Herkes dua etti analara, babalara “Allah hayırlı evlatlar versin.” dediler ve sık sık tekrarladılar benzer duaları bir çocuk büyürken, büyüdüğünde, hatta o da anne-baba olduğunda bile hep aynı şeyi dilediler.

Neden? Bütün anne-babalar mükemmel miydi yoksa hayata gelmesi yeterli miydi bir çocuğun beklentilere tam da istendiği gibi cevap vermesi için. Sahi nasıl olunurdu hayırlı bir evlat?  Biliyor muydu çocuk?

Bu iyi dilekler dilenip, dualar edilirken hiç kimse çocuklara, “Seni kendi düşüncelerinden özgür büyütecek anne-baban olsun.” demedi, aklına bile gelmedi kimsenin bir çocuk için bunu dilemek…

Ve büyüdüğümüzde birçoğumuzun kafasında tıpkı ebeveynlerimiz gibi düşünmek zorunda bırakılarak büyütüldüğümüz için, pek çok şey hakkında olduğu gibi, hayırlı evlat olma konusunda da benzer tanımlar oluştu. Bu tanımlar herkesin içinde bulunduğu aileye göre değişmekle birlikte ortak ana fikir; anne ve babasının arzu, istek ve beklentilerini, bir evladın her zaman kendi istek ve hayat amacının üstünde tutması yönündeydi.    

Oysa tüm çocukların en doğal hakkıydı anne-babalarının düşüncelerinden özgür büyütülmek. Ve ancak “Sen benim gibi davranmak, benim gibi düşünmek ya da benim gibi olmak zorunda değilsin.” diyebilen bir anne-baba tarafından büyütülen çocuklar, çok daha fazla sorumluluk sahibi oldular ya da inanın olacaklar. Kendilerini daha çok sevip beğenecek, hata yapmaktan korkmadan cesur adımlar atacak, herkese ve her şeye karşı daha duyarlı davranacak, evrensel bir bakış açısı ile yaşamı bütünsel bir mutluluk ile yaşayacak ve böyle olduğunda da öncelikle kendine, sonra ailesine ve sonra da etkileşimde bulunduğu tüm evrene karşı hayrı dokunacak…

Dün bir Anneler Günü’nü daha geride bıraktık ve çocuklarıma baktığımda, onların ne kadar bize benzediklerini düşünsem de, bu benzerlikten çok daha fazlasına sahip olduklarını görmek benim için en güzel armağandı. Oğlumun on bir yaşındayken bana yine bir anneler gününde yazdığı şiir geldi aklıma. Diyordu ki şiirin bir yerinde;

“Ben senden öğrendim yürümeyi, ayrıca senden öğrendim sevmeyi.

Hem zaten ben doğduğumda, sen de öğrenmedin mi bir çocuk sevmeyi.

Bu durumda olmuyor mu ben senden, sen de ben de öğrendin.

O zaman bence bir kalbin yarısı ben, yarısı sen.”

O gün bu şiirle birlikte gözlerimden yaşlar süzülürken, tıpkı şiirde söylediği gibi çok önemli bir şey öğrendim oğlumdan. Hem onun hem de kızımın kalbinin yarısı bendim. Evet sadece yarısı… Daha fazlasını istememek, onun alanına, kişisel farklılıklarına saygı duymak ve kalplerinin diğer tarafının tamamen kendilerini yansıtmasına alan açarken, onlar büyüdükçe benim yerleştiğim diğer alana, başka sevgiler koyabilmesi için belki biraz daha kenara çekilebilmek. Mükemmel olmadığımı, benim gibi olmak zorunda olmadıklarını ancak hep kalplerinin bir köşesinde ve her yaptıkları işte onların en büyük hayranı olduğumu onlara hissettirirken, ne kadar özgür olduklarını hiç unutturmamak.

Aşk olsun…

SİTEDE ARA

Go to top