Dedi ki duyguları; “Neyin ne kadarını bilmen gerektiğine ben karar veririm ve sana ancak o kadarını anlatırım, hatta biraz da değiştirebilirim kendimce. Ama senin bana güvenmeni, anlattıklarıma inanmanı ve bana hak vermeni beklerim. Öyle ya dostuz biz ve dostlar birbirine destek olur, zor durumda yardımcı olur…”

Ve cevap verdi duygularım; “Nasıl yani? Sen böyle yaptığında, benim sana olan güvenim zamanla sarsılmaz mı? Belki ilk anlattığında bazı şeyleri fark edemem ama zaman geçtikçe anlamaz mıyım samimi olmadığını? O zaman nasıl sana tam anlamı ile destek olurum? Neyi desteklediğim ile ilgili şüphelerim varken, sana yardımcı olamam ki. Sen sana yardım etmemi beklerken, ben seni anlamaya çalışmakla uğraşıyor olurum. Ve ne yazık ki anladığım, sadece bilmemi istediğin kadarını bana anlatıyor ama sana yüzde yüz destek olmamı bekliyor olduğun ile sınırlı kalır.”

Gerçek dostluklar diye nitelediğimiz ilişkiler sizce ne kadar samimi ve eğer tam anlamı ile samimi değilse neden değil?

Çünkü hiç kimse samimi değil. Hatta bırakın başkalarına karşı samimi olmayı, kendimize karşı bile çoğu zaman samimi ve dürüst değiliz. Kendimizi de, başkalarını da, inandırdığımızı kabul ettiğimiz ama samimiyetten uzak şeyler var hayatlarımızda o kadar. Hiç kimse olduğu gibi değil. Herkesin tek düşündüğü kendini haklı çıkaracak şekilde görünüp, davranmak. Oysa samimi olsak yani yüzde yüz, gerçek anlamı ile öyle olsak demek istiyorum; belki de her şey kendiliğinden harika bir hale dönüşecek.

“Ama ya dönüşmezse, ya ben üzülürsem?” dedi duyguları.

Ve cevap verdi duygularım; “Üzülmezsin merak etme, her neye dönüşüyorsa süreç, senin için en iyi olandır o.”

“Ama ya zarar görürsem bundan ben, öyle saf saf dostum bile olsan her şeyi anlatamam ki…” dedi duyguları buna cevap olarak.

“Haklısın. Her bildiğini anlatmak zorunda değilsin elbette; kendine saklayacağın sırlar, çok özel şeylerin olabilir. Ama her söylediğini bilmek zorundasın. Ağzından her çıkanı bilmeli, tam da olduğu gibi anlatmalısın, anlatmak istediğin kadarı hakkındaki duygularını, yaşadıklarını. Tüm samimiyetinle, ne fazla ne eksik olmalı.” diye cevap verdi duygularım.

 

Aynen böyle olmalı. Eğer bunu yapamıyorsak belki de hiç anlatmamalıyız. En azından duygularımızı tartıp, ölçüp biçip, kendimize karşı samimi davranarak, gerçek hislerimize ulaşana kadar. Gerçek dostlar bekler birbirini, tüm dostluğumuzla, gerçekten ve samimiyetle anlatmaya karar verene kadar beklemeliyiz. Ve gerçek dostlar ısrarla “ne oldu, ne oldu” diye sormaz, sıkıştırmaz, yormaz dostlarını, dostluklarını… Sabırla, dostça bekler. Anlatmak istemiyorsa bir dost, diğeri sorgulamaz samimiyetlerini, hatta çok da samimi bulur bu seçimini, ama anlatmak isterse de dost, işte o zaman dostluğa yakışır bir şekilde, her anlattığını bilerek anlatmalıdır.

Gerçek dostluklara Aşk Olsun…

SİTEDE ARA

Go to top