Sordum O'na, "AŞK nedir?"
Dedi, "Başlarken SATIŞ, biterken PAZARLIKTIR..."

Dedim, "Aşk, hesap-kitap işi midir?"
Dedi, "Niteliklerini ve kişiliklerini toplayıp çıkardıktan sonra elde ettiğin sonuç AŞK'tır..."

Dedim, "Ama özveri ve fedakârlık..."
Dedi, "Hesaplama konusunda başarısız olanlar ve bütünüyle doğru hesap yapamayanların sonu ACI ve KAHREDİCİ AŞK'ı deneyimlemek olacaktır!"

Dedim, "Ya hata payı..."
Dedi, "Bu hesaplamadaki kesinliğin bir parçasıdır..."

Milan’la çalışmamızın 2. gün çalışmasının konusu ‘ideal aşk’ oldu. İnsanın ideallerinin olmaması neredeyse imkânsızdır… Hiç idealin olmaması da aslında bir idealdir. İnsanın beraber olmak istediği kişiyi tanımlaması kadar doğal bir şey yoktur…  Çünkü idealler ile aslında kendimizi, yani kendi sınırlarımızı koruyoruz. Genellikle aradığımız şeyler aslında kendi varlığımızı korumaya yönelik oluyor… Örneğin, beni sevsin, beni olduğum gibi kabul etsin, sadık olsun, dürüst olsun, yalan söylemesin, ruh ikizim olsun… Dikkat ettiniz mi? Aslında hep kendimize yönelik şeyleri tarif ediyoruz… Söylediğimiz şeylerin hepsi “O öyle olsun”a yönelik…

Yani bu açıdan bakıldığında bir sorun yok gibi gözüküyor… Ama birçoğumuza küçükken sevginin koşulsuz olduğu söylenmedi mi?

Kendi açımdan baktığımda benim için ideal bir sevgili nasıl olmalı diye düşündüm… Ben nasıl bir partner karşısında heyecan duyuyorum? İhtiyaçlarım, arzularım ne? Kurallarım var mı? Özgür olmak benim için ne ifade ediyor? Cinsellik konusunda ne düşünüyorum? İdeal bir ilişkide bunlar nasıl yaşanmalı?

Şimdi siz de bir takım sorularla ‘ideal aşk’dan ne anladığınızı listeleyin bakalım ortaya nasıl bir tablo çıkacak? Ve cevaplarınıza bir bakın… Orada ne görüyorsunuz? Cevaplarınız içinde ne kadar destek, ne kadar koşulsuz sevgi var? Ne kadar kontrol var? Sizin için olmazsa olmazınız ne? Bin an düşünün ve kendinizi neye karşı korumaya aldığınıza bir bakın…

Bir ilişkide beklentiler açıkça ortaya konmalı… Belirsizlikler büyük sorun oluşturur. Beklentilerinizi açıkça ortaya koymalısınız… Ve tabi ki karşı tarafında taleplerini açıkça ifade etmesine izin verilmesi gerekir. Beraber bir yaşamda iki tarafında taleplerinin olması çok doğal, aksi durum ilişkide kırılganlık yaratır. İsteyememek büyük sorunların açığa çıkmasına, öfke ve kırılganlığa sebep olur…

İlişkilerimden birisinde yaşadığım en büyük sorun buydu… İsteyememek, talep edememek… Muhtemelen risk almaktan korktuğu için talep etmeyi bir türlü becerememişti… Genellikle gözlerime baksın ve benim ne istediğimi anlasın tavrı bir işe yaramıyor. Çünkü o kadar ayrı dünyalardan geliyoruz ki, çoğu zaman birbirimizin ihtiyaçlarını göremiyoruz ya da görmemek işimize geliyor. Oysa hayat böyle işlemiyor! Risk yoksa mama da yok… Hiç risk almadığınızda, aslında “dikensiz bir gül bahçesi” aradığınızı göreceksiniz…

Tabi talep edilen yani beklentiler de gerçekçi olmalı… Eğer ilişkinizden veremeyeceği bir şeyi talep ediyorsanız, bu sefer de başka bir sorun ortaya çıkıyor. Erkeğin ve kadının rolleri iyi belirlenmeli… Sınırları iyi çizilmemiş roller ileride daha büyük sorunlara yol açabilir.

Hayat gibi ilişkilerde belirsiz bir seyir izler… Gelecekte ne olacağının kontrolü çoğu zaman bizim elimizde değildir. Çoğu zaman sonucu belli hedefler koymak, yaşamı daha gergin hale getirir… Bir hedef koymadan, sadece sürecin güzelliğini tadarak bir ilişki yaşayabiliriz. Bu elimizde olan bir şey…

İlişkilerde İhtiyaçlar ve talep edilen şeyler kurala dönüşmemeli… Yani, benim ilişkimde şunlar şunlar yoksa ben mutlu olamam gibi bir kural tehlikeli bir yaklaşımdır. Osho, “Ebeveynlerimize borçlu olduğumuz tek şey mutluluktur” demiş… Güzel ama uygulaması zor bir şey… Çünkü genellikle çocuklar ebeveynlerinden daha mutlu olmayı ihanet gibi algılar… Bu çocuklar için bir suçluluk duygusu geliştirmelerine neden olur… Çünkü suçluluk duygusunun, dolayısıyla ‘acı’ çekmenin bir birleştirici tarafı vardır. Acı çeken insanları bir düşünün… Genellikle oraya doğru yani ‘acı’ya doğru çekildiğinizi göreceksiniz. Acı, çoğu zaman ortak bir dil yaratır ve güvenli bir alan yaratır.

Peki, suçluluk duygusu olmadan mutlu olamayacak mıyız? Bert Helinger buna şöyle bir cevap veriyor: “Suçluluk duygusu olmadan özgürlük olmaz… Özgür olmak istiyorsanız, suçluluk duygusu ile yaşamayı öğrenmelisiniz…” İnsanoğlu her zaman mutlu olmak ister, ama her şeyin bir bedeli vardır… Mutluluğun bedeli, suçluluk duygusudur…

Hayatta her daim mutluluk yoktur… Mutlu anlar vardır. Acıya aşık olmak bir korunma yöntemidir… Özgürsen seni kontrol edemem, ama acı ile kontrol edebilirim. Bazen şöyle şeyler duyarız: “Çok mutlu bir ilişkimiz vardı… Neden böyle oldu anlamadım!?” Mutlu giden bir şeye çomak sokmak, acı ile ilişkilidir… Çünkü mutlu giden bir şeyi kontrol edemezsin… Acı güçlü bir kontrol mekanizmasıdır…

Çoğumuz ihtiyaçların ifade edilmesinin güvenli olmadığını öğrendik… İyi de istemeden aldığımız şeylerde de aslında hakkımız olmayan bir şeyi aldığımız duygusu oluşmuyor mu? Milan, “İhtiyaçlarını ifade etmek kendini sevmektir, çünkü bu senin sorumluluğundur, kendi sorumluluğunu görmek iyileşmenin temel koşuludur” diyor… Ancak buradaki kritik nokta, ihtiyaçların zaman ile kurala dönüşmemesi ve ihtiyaçların karşılanmadığında da yalnız kalabilmeyi becerebilmektir… Örneğin, “Bana sarılır mısın sevgilim” yani sarılma ihtiyacı eğer zaman içinde beraber yaşayalım kuralına dönüşüyorsa ve karşı taraf buna hazır değilse, ya da “Güven içinde misin?” arayışları, sürekli beni aramalısın kuralına dönüşüyorsa, bu bir gerginliğe sebep olacaktır. İhtiyaçlar kurala dönüşmemeli…

Milan bu aşamada ihtiyaçlar ve korkuların nasıl kurala dönüştükleri ile ilgili bir çalışma yaptırdı… Gruptaki kişilere ihtiyaçlarının neler olduğunu ve bunların nasıl kurala dönüştüğünü göstermeye çalıştı… Örneğin;
- ilgi ihtiyacı / beni sev kuralı
- destek ihtiyacı / bana yardım et kuralı
- yalnız olmak istemiyorum ihtiyacı / kalabalık bir aile olalım kuralı
- sarılmak, dokunulmak ihtiyacı / beraber yaşayalım kuralı
- kaybetme korkusu / bana nerede olduğunu söyleme kuralı
- anlaşılmaya ihtiyacım var / beni dinlemelisin kuralı
- daha çok cinselliğe ihtiyacım var/ her zaman hazır ve nazır olma kuralı

Peki ihtiyaçlarımızı neden bir kurala bağlıyoruz? Çünkü kurala bağlamak onu alma garantisini de beraberinde getiriyor. Kurallar ve kontratlar, bir ihtiyacı elde etmenin en güvenli yoludurlar… Bir ilişkinin içinde ihtiyaçlar arttıkça, ilişkinin kalitesi ve sürdürülebilirliği de değişiyor. İhtiyaçların dile getirmesi ve talep edilmesi çok doğal, ancak bu hiçbir zaman kurala dönüşmemeli… Bir ihtiyacı dile getirmeden önce “Ona gerçekten ihtiyacınız var mı?”ya odaklanın ve bir düşünün… Unutmayın!... Ne kadar çok ihtiyaç, o kadar çok kurala dönüşebilir… Kurallarla yaşanan bir hayatın ise ne kadar çok mutluluk getireceği şüphelidir… Hayat akan bir şeydir… İhtiyaçlarınız bu akışın içine her zaman uyumlanmak zorundadır…

Devam edecek…

 

KISSADAN HİSSE:

1- Günümüzde AŞK, adeta bir HİZMET SUNUMU'na dönüşmüş... Doğru hesap-kitap yapamıyorsan sonu ACI ve KEDER oluyor...

2- Goethe'nin, "AŞK, sen yaşamın HAS ÇİÇEĞİ ve SONSUZ MUTLULUĞUSUN..." sözü artık TAÇ'a çıkmış durumda...

3- Birkaç hesap-kitap yaptıktan sonra cevaba ulaşabilirsem sizi ararım... :)

4- ARADIĞINIZ KİŞİYE ŞU ANDA ULAŞILAMIYOR...!!!

 

SİTEDE ARA

Go to top