Din ile olan ilişkim merak üzerine kuruluydu çocukken, zira evimizde pek dinden bahsedilmezdi. İlkokulda tanıştım din kavramıyla, öğrenmeyi çok seven ben, dini de öğrenmeliydim.

Yapılan savaşlar, Arapça dualar, sahursuz tutulan oruçlar… Yakınlığımız uzun sürdü, ta ki, lisede biyoloji ile tanışana kadar. Sonrasında üniversitede okuduğum Moleküler biyoloji ve Genetik bölümü aramızı iyice açtı. Öyle ki, içerisinde dini kavram geçen kelimeleri kullanmamaya çalışıyordum, “İnşallah” yerine “Umarım” :)

Başladığım yoga yolculuğu ile, kelimelerin şifasına inanıyor ve deneyimliyorum. “AUM” derken harflerin bedenimin farklı yerlerinde yarattığı titreşimleri hissediyorum. AUM mantrası ses yaratma olgusunun tümünü ifade eder. Ya da “Asana” derken, nehrin akışı, güneşin doğup batışı, hayatımın yükselip alçalışı, nefesimin dolup boşalışı, normalize edilmiş bir eğriyi andırıyor.

Katıldığım sema inzivasında, önyargılarımla sınavım devam etti. İçimde semaya karşı farklı bir direnç vardı kırmakta zorlandığım, özellikle ilahiler ile beraber döndüğümde. Dönemiyor, yarım dairede bırakıyordum. Eğitmenimiz isteyenler içlerinden “Allah” diyebilirler, zikir şeklinde deyince, direncim iyice artmıştı. Üç gün boyunca içsel direnç ve sorgulamalar devam etti. Yabancı katılımcıların teslimiyetleri beni şaşırtıyordu. İlahilere olan katılığım son gün kendimi müziğe kaptırdığımda kırılmış, dönmeye bırakmıştım kendimi…

Özüme olan yolculuk ney ile devam etti. Ney ile ilahi çalmaya başladım ve bazen söylemeye… Kelimelere set çekmiyorum artık… Mantra da dinliyorum ilahi de, canım istediğinde ikisini de söylüyorum Aşk ile...

 

SİTEDE ARA

Go to top