"Ama hep verici taraf ben mi olacağım!"

Karşımda gözleri ağlamaklı oturuyordu. Erkek arkadaşı bir türlü beklentilerini karşılamadığı için kızgındı, öfkeliydi. Ne var yani bir sabah uyandığında telefonunda günaydın aşkım mesajı görseydi. Yani çok mu zordu. Erkek arkadaşı belli ki onu hiç sevmiyor, onu hiç umursamıyor, onunla ilgilenmiyordu. Seviyorum, aşığım dediği insandan beklediği ilgiyi, beklediği şekilde görememek onu ziyadesiyle üzüyordu. 

Diğer taraftan başka bir şehirde yaşayan erkek arkadaş her sabah olduğu gibi çalan saati duymamıştı. Her zamanki gibi yatağına girdiğinde sevgilisi ile geçirecekleri hayatın hayallerini kurarken uykusu kaçmış, o saatte sevgilisi uyuyordur diye düşünerek mesaj atmamıştı. Zaten şu akıllı dedikleri gerzek telefonlar hasıl olduğundan beridir insanların çılgınca birbirlerine mesajlar atmasına akıl erdiremiyordu. Kendi kendine "Ben seviyorum diyorsam seviyorum, bunu her an göstermemin ne anlamı var ki!" diye düşünüyordu. Pek tabii sevgilisine her saat başı mesajlar atabilir, her an onu arayabilir, her saniye yanında olduğunu hissettirebilirdi. Hadi canım oradan bir mesajla mı onu sevdiğimi düşünecek, daha büyük daha akılda kalıcı, daha sağlam bir şey yapmalıyım, onun ne eşsiz ne harika olduğunu, onunla beraber olduğum için ne kadar mutlu olduğumu benzersiz bir yolla göstermeliyim diye düşünüyordu. Düşünürken uykusu kaçıyor, her sabah bu yüzden telaşla işe yetişmeye çalışıyordu. O telaş içinde sevgilisine mesaj atmak, ulaşmaya çalışmak aklına gelebilecek en son şey oluyordu haliyle. 

Eskiden böyle değildi. Anlatır ya büyüklerimiz. Onlardan referans alarak söylüyorum. Henüz zaman makinesi icat edilmediğinden gidip doğru söyleyip söylemediklerini kontrol edecek halimiz yok. Ancak biraz çevremizi analiz ederek, biraz öz eleştiri yaparak rahatça görebiliyoruz. Çevremiz bizi kuşatan ve duygularımızı nasıl ifade edip, nasıl yaşayacağımıza karar veren mekanizmalar ve kurumlarla dolu. Bir pembe dizi izliyoruz. Basitçe bir aşkın, ilişkinin nasıl yaşanabileceğini oradan öğreniyoruz, aynısını alıp yaşam pratiğimize uygulamaya çalışıyoruz. Gördüğümüz, izlediğimiz o kurmaca hayatı yaşamak istiyoruz. Cep telefonu operatörleri iletişimi tekrar tanımlıyor ve basit kısa mesajlarla sağladığımız sağlıksız bir iletişim sistemi içine bizi sürüklüyor. Duygularımızı ve davranışlarımızı yöneten bu koca koca devlere teslim oluyoruz ve kendimizi tanımadan ana akıma kapılıyoruz. 

Halbuki, ilişkilerin temeli vermek ve almak, ancak, özellikle romantik ilişkilerde ve dostlarımız ile olan ilişkilerde, almayı beklemeden vermektir. Hepimizin hayat içinde birikimleri vardır. Bu birikimleri bir şekilde çevremizde ilişkide olduklarımız ile paylaşırız. Bu paylaşımı karşımızdakinden beklentimiz olmadan yaptığımız vakit huzurlu bir ilişki yaşarız. İlişki çemberinin sağlıklı işleyebilmesi şüphesiz her iki tarafında beklentisiz bir paylaşımda bulunduğu durumda gerçekleşir. Radyo anteni gibi sürekli yayın yapan sürekli vereci olan taraf ile sadece alıcı taraf arasında sağlıklı bir ilişkiden bahsetmek çok zor olur. Paylaşım vermek ve karşılığında beklediğini almak değildir. Verdiğin şeyin karşılığını belirlemek ticarete benzer bir şeydir. İlişkiler dünyasında hiçbir şey market raflarında fiyatları belirli ürün değildir. 

Verdiğimizin karşılığını beklediğimiz zaman, beklentiler içine girdiğimiz vakit huzurumuz kaçar, ilişkinin bizi rahatsız ettiğini fark ederiz. Etrafımızda biriktirdiğimiz insanların hayatımızda yer olmasının mutlaka bir nedeni varsa o neden için hayata şükrettiğimiz sürece mutluluk kapıları sonuna kadar bize açılır. Beklentimizin olmadığı durumlarda daha net, daha sade, daha nesnel davranarak karar verebiliriz. Mutsuz düşüncelerden daha uzak kalırız. 

Beklentimiz olmadığı halde, sürekli veren durumdaysak, zaten bir ilişkiden bahsedemeyiz. Hakkında boşuna konuşmaya düşünmeye gerek yok. 

"Bebeğim!" dedim "Mesela şimdi erkek arkadaşın arasa ve yarın sabah için uçak bileti aldığını, aldığı bu uçak biletinin parasını kazanmak için bir haftadır gece gündüz çalıştığını söylese ne düşünürdün?" 

Aynı anda telefonu çaldı. Karşıdaki erkek arkadaş akşama İstanbul'a geleceğini müjdeledi, çok yoğun olduğu için bir haftadır arayamadığını, ancak şimdi müsait kalabildiğini ve hava alanına doğru yola çıktığını müjdeledi. Bu çocuğun da verme biçimi böyleydi.  

Ağlamaklı gözlerin ışıl ışıl pırıldadığını görmek güzeldi. Biraz da çocuk utancı vardı kızaran yanaklarda. 

Aşk tatlıydı. 

Sevgiyle. 

 

SİTEDE ARA

Go to top