Birini sevdiğini ya da sevmediğini nasıl anlarsın? Nasıl seversin? Hayatında bir kere de olsa birini olduğu gibi gerçekten değiştirmeden olduğu gibi sevdin mi?

Hayır, hemen aklına eski sevgililerin gelmesin! Sevme haline sadece sevdiğin adamlar ya da kadınlar dahildir! Anneni, babanı, kardeşini ya da arkadaşlarını oldukları gibi kabul edebiliyor musun? Hayır,  Ayşe teyzene ya da Osman Amcana, Leyla’ya bakarak karşılaştırarak sevmekten bahsetmiyorum! Kalbinde bazen tanıdığın bazen ise hiç tanımadığın insanlara bildiğin ya da bilmediğin hikayelerine anlayıştan doğan şefkat büyüttün mü?

Sene 2012 yoga eğitmenlik eğitimine gitmek istiyorum. Eminim bilirsiniz, tam zamanlı işiniz varsa sistemin dışına doğru gönlünüz akıyorsa en yakınlarınıza bile uzaylı gelirsiniz! O zamanlar beni tek destekleyen dedemdi.  Kendisi emekli kadın – doğum profesörüydü. Hayatını çalışmaya adayan, sabaha karşı kalkıp, kitaplar yazan hayatını saymakla bitmeyen başarılar sığdırmış bir adamdı.  2012’den bu zamana eğitimlere gittikçe en çok sevinen kişiydi. İki sene önce anatomi eğitimine gidiyorum diye bana anatomi kitabı hazırlamıştı. Ben şu eğitime de gideceğim diye ne zaman anlatsam: ‘Çalış kızım, aman çalış ‘derdi.

Di’li geçmiş zaman olarak yazmak hayatın başka bir gerçeği. Birkaç hafta önce dedemi kaybettik. İşin aslı 91 yaşındaydı. 2 defa kanseri yenmiş biriydi, o yüzden her şekilde ayakta kalacağına çok fazla inanıyordum ama dedem hastalıktan değil de, organlarının daha fazla çalışamamasından dolayı öldü. Ölmeden bir hafta önce de, saati göstererek, five o’clock diyecek kadar da aklı yerindeydi.

İşin aslı bunun olabileceğini ne kadar bilsem de canım çok yandı. Üstümde kocaman bir ağırlık hissettim. İnsan gecenin karanlığı bitip, güneş doğduğunda her şeyin eskisi gibi olmasını çocukça olsa da bekliyor. Tabi, hayat bu! Su, ne zaman geriye aktı? Sonra fark ettim ki, çok bencilim! Kendim üzülmemek istediğim için her şeyin eskisi gibi olmasını istiyorum. İnsanın başına bir kayıp geldiğinde ilk olarak yaptığı eylem kabul etmemek oluyor. Elinden geleni yapıp, hiçbir şeyi değiştirme gücü olmadığın idrakini keşfettiğinde artık hoşuna gitmeyen o karanlık hislerin içeri girmesi için kapıyı açmaya başlıyor. Neden geldiniz, nasıl olur da gelirsiniz yerine gelen her duyguyu gözlemlemeyi ve doya doya yaşamayı başardığında karanlık dağılıyor. Çünkü o karanlık duyguların tek istediği görülmek ve fark edilmek! Ne garip değil mi? 

Özlemek kalp yorucu olabiliyor...

Fark etmeye başladım ki,  kalpten kalbe kurulan bağ, bizim aklımızın alamayacağı kadar geniş ve sınırsız… Kalp, kalbi bilir. Dolayısıyla algıladığım üzere, gerçek sevgi tam burada başlıyor.  Kelimesiz, konuşmadan, görmeden ama doya doya sevgi okyanusun içinde her daim birlikte olduğumuzu hatırlayarak... İYİ Kİ   

Birini sevdiğini ya da sevmediğini nasıl anlarsın? Nasıl seversin? Hayatında bir kere de olsa birini olduğu gibi gerçekten değiştirmeden olduğu gibi sevdin mi? Benden çok farklı, beni hiç dinlemiyor diye çocuklar gibi oyunlara girmek yerine o kişinin gözlerinin içine baktın mı? Ama gerçekten bakmaktan bahsediyorum. Bu aralar daha derinden algılıyorum ki, bilinçli olarak tohumun toprağını seçme şansı yok! Mevcut şartlar içinde tohum neyse topraktan da o çıkıyor. Gül tohumun papatya olması beklenemez değil mi? Ah, keşke olsaydı neden olmadı’lar ile sadece zaman kaybeder ve kendine ızdırap yaratırsın! 

Onun yerine kalbini olana açmaya gönüllü olup, olanı görmeyi deneyebilirsin.

 

 

 

SİTEDE ARA

Go to top