar…  

SİTEDE ARA

Go to top