Sabır ve katlanmak; biri aydınlığa biri karanlığa giden iki kapı…

Çoğumuz katlanmak ile sabretmek arasındaki ince çizginin farkında değilizdir. Bir şeylere sabrettiğimizi düşünürken, aslında sadece onlara katlanırız. Bu da bizi gün geçtikçe daha sinirli, daha endişeli ve nihayetinde de daha mutsuz bir insan yapar.

Katlanmak öğrenilmiş bir çaresizliktir. Daha doğduğumuz andan itibaren başlar bu öğrenme süreci ve tüm yaşamımız boyunca devam eder. Ailemizden, yakın çevremizden, gittiğimiz okullardaki arkadaş ve öğretmenlerimizden görerek öğrendiğimiz her şey bilinçaltımızda bir yer edinir kendine. Büyürken farkında olmadan bunlardan birkaçını besleriz ve zamanla biz de o en yakınımızdakiler gibi düşünmeye ve davranmaya başlarız.

Daha ilerleyen yaşlarda; sevilme, değer görme, kaybetme gibi korkularımızı katlanma psikolojimiz yönlendirmeye başlar. Daha çok sevilmek, daha çok değer görmek ve eğer sevgi ve değer gördüğümüzü bize hissettiren kişi veya konumlara sahip olduğumuzu düşünüyorsak, onları kaybetmemek için pek çok şeye katlanır bir duruma gelebiliriz. Bu en çok da gerçekten yüreği güzel, sevgisi bol insanların başına gelir. Çünkü kalbinizde sevgiye ne kadar çok yer varsa, çevrenizdekileri kırmamak adına daha çok şeye katlanan biri olma ihtimaliniz daha yüksek olur. Kendimizce bu durumu katlanıyorum diye değil de, sabrediyorum, çok sabırlı bir insanın diye nitelendiririz.

Ruhsal olarak büyümek de, sabır ve katlanmanın birbirine en çok karıştırıldığı durumlardan biri. İnsan, insani yönlerini güçlendirip, daha sevgi ve saygı dolu bir varlık olarak yaşamaya başladığında, nedense zaman zaman kendini güçsüz ve kimseyi kırmamak için her şeyi çok çabuk kabul eder, kendinden çok fazla ödün veren bir duruma düşebiliyor. Bu durumda da büyük çelişkiler yaşıyor iç dünyasında.

Katlanmak, sabretmekten çok farklı bir durum. Sabır içinde mücadele ve kavga bulundurmayan bir kavram. Gerçekten katlanmıyor ve sabır gösteriyorsanız şikâyet etmezsiniz, mutsuz hissetmezsiniz, üzülmez ve kırılmazsınız, gerektiğinde sevgi dolu cümlelerle, kırıcı olmadan da gerçekten hissettiklerinizi dile getirir, doğru bulmadığınız ve istemediğiniz hiçbir şeyi yapmak zorunda hissetmezsiniz kendinizi. Ama eğer bir katlanma durumu söz konusu ise kırılgansınızdır, hep her şeye rağmen anlaşılmadığınızı, sevilmediğinizi ve değer görmediğinizi düşünür, sahip olduklarınızı kaybetmemek için düşüncelerinizi dile getirmemeyi, susmayı tercih edersiniz.

Neden? Öyle öğrendik çünkü. Türk insanının bazı kriterleri vardır. Örneğin işinizden memnun değilseniz ve tek çözümün ayrılmanız olduğunu biliyorsanız; bilinçaltınıza daha küçüklüğünüzden itibaren kodlanmış cümleler sırası ile gün yüzüne çıkmaya başlar. Neden bunu yapmak istiyorsun? Karnını doyuracak para kazanmıyor musun? İyi kötü bir işin var işte, işsiz gezen bunca insan varken. İş bulamazsan ne yapacaksın? Ne olmuş yani patronun senin değerini bilmiyorsa… gibi, sizi vazgeçirecek bir sürü şey ya başkaları tarafından size tekrar tekrar hatırlatılacak ya da siz zaten önceden duyduğunuz bu sözleri hatırlayıp vazgeçeceksiniz, duruma katlanmayı seçeceksiniz.

Başka bir örnek mutsuz bir evliliği olanlar için. Hele de kadınsanız hep şunu duyup, öğrenmiş olma ihtimaliniz çok yüksek. Niye ayrılmak istiyorsun ki; kocan seni aldattı mı, dövüyor mu, rızkınızı içkiye veya kumara mı yatırıyor… Eğer bunlardan birine veya birkaçına evet diyemiyorsanız gereksiz bir şey ayrılmak. “Sabret güzelim ne gerek var ayrılığa” dense de bunun tercümesi “katlanmaya devam et” tir. Oysa mutlu olduğunuz bir işin ve yuvanın bambaşka değerleri vardır göz ardı edilen, görülmek ve kabul edilmek istenmeyen.

Bunlar gibi pek çok örnek verebiliriz öyle değil mi? Katlan ve her gün şikâyet etmeye devam et, öfkelen, hırsını başkalarından çıkar, gözlerin dolsun, her geçen gün daha mutsuz bir insan ol ama sabret canım benim, rahat mı battı yani sana?..

Sabret, yani katlanmaya devam et.

Veya;

Sabret, her sıkıntının bir sonu vardır. Her gecenin ardından güneş yeniden doğar. Başkalarının ne dediğinin, çocukluğunda annenin ve babanın böyle bir durum karşısında ne yaptığının, çevrenin ne düşündüğünün bir önemi yok. Sen nasıl daha mutlu biri olacağına karar ver. Evet sabret, belki zorluklar yaşayacaksın, belki sıkıntılı günler hemen geçmeyecek, belki zaman zaman pişman olacaksın ama sen mutlu olmayı seçtin. Mutsuz olduğun bir şeye katlanmak zorunda olmadığını fark ettin ve bir karar aldın, her şeye rağmen yeni bir yol seçtin. Mutluğuna giden bu yolda bundan sonra her ne yaşayacaksan sabır göster, en zoru başardın sen. Pek çok insanın yapamadığı bir şey yaptın ve şikâyeti bırakıp harekete geçtin. Bundan sonra ne olacağına dair bir bilgin yok, sadece fikirlerin var. Tek bilmen gereken, mutlu olduğunu hissedeceğin sonsuz olasılığın var olduğu. İşte bundan sonra sabır zamanı, işte şimdi “sabreden derviş muradına ermiş” sözünün bir anlamı var. Bu söz sadece, sana fayda sağlayacağını bildiğin bir şeyi yaparken olan her şeye sabır göstermek anlamında kullanılmalı diye düşünüyorum. Yoksa sadece her şeye katlanmış olmaktan öteye geçemezsin.

Eğer bunu başardıysan, şunu hatırla; ne demiş Hz. Mevlâna, “Sabret ki her şey hissettiğin kadar derin ve sonsuz olsun; sabret ki her şey gönlünce olsun”.

Aşk’la olsun…

 

 

 

 

SİTEDE ARA

Go to top